- Yaşamı savunanlara Noyan Özkan onuru: Ödüller Azize Alan, Hatice Kocalar ve EGEÇEP’e - 21 Eylül 2026
- Avrupa’dan Ege’ye iklim cenderesi: Rekolte baskı altında, Büyük Menderes’te kısıtlı sulama, kuru meyvede toksin riski artıyor - 15 Eylül 2026
- TTB’den Bülent Şık’ın dava konusu yazılarına ilişkin rapor: Uyarılar bilimsel kanıtlara dayanıyor - 7 Eylül 2026
Türk Tabipleri Birliği, BEE’O firmasının Bülent Şık hakkında açtığı tazminat davasının istinaf incelemesine sunulmak üzere hazırladığı uzman görüşünde, Şık’ın pirolizidin alkaloitleri ve arı ürünlerine ilişkin uyarılarının bilimsel temele dayandığını belirtti. Raporda özellikle çocuklar gibi hassas gruplar için ihtiyatlı davranmanın koruyucu halk sağlığı yaklaşımının gereği olduğu vurgulandı.
Gıda mühendisi ve halk sağlığı uzmanı Bülent Şık’ın bianet’te yayımlanan, bazı arı ürünleri ile bitkisel ürünlerde bulunabilen pirolizidin alkaloitlerinin sağlık açısından oluşturabileceği riskleri ele aldığı yazılar nedeniyle açılan davada yeni bir gelişme yaşandı. Türk Tabipleri Birliği (TTB), istinaf incelemesine sunulmak üzere dava konusu yazılardaki bilimsel ifadeleri değerlendiren kapsamlı bir uzman görüşü hazırladı.
Arı ürünleri üreten BEE’O firması tarafından açılan tazminat davasında İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, Şık ve diğer davalılar aleyhine karar vermiş; 50 bin TL maddi, 1 TL manevi tazminat ödenmesine ve dava konusu içeriklerin kaldırılmasına hükmetmişti. Şık’ın avukatlarının istinafa taşıdığı dosya için hazırlanan TTB raporu, yazılarda dile getirilen halk sağlığı kaygılarının bilimsel dayanağı bulunup bulunmadığı sorusuna odaklandı.
Üç halk sağlığı uzmanı, iki çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı ile eczacılık alanından bir uzmanın katkısıyla oluşturulan görüşte; toksikoloji, çocuklarda maruziyet, hassas gruplar, takviye edici gıdalar ve arı ürünlerinin kullanımı birlikte ele alındı. TTB, Şık’ın temel bilimsel açıklamalarının yazıların yayımlandığı dönemdeki bilgi birikimiyle ve uluslararası risk değerlendirme kuruluşlarının yaklaşımıyla esas olarak uyumlu olduğu sonucuna vardı.
Değerlendirmede Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA), Avrupa İlaç Ajansı (EMA), Dünya Sağlık Örgütü (WHO), FAO/WHO Ortak Gıda Katkı Maddeleri Uzman Komitesi (JECFA), Codex Alimentarius, Avrupa Birliği ve Türkiye mevzuatı ile güncel bilimsel çalışmalar incelendi. Raporda amacın herhangi bir firmanın belirli bir ürününü “güvenli” ya da “güvensiz” ilan etmek değil, Şık’ın kamuoyuna aktardığı risklerin bilimsel karşılığını değerlendirmek olduğu kaydedildi.

Pirolizidin alkaloitleri neden gündemde?
Pirolizidin alkaloitleri (PA), bazı bitkilerin doğal olarak ürettiği toksik kimyasal bileşikler olarak biliniyor. Arılar bu maddeleri üreten bitkilerden nektar, polen veya başka bitkisel materyaller topladığında bileşikler kovana taşınabiliyor. Bu nedenle bal, polen ve diğer arı ürünlerinde farklı miktarlarda PA bulunması, ürüne kasıtlı bir ekleme değil doğal ve tarımsal süreçlerden kaynaklanan bir bulaşma biçimi olarak değerlendiriliyor.
Özellikle 1,2-doymamış PA türleri, vücuda alındıktan sonra karaciğerde reaktif metabolitlere dönüşebiliyor. Bu metabolitlerin hücresel proteinlere ve DNA’ya bağlanabilmesi; karaciğer toksisitesi, genetik hasar ve kanser oluşturma potansiyeline ilişkin bilimsel kaygıların temelini oluşturuyor.
