Benim, senin değil hepimizin; Türkiye’nin kamusal alan problemi

Türkiye’de çöp sorunu çığ gibi büyüyor. Parklarda, sokaklarda, çöp konteynerlerinin yanında öylece atılmış çeşit çeşit eşya, sahillerdeki izmarit ve pet şişe yığınları, kırık cam şişeleri, mangal artıkları, kullanılmış bebek bezleri, çekirdek kabukları ülkenin hemen her köşesinde karşımıza çıkıyor.  Nüfusu yaz aylarında ciddi biçimde artan Ege sahilleri bu konuda başı çekiyor. Altyapı eksikliği ve yerel yönetimlerden alınan hizmetlerdeki aksamalar da eklenince ortaya çıkan kirlilik artık kronik bir hal alıyor.

Müthiş doğası ve berrak denizi ile Ege’deki Maldivler olarak lanse edilen Dikili’nin Pissa koyunu gördünüz mü? Berrak suları ve muhteşem doğasıyla dupduru bir cennetten köşe. Pissa Koyu artık  ziyaretçilerin bıraktığı çöp dağlarıyla haber oluyor. İnsanların ertesi gün havlu serecekleri bir sahile yiyecek atıklarını, içki şişelerini neden öylece bırakıp gittiklerini anlamak zor. 

Türkiye’de çevreyi kirletmek çok kolaylaştı  Bu bir davranış bozukluğu değilse ne? Üstelik insanlar evlerinin salonuna yediği çekirdeklerin kabuğunu atmıyor; bebeklerinin bezini mutfakta bırakmıyor veya yatak odasının halısına izmarit saplamıyor. Bunları yapan varsa onlar bu yazının değil, klinik bir araştırmanın konusu olabilir. Zira aynı ezici çoğunluk kendi malına özenle sahip çıkarken sahile cam şişesini (üstelik kırdıktan sonra), sokağa eski püskü koltuğunu rahatlıkla bırakabiliyor.  .

Her sahile bir jandarma eri, her sokak başına bir zabıta memuru dikilemeyeceğine göre bu iş nasıl çözülecek? Çözüm eğitim mi, belediyelerin daha çok çalışması mı, kurallara uymayanlara para cezası mı, her köşeye gizli kamera mı?

Toplumsal norm problemi ne demek?

Youtube’da Kayıt Dışı İktisat başlıklı bir program hazırlayan ve birkaç hafta önce yayınında bu konuyu masaya yatıran ekonomist  Prof. Dr. Ceyhun Elgin’e göre yaşadığımız aslında bir toplumsal norm problemi. Dolayısıyla yere atılan o küçücük pet şişenin arkasında aslında çok daha büyük bir soru yatıyor: Biz ortak olana neden kendi malımız gibi davranmıyoruz?

Elgin, ”İşin içinde ‘Negatif dışsallıklar’, cezasızlık ve yaptırım, toplumsal normlar, ‘nasıl olsa belediye temizler’ düşüncesi, müşterekler problemi, devlet kapasitesi ve çok ilginç bir ‘kirli denge’ var. Üstelik mesele yalnızca çevre temizliği de değil. Temiz parklar, temiz sahiller ve kaliteli kamusal alanlar aslında önemli bir refah ve eşitlik meselesi. Çünkü kamusal alan kötüleştiğinde parası olan kendisine özel ve temiz bir alan satın alabiliyor; olmayan ise giderek daha kötü kamusal alanlara mahkûm oluyor.” diyor.

Prof. Dr. Elgin’in kirli denge diye bahsettiği meselenin açılımı ise şu; bir alan sürekli temiz tutuluyorsa oraya çöp atmak anormal bir davranış olarak kabul edilip tepki topluyor ancak alan yeterince temiz tutulmuyorsa orayı kirletmenin utanılacak bir şey olmadığı düşüncesi hakim olmaya başlıyor. Bu çerçevede Elgin, kişilerin kamusal alanlardan yararlanırken kendi zevk ve ihtiyaçları doğrultusunda hareket ettiğine ancak o alana verilen zarar konusunda duyarsız davranabildiğine dikkat çekiyor ve şöyle devam ediyor:

”Kamusal alana çöp bırakanların topluma söylediği şudur; ‘Bunun maliyetini ben değil toplum ödesin’. Yani fayda kişiye özel, maliyet toplumsaldır bu mantıkta.  Ancak burada problem aslında hepimizin olan ortak alanların sahipsiz gibi algılanmasıdır. Oysa burada mesele aidiyettir. Benim dediğimiz şeye başka, hepimizin dediğimiz şeye başka türlü davranıyoruz. Ekonomide müşterekler problemi dediğimiz şey aslında bu. Herkes ortak bir kaynaktan yararlanmak istiyor ama o kaynağı koruma maliyetini başkası üstlensin istiyor.”

