Fazla olanı paylaşmak, alışkanlıkları dönüştürmek: KEÇİ Derneği’nin takas buluşmaları

Seferihisar’da her ayın son cumartesi günü Seferi Keçi Kültürevi’nin içi kıyafet, kitap, oyuncak ve türlü türlü ev eşyasıyla doluyor. İnsanlar dolaplarının dibinde kalan ama hâlâ “iş görür” durumdaki eşyalarını poşetlere doldurup geliyor; sonra o eşyalar başka evlere, başka hayatlara karışıyor. KEÇİ Derneği’nin organize ettiği takas buluşmalarında para geçmiyor; kuponlar, kahveler, sohbetler ve biraz da “artık daha az tüketmeliyiz” duygusu ortalıkta dolaşıyor. Biz de bu dokuzuncu buluşma vesilesiyle, bu fikrin peşine düşen isimlerden Şule Gönülsüz’le takasın hikâyesini ve arkasındaki emeği konuştuk.

“Hepimiz biraz istifçiyiz”

Şule, takas fikrinin Seferihisar’a gelmeden önce aklına düştüğünü anlatıyor. Yurt dışında ve İstanbul’da takip ettiği pek çok takas etkinliği, yıllar içinde ona bir tür “model” sunmuş. KEÇİ Derneği’nden önce Yeryüzü Derneği’nin takas şenliklerine hem katılımcı olarak hem organizasyon ekibi içinde dahil olmuş; orada evdeki fazla eşyayı bir şenlik ortamında elden çıkarmanın ne kadar ferahlatıcı olduğuna yakından tanıklık etmiş.

KEÇİ Derneği’nden Şule Gönülsüz

“Evde ve iş yerinde kullanmadığımız ama atmaya da kıyamadığımız eşyalar var” diyor. “Çok fazla biriktiriyoruz, neredeyse hepimiz istifçi konumuna geldik.” Takasın temel motivasyonu da tam buradan çıkıyor aslında: Elindekini daha işine yarayacak bir şeyle değiştirmek, bu sırada dolapları hafifletmek, kullanmadığın eşyaya yeniden bir yaşama alanı açmak.

Şule Seferihisar’ın takas fikrine tamamen yabancı olmadığını hatırlatıyor. Pandemiden önce düzenlenen mezatlar ve son iki yıldır kurulan ikinci el pazarı, hem fazla eşyadan kurtulmak hem de ikinci el kullanımını “ayıp” olmaktan çıkarmak açısından önemli adımlar olmuş. “Önceden insanlar başkasının giydiği kıyafeti, kullandığı eşyayı almak istemiyordu” diyor; “şimdi sadece ekonomik zorunlulukla değil, daha az tüketmek adına da ikinci eli tercih eden bir kitle oluşuyor.”

Para yok, kupon var

KEÇİ takasında, herhangi bir ikinci el pazarından farklı olarak para hiç devreye girmiyor. Buluşmalar her ayın son cumartesi gününe denk getirilmeye çalışılıyor; öncesinde duyurular yapılıyor, sosyal medyadan tarih ve saat paylaşılıyor.

Gün, öğleye doğru alımlarla başlıyor. Katılımcılar getirdikleri eşyalarla kayıt masasına geliyor; isimleri ve iletişim bilgileri not ediliyor. Şule, bunun iki işe yaradığını söylüyor: “Hem elimizde bir veri oluyor, hem de sosyal medya kullanmayanlara bir sonraki etkinliği haber edebilmek için bir temas noktası oluşuyor.”

Her eşya bir kupona dönüşüyor. Sonra kayıt kapanıyor, tasnif başlıyor: Kıyafetler bir tarafa, kitaplar bir tarafa, mutfak eşyaları, oyuncaklar kategorilere ayrılıyor. Katılımcılar bu sırada Seferi Keçi’nin bahçesinde çayını kahvesini içiyor.

Takas alanına eşyalar dizildikten sonra, kayıt sırasına göre çağrı başlıyor. Herkesin kupon sayısı kadar eşya seçme hakkı var. Kuponlar, paranın yerini tutmuyor; daha çok getirdiğin kadar alabileceğini hatırlatan küçük kartlara benziyor.

