- Sade yaşamak ve Henry David Thoreau - Şubat 25, 2026
- Tekstil atığından tuğla, plastikten ayakkabı ve ceket ile dünyayı kurtarabilir miyiz? - Temmuz 17, 2024
- Uygar Özesmi ile iyilikler üzerine - Kasım 2, 2023
Bazı insanlar zamansızdır. Zor bir dönemde birini keşfedersiniz, “Aaa yıllar evvel bunu zaten o söylemiş” diye hayret edersiniz. Henry David Thoreau da onlardan biri. 19. yüzyılda sade yaşamalı demiş, doğadan öğreneceğimiz çok şey var demiş, adil olmayan bir yönetim karşısında direnmekten başka şansımız yok demiş, sadece bunları düşünmek ve yazmakla kalmamış, hayata da geçirmiştir.
Amerikalı düşünür, yazar, şair, doğa bilimci ve aktivist Henry David Thoreau, 1817’de Massachusetts eyaletine bağlı Concord’da dünyaya geldi. 1837’de Harvard Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra bir süre öğretmenlik yaptı. Üniversitedeyken derslerden ziyade oradaki kütüphaneden beslenen Thoreau, öğretmenliği de bağlı olduğu kurumda değil kendi yöntemleriyle yapmak istedi ve kardeşiyle bir okul açtı. Fakat iki yıl sonra, 1842’de kardeşini kaybedince okulu kapatmak zorunda kaldı. Birkaç kez baba mesleği olan kalem üreticiliğine dönse de çoğunlukla arazi ölçümü ve haritacılık yaparak geçimini sağladı. Hayatı boyunca sadece iki kitap yayınladı, çok sayıda makale ve deneme yazdı, basit ve nispeten sakin bir hayat yaşadı, çok yürüdü, vejetaryendi, birkaç kez âşık oldu, evlenmedi, 45 yaşında 1862’de tüberkülozdan öldü. Eserleri ve hayat tarzı bir sonraki yüzyılda değer görmeye başladı.

Ormanda Yaşam
Henry David Thoreau genç yaşlardan itibaren tarih, şiir, mitoloji, antik Yunan, Roma felsefesi, Hinduizm ve Budizmden etkilendi. Onun gibi Harvard mezunu olan arkadaşı Ralph Waldo Emerson’un geliştirdiği Transandantalizm1 Thoreau’nun hayatını etkiledi. Belki geçmişi, belki kardeşini erken yaşta kaybetmesi, iş yaşamında istediğini bulamaması, belki hiçbiri veya başka sebepler yüzünden, 1845 ilkbaharında Concord’un üç kilometre güneyinde Emerson’a ait bir arazide, Walden Gölü kenarında yaşamaya karar verdi. Walden Gölü’ne “bilinçli bir şekilde yaşamak, hayatın yalnızca temel gerçekleriyle yüzleşmek” için gittiğini söyler. Burada kendi başına bir kulübe inşa etti. Kendi kendine yeterek 2 yıl 2 ay bu kulübede yaşadı. Ormandaki yemişler ve meyveler dışında kendi yetiştirdikleri besini oldu. Bol bol fasulye ekti ama yemek için değil, başka temel ihtiyaçları almak veya takas etmek için. Burada kaldığı sürece her gün en az dört saat yürüdü, yüzdü, kürek çekti. Uzun gezilerinde yerel flora ve faunayı gözlemleyip kaydetti, meditasyon yaptı, bol bol okudu, yazdı. Günlük tuttu. Buradaki deneyimleri sonucu “Concord ve Merrimack Nehirlerinde Bir Hafta” (1849) adlı denemesi ve günlüklerinden derlediği meşhur Walden, Ormanda Yaşam (1854) adlı eseri ortaya çıktı.

