Bademler Sanat Köyü ve Badem Çiçekleri

İzmir’in Urla ilçesine bağlı Bademler Köyü, kültür ve sanat söz konusu olduğunda Türkiye’nin en özel köylerinden biri. Türkiye’nin ilk köy tiyatrosu burada kuruluyor; 1933’ten bu yana köy halkı ve dışarıdan gelen topluluklar yaklaşık 150 oyun sahneliyor, çoğunda da köylüler rol alıyor. Necati Cumalı’nın hikâyesinden uyarlanan, Metin Erksan’ın yönettiği ve 1964 Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı kazanan “Susuz Yaz”ın hikâyesi de Bademler’de geçiyor, film 1963’te bu köyde çekiliyor. 1962’de kurulan Bademler Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, hem Türkiye’nin ilk kooperatiflerinden biri hem de köyün kültürel hayatının şekillenmesinde önemli bir aktör.

Efes Müzesi’nin kurucusu ve müdürü, arkeolog, yazar ve koleksiyoner Musa Baran da Bademlerli. 1981’de Türkiye’nin ilk Çocuk Oyuncakları Müzesi’ni köyde açarak burayı bambaşka bir kültür durağına dönüştürüyor.

Bütün bu “ilkler”e 2024’te bir yenisi ekleniyor: Bademler Sanat Köyü. Müzeleri, sergi alanları, kafe ve restoranı, müze mağazası, konaklama imkânları, çocuk oyun alanları ve kütüphanesiyle bugün burası yaşayan, eşsiz bir kültür ve sanat kompleksi.

Bademler Sanat Köyü’nün hikâyesinde araştırmacı-yazar, etnolog ve koleksiyoner Sabiha Tansuğ’un çok özel bir yeri var. Dünya tarihinde ilk kez halktan bir kadının resmi bir madeni paranın üzerine basılmış, o da Sabiha Tansuğ. 1971–1989 yılları arasında tedavülde olan 50 kuruşların üzerindeki gelin figürü Tansuğ’un ta kendisi. Sabiha Hanım 1960’larda Bademler’e ilk kez Anadolu kadın başlıklarını araştırmak için geliyor. Hayatını Anadolu kültürünü tanıtmaya adamış, yurt içinde ve dışında sergiler açmış Tansuğ, bu araştırmaları sonucunda geleneksel Anadolu giyimi üzerine geniş bir koleksiyon oluşturuyor.

Sabiha Tansuğ Koleksiyonu’nun nasıl bir müzeye dönüştüğünü, Bademler Sanat Köyü Genel Müdürü Nisa Baran’la; Musa Baran Oyuncak Müzesi ve müze söyleşilerini Müze Müdürü Ayşe Baran Türker’le; Badem Çiçekleri’ni ise Müze Mağaza Müdürü Fatıma Zehra Çağlar’la konuştuk.

Nisa Baran ile Bademler Sanat Köyü ve Sabiha Tansuğ Müzesi

– Nisa Hanım, Bademler Sanat Köyü’nün ve Sabiha Tansuğ Müzesi’nin hikâyesini bize anlatır mısınız?

– Sabiha Tansuğ, İstanbul’da evinde açtığı, kendi koleksiyonundan oluşan müzeye artık bakamadığı için İzmir’de kendi adına bir müze kurulmasını istiyordu. Karaburun’da bir evi vardı, niyeti oraya taşınmak ve koleksiyonunu da İzmir’e getirmekti. 2018’de İzmir’de çeşitli yerlerle görüştü ama bir türlü olmadı. Oysa Bademler’le tanışıklığı çok eskiye, 1964’e uzanıyor. Anadolu kadın başlıklarıyla ilgili bilgi toplamak için Bademler’e geldiğinde, köyde “Ben kimden bilgi alabilirim?” diye soruyor ve onu Efes Müzesi’ni yeni açmış olan Musa Baran’a yönlendiriyorlar. O da çok yoğun olduğunu söyleyip “Benim kardeşim Murat Baran var, o sana ne istersen anlatır.” diyor.