Ve ilginç bir ayrıntı: İnsanlar çoğu zaman kuponları kadar almıyor. “Bu bence çok kıymetli” diyor Şule; “Çılgın gibi alışveriş yapmıyoruz. Getirdiğinin hepsini almak zorunda hissetmiyor kimse. Eşyaların çoğu bağışa dönüşüyor.”

Eşyanın değerini korumak

Peki her eşya kabul ediliyor mu? Hayır. Takasın temel kriteri, getirilen şeyin hâlâ kullanım değeri taşıyor olması. Yani kirli, yırtık, sökük, eski püskü parçalar değil; “dolapta yıllardır duran ama aslında gayet iyi durumdaki gömlek”, “artık çocuk büyüdüğü için kullanılmayan ama sağlam oyuncak”, “okunup rafta kalan kitap” …

Şule bunu “kullanım değerini aktaran bir takas” olarak tarif ediyor: “Sizin için fazlalık olmuş olabilir ama başkası için o değerin somutlanmasını sağlıyorsunuz.” Dolayısıyla takas alanına gelenler, çöpe gidecek eşyalarla değil, gerçekten evlere girecek, kullanılacak şeylerle karşılaşıyor.

Günün sonunda kalanlar ise paketlenip Seferihisar Belediyesi’nin sosyal hizmet birimine, Halk Giyime bırakılıyor. Böylece Belediye aracılığıyla ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmış oluyor. Böylece takas sadece dernek içinde dönüp duran kapalı bir döngü olmaktan çıkıp, Belediyenin geniş sosyal ağına eklemleniyor.

Aşırı tüketime karşı küçük bir direnç

Şule’ye göre takas, yalnızca fazlalıklardan kurtulma yöntemi değil; aşırı tüketime, israfa ve görünmez emek/kaynak kaybına karşı küçük ama ısrarlı bir itiraz. Ekoprintle uğraştığı için tekstil sektörüne yabancı olmayan Şule bir penye tişört için, pamuk üretiminden itibaren yaklaşık 2500 litre su harcandığını söylüyor. “Bu, bir insanın iki buçuk yıllık su ihtiyacı” diye ekliyor. Sadece tek bir tişört için…

Bunun yanı sıra üretimin hızına ve niteliğindeki düşüşe dikkat çekiyor Şule: “Eskiden evladiyelik kıyafetler, eşyalar vardı. Şimdi beyaz eşya da kıyafet de çok daha çabuk bozuluyor. Tamir kültürü azaldı; ‘tamir ettireceğime yenisini alırım’ deniyor.” Kapitalizmin “hep yeni model” baskısının altını çiziyor; işlevi değişmeyen ama küçük bir teknolojik detayla “eski” ilan edilen her ürün, yeni bir üretim ve yeni bir israf dalgası demek.

Bu noktada takas, hem pratik hem sembolik bir işlev görüyor: Yeni üretimi değil, mevcut olanın yeniden dolaşıma girmesini teşvik ediyor. Şule, “Bu baskıya direnmemiz lazım” diyor; “ne gerek var diye sormak, elde olan fazlayı paylaşmak, ihtiyaç duyduğunu ikinci elden karşılamak aslında küçük ama anlamlı bir direnç.”

Gönüllü emek ve küçük dönüşümler

Tüm bu sistem, KEÇİ Derneği’nin gönüllü emeğiyle yürüyor. Kayıt almak, eşyayı ayıklamak, tasnif etmek, alanı toparlamak; hepsi görünmez ama ciddi bir iş yükü. Şule, buna rağmen her buluşmada aynı yüzleri tekrar görmenin, üzerine yeni katılımcıların eklenmesinin moral verici olduğuna dikkat çekiyor.