Thoreau, Walden’da sade bir yaşam deneyimi anlatır. Bu kitabı neden tek başına ormanda yaşadığını merak edenler için yazdığını söyler. Burada yer alan denemelerin önemli kısmı, sade yaşam, çalışma ve boş zamanın anlamı hakkındaki görüşlerini içerir. İnsanlar sadece en temel ihtiyaçlarını karşılayarak ve maddi isteklerini azaltarak sade bir yaşam sürebilirler. Ona göre temel ihtiyaçlar yiyecek, giyecek, barınak ve yakıttır. Bunların fazlasını elde etmeye çalışmak için harcanan zaman ve enerji insanın özgürlüğünü elinden alır. Toplumda insanların diğer insanlarla ilişkileri lüks ve gösteriş arzusu üzerinden şekillenmektedir. Thoreau’ya göre maddi şeyler elde etme arzusunun arttığı, tüketimin hız kazandığı bir toplumda yaşamı sürdürmenin iki yolu vardır: gelirleri artırmak veya harcamaları azaltmak. İkincisini tercih ederse, insan daha özgür ve mutlu olur, ayrıca kendi gerçek ilgi alanlarını geliştirmesine ve isteklerini yerine getirmesine olanak sağlar.

Sivil İtaatsizlik
Walden Gölü kıyısındaki kulübesinde yaşarken ABD Meksika’ya savaş açmıştı. Thoreau köleliğe karşıydı, bu savaşın köleliği geliştireceğini düşünüyordu ve böyle bir yönetime vergi ödemeyi reddediyordu. Bu yüzden hapse atıldı. Gerçi sadece bir gece hapiste kaldı (kimliğini açıklamayan bir kadın vergi borcunu ödedi, büyük olasılıkla teyzesi). Bu deneyim 1856’da “Sivil Hükümete Direniş” adlı makalesini yazmasına sebep oldu. Burada icraatını onaylamadığı bir devlete bağlı kalmanın ve haksız bulduğu yasalara itaat etmenin gereksiz olduğunu savundu. Daha sonra bu görüşleri sayesinde kendisi “sivil itaatsizliğin” teorisyeni olarak kabul edildi. Hatta bu haksızlığa karşı koyma fikri Mahatma Gandi’ye ve Martin Luther King’e ilham vermiş ve toplumsal hareketlere dönüşmüştür.

Henry David Thoreau “sivil itaatsizlik” konulu makalesinde hayalindeki devleti anlatır: “Kendi kendime şöyle bir devlet düşünürüm: öyle bir devlet ki, bütün insanlara karşı doğru olmayı göze alabilsin; her insana bir komşu gibi saygı göstersin; hatta uzağında yaşayan, kendisiyle kaynaşmayan, kendisinin de benimsemediği bir avuç insanın varlığını kendi rahatıyla bağdaşmaz saymasın; öyle bir devlet ki, bu tür meyveler yetiştiren ve olgunlaşır olgunlaşmaz düşmelerine göz yuman, daha olgun ve daha şanlı bir devlete yol açsın. Düşündüğüm ama hiçbir yerde rastlamadığım bir devlettir bu.” O, devlete değil sadece yaşadığı dönemin yönetimine karşıydı. Daha iyi bir yönetimin başa geçmesini savunuyordu. Ona göre iyi bir yönetim vicdanlı bireylerden oluşmalıydı, kurumların vicdanı olmayacağını ancak vicdanlı bireylerden oluşurlarsa kurumların vicdanı olabileceğini söylüyordu. Böylece tek kanun, vicdanıyla doğru olduğunu düşündüğü şeyin peşinden gitmek demekti.
Thoreau’nun İzleri
Doğa bilimci Rachel Carson, yazar Leo Tolstoy, Walt Whitman, Paul Auster gibi önemli isimler de Thoreau’nun düşüncelerinden ve eserlerinden ilham almışlardır. Walden Gölü çevresinde yapılaşma ve ticari girişimleri durdurmak için Eagles grubu üyesi, müzisyen Don Henley öncülüğünde 1990’da Walden Ormanı Projesi (WWP) başlatılır. Walden Gölü ve çevresini korumak için hızla seferber olan bu kâr amacı gütmeyen kuruluş, Henry David Thoreau’nun mirasını ve fikirlerini yaşatmak için araştırma ve eğitim projeleri yürütmektedir. Benzer amaçlarla kurulmuş Henry David Thoreau Vakfı, Throreau Çiftliği, Thoreau Derneği gibi başka sivil toplum kuruluşları da onun yaşam felsefesine sahip çıkmıştır.