İnsanlarda PA maruziyeti ile kanser arasındaki ilişkiyi doğrudan inceleyen uzun süreli epidemiyolojik araştırmalar sınırlı olsa da TTB, bu eksikliğin söz konusu maddelerin önemsiz olduğu biçiminde yorumlanamayacağını belirtti. EFSA ve diğer uluslararası kuruluşlar; metabolik mekanizmaları, DNA hasarını, genotoksisite bulgularını ve deney hayvanlarında görülen karsinojenik etkileri birlikte değerlendiriyor.
Rapora göre halk sağlığı açısından sorun yalnızca kısa sürede yüksek miktarda PA alınmasına bağlı akut zehirlenme olasılığı değil. Polen gibi ürünlerin her gün tüketilmesinin önerildiği durumlarda, düşük miktarlı fakat uzun süreli ve tekrarlayan maruziyet de genotoksik ve karsinojenik etkiler nedeniyle önem taşıyor.
Bu maddeler için klasik anlamda “güvenli günlük alım miktarı” belirlemek yerine Maruziyet Marjı olarak adlandırılan MOE yaklaşımı kullanılıyor. Bu yöntem, insanların maruz kaldığı miktarla deneysel çalışmalarda zararlı etki görülen düzey arasındaki mesafeyi gösteriyor. Değer yükseldikçe güvenlik payı genişliyor, düştükçe halk sağlığı kaygısı artıyor. EFSA, genotoksik ve karsinojenik maddeler açısından 10 bin ve üzerindeki MOE değerini düşük düzeyde sağlık endişesi olarak değerlendiriyor. Bu sınırın altındaki bir değer, kişinin mutlaka hastalanacağı anlamına gelmiyor; ancak maruziyetin azaltılmasının önemine işaret ediyor.
Türkiye’deki polen örneklerinin yüzde 21,2’si sınırı aştı
TTB’nin uzman görüşünde Türkiye’de yürütülen güncel bir araştırmaya da yer verildi. Akyıldız ve arkadaşlarının 2025 yılında Food Chemistry dergisinde yayımlanan çalışmasında, ülkenin farklı bölgelerinden alınan bal ve arı poleni örnekleri incelendi. Bal örneklerinde toplam PA/PANO miktarı kilogram başına 0,28 ile 177,38 mikrogram arasında ölçülürken polen örneklerinde çok daha geniş bir dağılım görüldü.
Araştırmada incelenen polen örneklerinin yüzde 21,2’sinde toplam PA/PANO miktarının, Avrupa Birliği mevzuatında polen bazlı gıda takviyeleri için belirlenen kilogram başına 500 mikrogramlık üst sınırı aştığı bildirildi. TTB’ye göre bu bulgu, Türkiye’deki arı ürünlerinde PA/PANO varlığının yalnızca teorik bir olasılık olmadığını, gerçek ürün örneklerinde ölçülebildiğini ortaya koyuyor.
Bununla birlikte rapor, bir üründe PA saptanmasının ya da mevzuattaki üst sınırın aşılmasının o ürünü tüketen herkesin sağlık sorunu yaşayacağı anlamına gelmediğinin altını çiziyor. Risk; üründeki maddenin miktarı ve bileşimi, tüketim miktarı, sıklığı ve süresi, kişinin vücut ağırlığı ve başka gıdalardan alınan toplam PA miktarıyla birlikte değerlendiriliyor. Bitki çayları, bitkisel infüzyonlar, baharatlar, tıbbi ve aromatik bitkiler ile bazı gıda takviyeleri de toplam maruziyete katkıda bulunabiliyor.
Çocuklar için daha ihtiyatlı yaklaşım
TTB raporunda özellikle çocukların korunmasına dikkat çekildi. Çocukların vücut ağırlığının yetişkinlere kıyasla daha düşük olması ve bazı gıdaları vücut ağırlığı başına daha fazla tüketebilmesi, aynı düzeydeki bir kimyasal bulaşana daha yüksek oranda maruz kalmalarına yol açabiliyor. Uluslararası kuruluşların risk değerlendirmelerinde çocukları farklı yaş grupları halinde incelemesinin nedeni de bu özellikler.