Murat Baran benim dedem; o dönem burada kooperatif müdürü. Böylece babaannem ve dedemle Sabiha Tansuğ arasında inanılmaz bir dostluk başlıyor. Her yaz Bademler’e geliyor, o sırada Karaburun’daki yeri henüz almamış; birlikte arsayı alıyorlar, evi bile beraber yapıyorlar, bahçesindeki çiçekleri babaannem dikiyor. Yıllar içinde Sabiha Hanım’ın amcam ve babamla da yakın bir ilişkisi oluşuyor. Amcam Mustafa Şafak Baran, İTÜ’yü kazanıp İstanbul’a gittiğinde yurtta kalıyor ama hafta sonlarını hep “Sabiha teyzesinde” geçiriyor; birlikte sergilere, galerilere gidiyorlar, sanat ortamını orada tanıyor, dostlukları hiç kopmuyor.

– Bu dostluk nasıl müzeye dönüştü?

– 2018’de Sabiha Tansuğ yeniden buraya geldiğinde, amcama “Sen bana müze sözü vermiştin, benim değerimi Bademlerliler anlar, bana bir müze kur, bütün koleksiyonumu sana bağışlayacağım.” diyor. Amcam ise bunun bireysel olarak değil, bir vakıf üzerinden yapılmasının daha doğru olacağını, eserlerin vakfa bağışlanması gerektiğini söylüyor. Böylece 2018 Aralık’ta Bademler Kültür, Sanat ve Eğitim Vakfı kuruluyor. Vakfın resmî işlemleri tamamlanıyor, vakıf senetleri basılıyor, her şey onaylanıyor ve koleksiyonun tamamı Vakfa bağışlanıyor.

Sabiha Hanım’ın koleksiyoner olarak tuttuğu bir envanter defteri vardı. Biz onu müzeye dönüştürdüğümüz için müze defterleri değişti, tüm eserlerin tanımlamalarını tek tek yeniden yaptık. Koleksiyon daha İstanbul’dan gelmeden, Kültür Bakanlığı’ndan gelen iki denetçi ile birlikte yaklaşık sekiz ay süren bir çalışma yürüttük.

– Koleksiyonda bugün kaç eser var?

– Toplam 1751 eserimiz var; şu an bunun yaklaşık üçte birini sergiliyoruz. Normalde yılda bir kez teşhir değişikliği yapmayı planlıyorduk ama ilk yıllarımız olduğu için bu süreyi biraz uzun tuttuk, mevcut sergi Eylül ayında yenilenecek.

Bademler Sanat Köyü’ne dönersek; burası amcam Mustafa Baran’ın aldığı 11 dönümlük bir araziydi. Önce villa sitesi olarak projelendirilmiş, öylece duruyordu. Bu arazinin bir bölümüne bir bina yapalım ve orayı Sabiha Tansuğ Etnografya Müzesi’ne dönüştürelim derken süreç büyüdü. Dört farklı mimari proje çizdirildi, derken iş tek bir binadan büyük bir sanat kompleksine evrildi. At nalı formundaki projeyi Sabiha Hanım çok sevdi. Musa Baran’ın oyuncak müzesini de köyden buraya taşıyalım fikri ortaya çıkınca, 23 Nisan 2024’te Bademler Sanat Köyü’nü açtık.

Bugün burada Sabiha Tansuğ Etnografya Müzesi, Musa Baran Çocuk Oyuncakları Müzesi, üç ayrı koleksiyon (Zehra Müfit Saner Kitre Bebek Koleksiyonu, Bülent Avcı Taşkın Dünya Bebekleri Koleksiyonu, İsmail Hakkı & Nedret Zoral – Evrenin Oluşumundan Günümüze Anadolu Tarihi Koleksiyonu), ayrıca Uğur & Yıldız Belger Kütüphanesi ve Ege Sanat Galerisi yer alıyor.

Bademler Sanat Köyü

– Anladığım kadarıyla müze daha açılmadan tanıtım ve işbirlikleri başlamış…

– Vakfın kuruluşundan birkaç ay sonra, 2019’da İstanbul’daki koleksiyonu buraya taşımak ve buranın özel müze olabilmesi için Kültür Bakanlığı’ndan gerekli izinleri aldık. 2019’dan Sabiha Tansuğ’un 2023’teki vefatına kadar birlikte çalıştık. 2023’te Budapeşte’den bir telefon geldi; Sabiha Hanım’ı davet etmek istediler, ben de artık aramızda olmadığını söyledim. “Ama biz mutlaka koleksiyonunu burada görmek istiyoruz.” deyince ben Macaristan’a gittim.

