“Zehirsiz, doğa dostu tarım mümkün” diyen ziraat mühendisi ve tarım eğitmeni Mine Pakkaner, Seferi Keçi’de üreticilerle buluştu.
Etkinliğin tamamını Seferi Keçi’nin Youtube kanalından izleyebilirsiniz.
“Büyük Dertlere Küçük Çareler” buluşmaları kapsamında düzenlenen söyleşide Pakkaner, kimyasal girdilere bağımlı endüstriyel tarımın toprağı, suyu ve canlıları nasıl tahrip ettiğini anlattı, onarıcı tarımın somut ve uygulanabilir yöntemlerini paylaştı.

“Tarım doğal değil, ama doğayla dost olabilir”
Meslekte 42 yılı geride bırakan, 25 yıl bizzat üreticilik yapmış olan ziraat mühendisi Mine Pakkaner, kendini “masa başı hiç çalışmamış, sahadan gelen bir doğa dostu tarımcı” olarak tanıttı.
Pakkaner, “doğal tarım” söylemine itiraz ederek tarımın doğaya müdahale olduğunun altını çizdi; “Tarım doğal olsaydı, tohum düştüğü yerde kendi kendine çıkar, biz de toplardık; o, toplayıcılık olurdu, tarım değil” diyerek, meselenin müdahaleyi nasıl yaptığımızda düğümlendiğini vurguladı.
Tarım alanı açmak için ormanların kesilmesine, sulak alanların kurutulmasına, monokültür dev plantasyonlara ve ağır makine kullanımına sert sözlerle karşı çıkan Pakkaner, “tarım savunucusu değil, doğa savunucusu” olduğunun altını çizdi.
Konuşmasında “yeşil devrim” diye pazarlanan kimyasal yoğun tarım modelinin pestisitler, herbisitler, kimyasal gübreler ve GDO’lu tohumlarla ekosistemi ve iklimi nasıl bozduğunu; küçük aile çiftçiliğini tasfiye ederken tarımı küresel şirketlere bağımlı hale getirdiğini anlattı.

“Toprak üretmiyoruz, toprağı onarmaya çalışıyoruz”
Pakkaner, sunumunda en sert çıkışlarından birini “toprak üretiyoruz” söylemine yaptı: “Milyon yılda oluşan toprağa, iki kompost yaptın diye ‘toprak üretiyorum’ demek, anne terliğini hak eder” sözleri salonda gülüşmelere yol açtı.
Buna karşılık, kompost ve organik maddeyi toprağı iyileştirmenin temel araçları olarak konumlandırdı; amaçlarının “toprak üretmek” değil, yanlış tarım uygulamalarıyla bozulmuş toprağı onarmak olduğunu anlattı.
Onarıcı tarımın odak noktasının toprak sağlığı olduğunu vurgulayan Pakkaner, Anadolu topraklarının “bereketli” olduğu yönündeki ezberi de sorguladı. Türkiye’de çoğu bölgede tarım toprağının organik madde oranının yüzde 1’in altına düştüğünü belirterek, “Bizim çok övündüğümüz Anadolu toprakları, kimyasallarla ve tuzlu gübrelerle kavrulmuş durumda” dedi.

Organik madde, su tutma ve iklim krizi
Pakkaner, organik madde–su tutma ilişkisini somut bir örnekle anlattı: Organik maddeyi yüzde 1 artırmanın toprağın su tutma kapasitesini yaklaşık yüzde 30 artırdığını, toprağın sünger gibi davranmasını sağladığını söyledi.
Bu sayede hem kuru dönemlerde bitkilerin susuzluğa dayanıklılığının arttığını, hem de ani ve şiddetli yağışlarda erozyon ve sel riskinin azaldığını belirtti; buna karşın çıplak bırakılmış, sık sürülmüş tarlaların hem karbon salımını yükselttiğini hem de suyu tutamadığını vurguladı.
İklim krizinin, hatalı tarım uygulamalarıyla daha da ağırlaştığını anlatan Pakkaner, drenaj ve altyapı eksikleri nedeniyle şehirleri ve tarlaları su basmasının “yağmurun değil, insanın suçu” olduğunu söyledi.
Toprağın sürekli sürülmesiyle faydalı mikroorganizmaların ve toprağın karbon stokunun yok edildiğini, bunun da topraktan atmosfere karbondioksit salımını hızlandırarak sera etkisini artırdığını ifade etti.
Monokültür yerine biyoçeşitlilik ve polikültür
Pakkaner, onarıcı tarımda monokültürden uzaklaşmanın hayati olduğunu belirterek, “Yumurtaları aynı sepete koymayın” atasözünü üretim için yeniden yorumladı.
Binlerce dönüm tek tip ürün ekilen alanlarda ne böcek, ne kuş, ne gölge ağacı kaldığını, böyle alanlarda hastalık ve zararlı baskısının doğal olarak yükseldiğini ve bunun da üreticiyi pestisit bağımlılığına ittiğini anlattı.
Buna karşılık polikültür sistemleri ve ara tarımı savunan Pakkaner, zeytinliklerin arasına tıbbi papatya, baklagil, aromatik bitkiler gibi pazarlanabilir ve toprağı besleyen türlerin ekilmesini önerdi.
Bahçe sınırlarına farklı meyve ve çiçekli türlerle “sınır tasarımı” yapmanın, hem faydalı böcekleri çektiğini hem de üreticiye ek gelir sağladığını, tek ürüne bağlı kalmayan üreticinin iklim ve piyasa şoklarına daha dayanıklı olduğunu belirtti.

