Avrupa’dan Ege’ye iklim cenderesi: Rekolte baskı altında, Büyük Menderes’te kısıtlı sulama, kuru meyvede toksin riski artıyor

İklim değişikliğinin etkisiyle artan aşırı sıcaklıklar ve kuraklık, 2026 yazında Akdeniz Havzası ile Avrupa’nın önemli tarım bölgelerinde üretimi olumsuz etkiliyor. Uzmanlar, yükselen sıcaklıkların yalnızca verimi değil, ürün kalitesini ve gıda güvenliğini de tehdit ettiğine dikkat çekiyor.

Uluslararası tarım ve iklim kuruluşlarının yayımladığı değerlendirmelere göre, haziran ve temmuz aylarında Avrupa genelinde etkili olan sıcak hava dalgaları ile toprak nemindeki azalma, özellikle tahıl üretiminde önemli kayıplara neden oldu. Yapılan hesaplamalar, tarımsal üretimde milyarlarca avroyu bulan ekonomik kayıplara işaret ediyor.

Avrupa’nın önde gelen tarım üreticilerinden Fransa’da mısır üretiminin son yılların en düşük seviyelerinden birine gerilemesi beklenirken, Doğu Avrupa’nın bazı bölgelerinde kuraklığın geniş tarım alanlarını etkilediği bildiriliyor. İspanya ve Yunanistan başta olmak üzere Akdeniz ülkelerinde ise su kaynakları üzerindeki baskı nedeniyle sulama ve içme suyu yönetimine yönelik çeşitli kısıtlamalar uygulanıyor.

Büyük Menderes Havzası’nda kısıtlı sulama

Avrupa’da üretim tahminlerini aşağı çeken sıcaklık ve kuraklık baskısının benzeri, Ege Bölgesi’nin en önemli tarım alanlarından Büyük Menderes Havzası’nda sulama kısıtlamalarıyla kendini gösteriyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı, Devlet Su İşleri ve bölgedeki sulama birliklerinin koordinasyonunda uygulanan kısıtlı sulama programları kapsamında, bazı bölgelerde üreticilere sezon boyunca yalnızca bir kez sulama imkânı sağlanıyor. Kemer, Çine Adnan Menderes ve Adıgüzel barajlarındaki su seviyeleri nedeniyle özellikle Söke, Aydın ve Denizli ovalarında sulama planlamaları daha kontrollü yürütülüyor.

Bölgedeki sulama modelini değerlendiren Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Hakan Çakıcı, mevcut sulama modeli ve ürün deseninin bu şekliyle sürdürülemeyeceğini, köklü bir dönüşümün kaçınılmaz olduğunu belirtiyor. Devlet yatırımlarının yetersiz kaldığını, mevcut barajların ve kanalların eskidiğini vurgulayan Çakıcı, yağışlı dönemlerde yüzey sularının baraj ve göletlerde tutulması gerektiğini; tarla ve bahçe ölçeğinde ise gölgeleme, koruyucu örtü, yağmurlama ve sisleme gibi uygulamaların desteklenmesini öneriyor. Çakıcı ayrıca meteorolojik uyarı sistemlerinin, acil mücadele prosedürlerinin ve tarım sigortalarının yeni iklim koşullarına göre geliştirilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Yüksek su ihtiyacı olan ürünlerde ısrar edilmesinin toprağı verimsizleştirebileceğini ve yeraltı su rezervlerini düşürebileceğini kaydeden Çakıcı, bu durumun ilerleyen dönemde daha az su isteyen ürünlerin yetiştirilmesini bile zorlaştırabileceğini söylüyor. Bakanlığın desteklemeler yoluyla ürün desenini yönlendirmeye çalıştığını belirten Çakıcı, çiftçilerin alışkanlıkları ve gelir kaygısı nedeniyle geleneksel ürünleri ekmeyi sürdürdüğünü aktarıyor. Çakıcı, Bakanlığın önerdiği alternatif ürünlerin yeterli gelir sağlayıp sağlamayacağı konusunda da çiftçilerin kaygı taşıdığına dikkat çekiyor.