Türkiye’deki düzenlemeler de küçük çocukları ayrı bir grup olarak ele alıyor. İki yaşın altındaki çocuklara yönelik hiçbir takviye edici gıdanın piyasaya sunulmasına izin verilmiyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ilgili talimatına göre 2–4 yaş grubuna yönelik arı sütü, arı poleni, perga, apilarnil ve propolis içeren takviye edici gıdalar da onay alamıyor.
TTB, bu düzenlemelerin bütün arı ürünlerinin çocuklar için zararlı olduğu anlamına gelmediğini; küçük çocukların olası riskler karşısında özel olarak korunması gerektiğini gösterdiğini vurguladı. Raporda Şık’ın çocuklara ilişkin uyarılarının mevcut bilimsel kanıtlarla uyumlu olduğu ve koruyucu halk sağlığı yaklaşımı içinde kaldığı ifade edildi.
“Zarar ortaya çıkmadan da uyarı yapılabilir”
Uzman görüşünün öne çıkardığı başlıklardan biri de “tehlike” ile “risk” arasındaki fark. Bir maddenin genotoksik ya da karsinojenik özellik taşıması, zarar verme potansiyeline, yani tehlikeye işaret ediyor. Gerçek risk ise kişinin o maddeye ne kadar, ne sıklıkta ve ne süreyle maruz kaldığına; yaşı ve vücut ağırlığı gibi özelliklerine göre değişiyor.
TTB’ye göre bir halk sağlığı uyarısı yapılabilmesi için insanların önce zarar görmesini ve bu zararın her bireyde kesin biçimde kanıtlanmasını beklemek gerekmiyor. Bilimsel olarak tanımlanmış bir tehlikenin bulunması, insanların bu tehlikeye maruz kalabilmesi ve bazı gruplarda maruziyetin daha yüksek olabileceğine ilişkin yeterli kanıt olması, koruyucu önlemler ve ihtiyatlı uyarılar için gerekçe oluşturuyor.
Raporda Şık’ın yazılarında bütün arı ürünlerinin PA içerdiği veya her koşulda insan sağlığına zararlı olduğu yönünde kategorik bir iddia bulunmadığı da belirtildi. Yazılarda bazı ürünlerde doğal bulaşma sonucu PA bulunabileceği, miktarların üründen ürüne değişebileceği ve sağlık riskinin gerçek maruziyet koşulları üzerinden değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.
TTB, Şık’ın daha fazla araştırma yapılması, arı ürünlerinde PA/PANO düzeylerinin düzenli izlenmesi, kamusal denetimin güçlendirilmesi ve toplumun bilimsel veriler doğrultusunda bilgilendirilmesi yönündeki çağrılarının uluslararası risk değerlendirme ilkeleriyle örtüştüğünü bildirdi.
Uzman görüşü, süren davanın ötesinde bilim insanlarının kamusal sorumluluğuna da dikkat çekiyor. Rapora göre bilim insanlarının görevi yalnızca bilgi üretmek değil; eldeki kanıtları, belirsizlikleri ve olası riskleri toplumla anlaşılır ve şeffaf biçimde paylaşmak. Sağlık risklerinin ancak zarar kesinleştikten sonra açıklanabileceğini savunan bir yaklaşımın, koruyucu halk sağlığının temel mantığıyla bağdaşmadığı belirtiliyor.
TTB’nin vardığı sonuç, Şık’ın dava konusu yazılarındaki ifadelerin yayımlandıkları dönemdeki bilimsel bilgiyle uyumlu olduğu, uluslararası kuruluşların yaklaşımıyla genel olarak örtüştüğü ve özellikle çocuklar ile diğer hassas grupları önceleyen koruyucu-önleyici halk sağlığı değerlendirmeleri kapsamında kaldığı yönünde. Böylece istinaf sürecindeki dosya, yalnızca arı ürünleri ve gıda güvenliğini değil, toplumun sağlık riskleri hakkında bilgi edinme hakkı ile bilimsel ifade özgürlüğü arasındaki ilişkiyi de yeniden gündeme taşıyor.
