Peter Weir’in yönettiği 1989’da vizyona giren, Robin Williams’ın başrolünü oynadığı “Ölü Ozanlar Derneği” filminde (normalde alışık olduğumuzun tersine filmden sonra N.H. Kleinbaum tarafından romanı da yazılmıştır) öğrenciler bir mağaradaki gizli toplantılarına her seferinde “ormana gittim çünkü” diye Thoreau’ndan alıntı yaparak başlarlar.
“Ormana gittim çünkü bilerek yaşamak istedim. Yaşamın yalnızca asıl gerçeklerine yönelmek ve öğretmiş olduğu şeyleri öğrenip öğrenemediğimi görmek için ve bir de ölüm kapımı çaldığında, aslında hiç yaşamamış olduğumu düşünmemek için gittim ormana…”

1847 yazında Emerson, Avrupa’ya giderken Thoreau’yu karısı ve çocuklarıyla birlikte kalmaya davet etti. Thoreau teklifi kabul etti ve Walden Gölü kıyısında, ormandaki kulübesinden Eylül 1847’de ayrıldı. Çevresinde ölçüm aletleriyle sağlam, güvenilir bir adam olarak kendini kabul ettirdi, haritacılık yaptı ve aile işinde de çalıştı. Kendisi için botanik örnekler, Harvard için ise sürüngen örnekleri topladı, bunları günlüğüne de not etti. Thoreau, Maine ormanlarına, Cape Cod’a ve Kanada’ya geziler yaptı. Bu gezilerdeki deneyimlerini yazdı, makaleleri çeşitli dergilerde yayınlandı. Zamanla transandantalist kimliğinden uzaklaştı, daha çok bir aktivist ve özgürlüğün şiddetli savunucusu haline geldi. Köleliğe karşı konferanslar verdi, yazılar yazdı ve çok yürüdü.
“Yürümek” adlı denemesinde insanı toplumun bir üyesi olmaktan çok doğanın bir parçası olarak gördüğünü söyler. Aslında bunu çok eserinde ifade eder. Yürümenin içsel bir yolculuk olduğunu, insanın kendine doğru attığı düşsel adımlardan, yürüyen insanın her adımda kendinden kurtulup özüne doğru yol aldığından, en güzel düşüncelerin yürürken bulduğundan bahseder. Aynı denemede “aklımdan geçenlerin beş para etmez veya dünyalara bedel olduğunu düşünebilirsiniz” der. Yazılarını okurken ona hak verirsiniz ama birkaç cümle sonra başka türlü düşünmenize de sebep olabilir veya sanki kendi düşüncenizle baş başa kalmanıza olanak sağlar.
Thoreau yazılarında nasıl yaşadığını, ağaçları, kuşları, misk sıçanlarını, turna balıklarını, kış gecelerini, yıldızların altında yürümeyi, çalışmayı, mitoloji, felsefe, Konfüçyüs’ü, Kızılderili hikayelerini, özgürlüğü, lüksü, tefekkürü ve başka şeyleri anlatır. İnsanlara örnek olsa da nasıl yaşamanız gerektiği konusunda size vaaz vermez, şöyle der: “Ben kimseye hiçbir şekilde kendi yaşam tarzımı kabul ettirmeye çalışmam çünkü o kişi bunu layıkıyla öğreninceye kadar ben kendime başka bir tarz bulmuş olabilirim; arzum, dünyada mümkün olduğu kadar çok çeşitli insan olmasıdır ama bunların her biri annesinin, babasının ya da komşusununkini değil kendi tarzını bulmak ve takip etmek için çaba harcasın isterim.”