“Her takasa gelen, neredeyse hiç aksatmayan birkaç arkadaşımız var” diyor; “Yeni gelenler de çok çabuk uyum sağlıyorlar. Bir sonrakine farklı eşyalarla geliyorlar.” Sorulduğunda, değişimin sadece dolaplarda değil, zihinlerde de yaşandığını düşünüyor: “On beş yıl önce ‘asla ikinci el giymez’ dediğim insanların bugün ikinci el kullandığını görüyorum. Farkındalık yavaş ama artıyor.”

İklim krizi ve savaşlar üzerine konuşurken, bireysel çabanın ölçüsüz görünen yıkımlar karşısında küçük kaldığının farkında; yine de “iyi olmak için direnmek lazım” diyerek altını çiziyor: “Bizim gibi düşünen insanların sayısı arttıkça, karar verenlerin de değişeceğine inanıyorum. Ütopik gelebilir ama vazgeçmemek gerekiyor.”

Takas tüm ülkeye yayılabilir mi?

Şule, son on yılda Seferihisar nüfusunun iki katına çıktığını söylüyor; buna rağmen ilçede yaşayan binlerce kişinin takas buluşmalarından haberi bile olmadığını düşünüyor. Önce Seferihisar içinde daha görünür olmanın, sonra da bu deneyimin başka yerlere taşınmasının önemli olduğuna inanıyor: “Buradaki insanların çoğu sürekli burada oturmuyor. Etkilenenler, gittikleri yerlerde grup kursun, onlar da takas yapsın isterim. Ülke çapında yayılmasını hayal ediyorum.”

Bugün için KEÇİ’nin takası küçük ölçekli, sıcak ve tanıdık bir ortamda sürüyor. Ama Şule’nin gözünde bu buluşmalar, daha büyük bir hikâyenin parçaları: “Bu da bir iyilik hareketi. İnsanların zihninde küçük dönüşümler sağlayan, eşyayla, tüketimle, başkalarının ihtiyacıyla ilişkimizi yavaş yavaş değiştiren bir şey.”

Not: 10. Takas Buluşması’nın tarihini ve detaylarını Seferi Keçi sosyal medya hesaplarından takip edebilirsiniz.

Takastan Dayanışmaya: Halk Giyim Nasıl İşliyor?
Takas buluşmasında yeni sahibini bulamayan eşyaların yolculuğu KEÇİ Derneği’nde bitmiyor. Seferihisar Belediyesi’nin Halk Giyim birimine teslim edilen eşyaların yolculuğunu Seferihisar Belediyesi Sosyal Yardım İşleri Müdürü Koray İpekten şöyle özetliyor:
Halk Giyim’den, sosyal yardım almaya hak kazanmış ve “Halk Kart” sahibi yurttaşlar faydalanıyor. Belediye’ye başvuran ihtiyaç sahiplerinin durumu incelendikten sonra uygun bulunanlar bu kapsama alınıyor. Bugün bu sistemden yararlanan 400’den fazla aile bulunuyor. Halk Kart sahipleri, Halk Market’ten gıda alışverişi ve yakacak desteğinin yanı sıra Halk Giyim’den de “alışveriş yapar gibi” ücretsiz giyim desteği alıyor.
Halk Giyim’de yer alan kıyafet ve eşyalar büyük ölçüde yurttaşların bağışlarından oluşuyor. Belediye’ye ulaştırılan bağışlar görevliler tarafından titizlikle tasnif ediliyor. Sadece temiz ve kullanılabilir durumda olanlar Halk Giyim raflarına çıkıyor. Belediye, ihtiyaç halinde mevsime göre ek satın almalar yaparak stokları güncel tutuyor.   Halk Kart sahibi yurttaşlar ise bu alandan, tıpkı bir mağazadan alışveriş yapar gibi, ihtiyaç duydukları kıyafet ve eşyaları bedelsiz olarak temin edebiliyor.

Belediye’ye ulaştırılan bağışlar görevliler tarafından titizlikle tasnif ediliyor. Sadece temiz ve kullanılabilir durumda olanlar Halk Giyim raflarına çıkıyor.

Paylaşmak için:
Seferi Keçi

Kültür-yaşam dergisi

Bir cevap yazın