“Ot düşmanınız değil, en büyük yardımcınız”
Pakkaner’in sunumda dikkat çekici çeken bölümlerinden biri, “yabancı ot” kavramına yönelik eleştirileri oldu. Pakkaner, “Benden önce oradaydı, benden sonra da olacak; o yabancı değil, yabani” diyerek, otların toprak erozyonunu önleme, kökleriyle su ve hava kanalları açma ve çürüdüklerinde toprağı organik maddeyle besleme rollerine dikkat çekti.
Özellikle ayrık gibi istenmeyen otlarla mücadelede, sürekli çapalamayı ve toprağı devirmeyi “en büyük hata” olarak niteledi; bunun yerine ot kesip yerinde bırakma, malçlama ve gölgeleme yöntemleriyle otların gücünü kırıp toprağı besleyecek şekilde yönetmeyi önerdi.
İzleyiciler arasında tarlalarında “otla boğuşan” üreticilerin sorularına tek tek yanıt veren Pakkaner pratik yöntemler paylaştı.
Zehirsiz mücadele: Akıllı böcekler, bitkisel karışımlar, ev yapımı preparatlar
Pakkaner, “Minimum kimyasal, maksimum sağlık” sloganını hatırlatarak, zehirsiz mücadele araçlarını detaylandırdı. Salkım güvesi, zeytin sineği ve çeşitli zararlılar için biyolojik mücadelede kullanılan “akıllı böcekler”in, belli bir süre düzenli salındığında arazide kendi kolonilerini kurduğunu, böylece üreticinin her yıl kimyasal almadan zararlıyı baskılayabildiğini anlattı.
Zararlılara karşı adaçayı, kekik, biberiye gibi bitkilerden yapılan çaylar, ısırgan suyu, fermente ot gübreleri, balık atıklarından balık aminoasidi, laktik asit serumu ve ev yapımı Arap sabunu gibi çözümleri tarifleriyle birlikte paylaştı.
Bu preparatların üreticinin maliyetlerini ciddi biçimde düşürdüğünü, “hazır ürün” beklentisi yerine emek vererek kendi girdisini üretmeye yönelen çiftçinin hem cebini hem toprağını koruduğunu vurguladı.
Hayvancılık, kompost ve kapalı döngü
Pakkaner, onarıcı tarımda hayvan varlığının önemini güçlü örneklerle anlattı; koyun ve ineklerin sadece gübre üreticisi değil, aynı zamanda ot yönetiminde kilit oyuncu olduğunu söyledi.
Anadolu köylüsünün “ayakbaşı” gibi kadim yöntemlerini hatırlatırken, koyunları kontrollü otlatma sistemleriyle bahçeye sokmanın, hem ot kontrolü hem organik gübre açısından büyük avantaj sağladığını anlattı.
Solucan gübresini “en değerli gübre” olarak niteleyen Pakkaner, mutfak atıklarından solucan besleme ve balık ağıyla solucan–gübre ayrıştırma gibi basit uygulamaları paylaştı.
Çiftçilerin kompostlanmamış hayvan gübresini ağacın gövdesine yığmasını “boşa masraf” olarak tanımlayarak, tüm organik atıkların kompostlanarak toprağa karıştırılması, solucan gübresi ve kompost çaylarıyla kapalı döngü üretim sistemine geçilmesi gerektiğini vurguladı.
Sağlık, gıda toplulukları ve tüketicinin sorumluluğu
Söyleşide, kimyasal yüklü gıda sisteminin insan sağlığı üzerindeki etkileri de geniş yer tuttu.
Pakkaner, çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerin artmasını, kanser ve ağır alerjilerin yaygınlaşmasını günlük hayatımızdaki pestisit ve mikotoksin yüküyle ilişkilendirdi; soğan, patates, buğday gibi temel ürünlerdeki kimyasal yoğunluğuna dikkat çekti.
Temiz gıdaya erişimde gıda topluluklarının rolünü vurgulayan Pakkaner, İzmir ve çevresindeki gıda topluluklarının, doğa dostu küçük aile çiftçileriyle tüketiciyi buluşturduğunu söyledi.
Tüketicilerin market raflarında ürünlerin menşeini ve üretim koşullarını sorgulamasını isteyerek, “Kanada mercimeğini alıp Anadolu çiftçisinin mercimeğini yok sayarsak, bu düzen değişmez” uyarısında bulundu.
“Seçim üreticinin olduğu kadar tüketicinin de”
Söyleşinin sonunda Pakkaner, “Seçim sadece üreticinin değil, tüketicinin de” diyerek kimyasal girdilere bağımlı, monokültür şirket tarımının karşısında, doğayla uyumlu küçük aile çiftçiliğinin dünya tarımının “emniyet supabı” olduğunu yineledi ve tüketicileri doğa dostu üreticilerden alışveriş yapmaya davet etti.
Kalabalık ve ilgili bir üretici topluluğunun sorularıyla zenginleşen buluşma, zehirsiz, doğa dostu tarımın hem teknik olarak mümkün hem de ekonomik olarak sürdürülebilir olduğuna dair güçlü bir umut duygusuyla sona erdi.
Etkinliğin tamamını Seferi Keçi’nin Youtube kanalından izleyebilirsiniz.