İklim baskısı kuru meyvede toksin riskini artırıyor

İklim değişikliği yalnızca rekolteyi değil, ürün kalitesini de doğrudan vuruyor. Ege Bölgesi’nin simge ihraç ürünleri olan kuru incir ve kuru üzümde yüksek sıcaklık, kuraklık stresi ve nem dalgalanmaları aflatoksin ile okratoksin riskini artırıyor. Toksin riskindeki artış, kuru meyve ihracatında analiz ve denetim süreçlerinin önemini de artırıyor. Avrupa Birliği kontrollerinde uygun bulunmayan partiler, ihracatçılar açısından ticari kayba yol açabiliyor.

Aşırı sıcaklar ile nem düzeyindeki dalgalanmaların küf artışını tetiklediğini belirten Gıda Mühendisleri Odası Başkanı İ. Uğur Toprak, iklim krizinin toksin oluşumunu istisna olmaktan çıkarıp yapısal bir risk hâline getirdiğini vurguluyor. Toprak, aflatoksinin özellikle karaciğer kanseri açısından güçlü bir risk taşıdığını, okratoksinin ise böbrek hasarı, bağışıklığın baskılanması ve olası kanser riskiyle ilişkili olduğunu belirtiyor. Toprak, bu toksinlerin ısıya dayanıklı olduğunu ve pişirmeyle ortadan kalkmadığını belirterek uzun süreli maruziyetin özellikle çocuklar açısından oluşturduğu riskin göz ardı edilmemesi gerektiğini kaydediyor.

İhracattan dönen ürünlerin denetim süreçlerine değinen Toprak, iade eden ülkenin resmî gerekçe bildirmediği durumlarda geri dönüş nedenine ilişkin ihracatçı firmanın beyanının esas alındığını belirterek bu durumun güvenlik açısından soru işareti yarattığını ifade ediyor. İade gerekçesinin ilgili ülkeden resmî olarak talep edilmesi ve gerekli analizlerin yapılması gerektiğini vurgulayan Toprak, analiz sonucunda Türkiye mevzuatına uygun olduğu belirlenen ürünlerin iç piyasaya sunulmasının sorun oluşturmayacağını, ancak iade gerekçesinin ve analiz sonuçlarının kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılması gerektiğini belirtiyor.

İç piyasa denetimi ve altyapı çözümleri

Gıda güvenliğinin bir ihracat kriteri değil, halkın temel hakkı olduğunun altını çizen Toprak, ihraç edilen ürünler için geçerli olan güvenlik standartlarının iç piyasada da aynı titizlikle uygulanması gerektiğini savunuyor. Bakanlığın taklit ve tağşiş listesinin kapsamının genişletilmesini isteyen Toprak, mikrobiyolojik analiz sonuçları ile pestisit, aflatoksin ve okratoksin sınırlarını aşan ürünlerin ve bunları piyasaya süren firmaların da kamuoyuna açıklanması gerektiğini belirtiyor. Toprak ayrıca bitkisel üretimde ziraat mühendislerinin, gıda üretim işletmelerinde ise gıda mühendislerinin istihdam edilmesi gerektiğini ifade ediyor.

İklim krizine karşı üretim ve depolama altyapısının yeniden tasarlanması gerektiğini belirten Toprak, özellikle küçük üreticilere kontrollü kurutma tesisi, iklimlendirilmiş depo yatırımı ve eğitim desteği verilmesini öneriyor. Ürün neminin hızla güvenli seviyelere düşürülmesi, depolardaki sıcaklık ve nemin sürekli izlenmesi, nakliyenin kapalı ve kontrollü araçlarla yapılması ve parti bazında takip sistemlerinin kurulması gerektiğini vurgulayan Toprak, AB’deki RASFF’a benzer, ancak iç piyasayı da kapsayan etkin bir izleme sistemi kurulmasını istiyor.

Seferi Keçi

Kültür-yaşam dergisi

Bir cevap yazın