Ceza tek başına yeterli mi?

Prof. Dr. Elgin, cezai yaptırımların tutarının da bu davranışı değiştiremeyeceğine dikkat çekiyor. Çünkü bir davranışın maliyeti ne kadar yüksek cezaya tabi olursa olsun eğer fiili durumda yaptığınızın cezasız kalacağını biliyorsanız bireyseniz o çöpü sokağa, fabrikaysanız o kirli atığı yakınlardaki dereye atıyorsunuz. Yani mesele ceza değil, kuralın uygulanıp uygulanmadığı.

Ülkemizdeki yaptırımların ne kadar caydırıcı olduğu ise büyük bir soru işareti. Durumu şu kıyaslamalı örneklerden anlamak mümkün; Türkiye’de trafikte seyir halindeyken araçtan yola çöp, pet şişe veya benzeri cisimler atmak 5.662 TL idari para cezası uygulanıyor. Almanya’da ise küçük atıklar için bu ceza 250 Euro’dan başlıyor, verilen zararın boyutuna göre 100 bin Euro’ya kadar çıkıyor. Mobilya, büyük elektronik aletler gibi atıkların sokağa bırakılması ise Singapur’da hem yüklü bir para hem de beş yıla kadar hapis cezası almak demek. Birleşik Krallık’ta ise “Atık Suçları Eylem Planı” (Waste Crime Action Plan) kapsamında cezalar daha da ağırlaştırılmış; yol kenarlarına kasıtlı olarak büyük miktarda çöp bırakılması ya da atılması durumunda belediyelerin kestiği cezalar 1.000 Sterlin ile 5.000 Sterlin arasında değişiyor.

Ceyhun Elgin, temiz bir kamusal alanın bir eşitsizlik meselesi olduğuna değiniyor çünkü kamusal alan kirlendiğinde herkes bu sorundan eşit olarak etkilenmiyor, paranız varsa özel plaja gidiyor, ücretli hizmetlerden yararlanabiliyorsunuz. Alternatif bir yaşam alanı yaratma imkanı olmayanlar ise mevcutla yetiniyor:  ”Bu, sahil pislenmişse ne yapalım deyip geçiştirilecek bir mesele değil. Bu aynı zamanda sınıfsal bir mesele. Kamusal alanın çökmesi bu alternatifleri kullanamayanlar için bir  sorundur. Bu da sosyal eşitsizlikleri daha fazla görünür kılar. Toplumsal hayat geriledikçe bir çok deneyimi piyasdan satın almaya başlarız, dezavantajlı gruplar ise giderek görülmez hale gelir. Ortak yararlanabildiğimiz mekanlar azaldıkça birbirimizle karşılaşabileceğimiz, diyalog kurabileceğimiz alanlar da azalır. Dolayısıyla kamusal alanın kalitesi toplumun kalitesi ile doğrudan ilgilidir”.

Kamusal alanla ilişki topluma ayna tutar

Prof. Dr. Elgin kirlilik sorunun nasıl çözülebileceğine de kafa yoruyor. Zira bu konu ”Her şeyin başı eğitim” diyerek geçiştirilecek boyutu artık aşmış durumda. Elgin’in çözüm önerileri öncelikle kamu yöneticilerini ilgilendiriyor.

”Eğitim elbette önemli ama tek başına yeterli değil, doğru davranışı destekleyecek bir sistem gerekiyor. Bunun birinci gerekliliği de altyapı. Yeterli sayıda çöp kutusu olacak, o kutular düzenli temizlenecek. İkincisi yaptırım yazılı kurallarda kalmayacak uygulanacak. Üçüncüsü kamusal alan sürekli temiz tutulacak çünkü temizlik yeni temizliği teşvik eden bir şey. En önemlisi ise toplumsal norm değişikliği. Kamusal alanı kirletmek, yere çöp atmak küçük bir kabahat olmaktan çıkacak. İyi örneklerin görünür hale gelmesini de son madde olarak ekleyebiliriz.”

Prof. Elgin’in de dediği gibi, bir toplumun kamusal alanla ilişkisi o topluma dair çok şey anlatıyor. O zaman buradan biraz da kendimize pay çıkarmak gerekiyor. Bu ülkenin vatandaşları olarak, birlikte sağlıklı ve temiz bir çevrede yaşamak, müştereklerimizi korumak adına biz ne yapıyoruz?

Bir cevap yazın