Henry David Thoreau 19. yüzyılda kapitalizmin yükselişe geçtiği bir zamanda, hızla kentleşen ve sanayileşen, ticari, muhafazakâr ve çıkarcı bir toplumda yaşadı. O zamandan bu zamana dünya zaten bu şekilde ve bunun sonuçlarını da hep birlikte deneyimliyoruz. Toplumda tüketimin artması, çok çalışmaya, başarılı olmaya, zenginliğe daha fazla değer verilmesi ve özgürlüklerin kaybedilmesine şahit oldu ve mevcut duruma alternatif bir yaşam üzerine kafa yordu, yazdı ve bunu hayata geçirdi. Günümüzde nasıl yaşayacağımızı toplum ve mevcut ekonomik sistem belirliyor, ihtiyacımız olmayan şeyler ihtiyacımızmış gibi pazarlanıyor ve isteklerimiz çoğaldıkça onları elde etmek için daha çok zaman harcamamız gerekiyor. Fazlasına sahip olacağız ve fazla üreteceğiz diye dünyayı da kendimizi de tüketiyoruz. Belki Thoreau gibi daha bilinçli ve özgür tercihlerle kalan ömrümüzü daha sade, çevreye saygılı ve doğa ile uyumlu yaşama vaktimiz gelmiştir.
Henry David Thoreau’dan Alıntılar:
• Hayatımız detaylarla mahvoluyor. Sadeleştirmeliyiz…
• Çoğu insan hayatını sessiz bir çaresizlik içinde yaşar.
• Kim bilir kaç insan bir kitabı okuyup hayatında yeni bir döneme girmiştir!
• Ölümden değil, yaşanmamış bir hayattan kork.
• Her insanın babasının, annesinin ya da komşusunun yolundan gitmek yerine kendi yolunu bulup ilerlemeye özen göstermesini isterim.
• İnsan kendini yalnızlıkta mı arar yoksa yalnızlıkta mı bulur?
• Yaşanabilir bir dünyada olmadıktan sonra, güzel bir eve sahip olmak neye yarar?
• En iyi hükümet en az hükmedendir.
• En önemlisi, şimdiki zamanda yaşamaya vaktimiz yok.
• Bazıları vardır ki en ateşli ve avutulamaz bir şekilde her şeyden şikâyet ederler.
• İnsan, vazgeçebileceği şeylerin sayısı oranında zengindir.
• Mutluluk tıpkı bir kelebek gibidir; ne kadar kovalarsan, o kadar sakınır senden, fakat dikkatini başka şeylere çevirdiğinde, nazikçe gelip omzuna konacaktır.
• Bilgi, hafızanızla değil; zihninizin çabalarıyla elde edildiği zaman gerçek bilgidir.
• İnsanlar sık sık ihtiyaçlarından dolayı değil lükse olan arzularından dolayı acı çekerler.
• İlk önce en iyi kitapları okuyun, onları hiç okuma fırsatınız olmayabilir.
• İçinizdeki yeni kıtaların ve dünyaların Kolomb’u olun, yeni ticaret yolları değil düşünce yolları açın.
KAYNAKÇA:
1- Fatma Erkek, “David Thoreau’nun Sade Yaşam Felsefesi”, Nosyon: Uluslararası Toplum ve Kültür Çalışmaları Dergisi, 2022, 10, 53-65.
2- Henry David Thoreau,Walden ya da Ormanda Yaşam, çev.: Levent Özşar, Biblos, 2017.
3- Henry David Thoreau,Yürümek , çev.: Selçuk Işık, Can, 2019.
4- archive.vcu.edu/english/engweb/transcendentalism/authors/thoreau/civil/#crit
5- britannica.com/biography/Henry-David-Thoreau
- Transandantalizm (aşkıncılık, deneyüstücülük): 19. yüzyılda ABD’de ortaya çıkan bir düşünce akımı. Bu akımın temsilcileri insanların temelde iyi olduğuna ancak toplum tarafından yozlaştırıldığına ve bu nedenle bağımsızlık ve özgüven için çaba gösterilmesi gerektiğini ve doğa ile uyumu savunuyorlardı. ↩︎