Orada TÜRKSOY – Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı ile tanıştım; bu bağlantılar sayesinde her yıl bir ya da iki kez üye devletlerin konferanslarına davet edilmeye başladık. 2025’te TÜRKSOY Müzeler Birliği’ne üye olduk; otuzuncu üyeyiz ve bu birlik içinde devlet müzeleri var, bu alandaki ilk özel müze biziz. Hem Musa Baran hem de Sabiha Tansuğ müzeleri ayrı ayrı üye oldu. Çeşitli konferanslara davet edildik, daha müzeyi açmadan müzenin tanıtımına başlamış olduk; Heritage Fuarı’nda da yer aldık.

Ben bu arada İstanbul Üniversitesi’nde Müze Yönetimi yüksek lisansı yapıyorum; başlamadan önce de hocalarım Prof. Dr. Fethiye Erbay ve Doç. Dr. Mutlu Erbay’la tanıştım. Gökyay Vakfı Satranç Müzesi, Bursa’daki Uluumay Osmanlı Halk Kıyafetleri ve Takılar Müzesi gibi özel müzelerle yaptığımız protokoller, bu bağlantılar bizi gerçekten yukarı taşıdı diyebilirim.

– Koleksiyonun geçici sergi olarak başka kentlere gitmesi için talepler oluyor mu?

– Oluyor. Bu yıl İstanbul 1453 Panorama Müzesi’nde bir sergi planlanıyor. Sabiha Tansuğ’un koleksiyonu çok değerli; bu yüzden benzer talepler sık sık geliyor. Daha müzemiz yokken, koleksiyon İstanbul’dan buraya taşınmamışken bile 2021’de Alanya Kızılkule’de bir sergi açtık; benim için de ilk sergi deneyimiydi. Bu yıl ayrıca Kazakistan’da bir sergi planlanıyor, geçen yaz Çeşme Kalesi’ndeydik; elimizden geldiğince koleksiyonu dışarıya da taşıyoruz.

– Müzelerin artık mağaza, restoran, etkinlik gibi yan kollarla ayakta kaldığını biliyoruz. Sizde işleyiş nasıl?

– Türkiye’de müzecilik hâlâ istediği noktada değil; biz de insanlardaki “müze algısını” kırmaya çalışıyoruz. Dünyada da müzelerin her zaman yan desteklere ihtiyacı var; bunu mağazalar, restoranlar, etkinlikler, geçici sergilerle güçlendirmeye çalışıyorlar. İnsanlarda “Bir kere gördük, bitti.” düşüncesi çok yaygın; oysa insanları tekrar tekrar müzelere çekebilmek gerekiyor. Aynı sergiyi yeniden görmek istemeyecekleri için sergileri değiştirerek, çeşitli etkinliklerle yaşayan müze olmaya çalışıyoruz; interaktif olması bizim için çok önemli.

Bademler Sanat Köyü, galeriden ücret almıyor; genç ve yetişkin sanatçılara destek vermeye çalışıyoruz. Konaklama bölümleri tamamlandığında sanatçı rezidansları başlatmak istiyoruz; yazarlara belirli dönemler verip burada kitaplarını yazmalarını, heykeltıraşların işlerini burada üretmelerini hayal ediyoruz. Bademler zaten köy tiyatrosuyla bir sanat köyüydü; biz de tiyatro dışındaki disiplinlere yer açarak gerçekten kapsamlı bir sanat köyüne dönüşmek istiyoruz.

Ayşe Baran Türker ile Musa Baran Oyuncak Müzesi ve Müze Söyleşileri

“Türkiye’nin ilk çocuk oyuncakları müzesi, dedenin hayalinden torunun emeğine uzanan bir yolculuk.”

– Ayşe Hanım, dedeniz Musa Baran’ın Çocuk Oyuncakları Müzesi Bademler’deki ilk yerinden buraya taşındıktan sonra neler değişti?

– Türkiye’nin ilk çocuk oyuncakları müzesi, 1981’de Bademler Köyü’nde dedemin babasından kalma iki katlı bir binada açıldı. 2000 yılına kadar dedem Musa Baran orada, çocuk oyuncaklarının antik dönemine uzanan bir anlatımla ziyaretçilerini ağırladı; 2003’te vefat etti. Sonrasında müzeyi babam Edip Baran yürütmeye çalıştı ama ilk müzenin alanı dardı; babam hem zaman hem bütçe açısından zorlanıyordu.

Bademler Sanat Köyü daha inşaat halindeyken, Musa Baran’ın yeğeni ve kurucumuz Mustafa Şafak Baran benimle iletişime geçti. Koleksiyonun taşınması, müzenin Kültür Bakanlığı’na bağlanması ve sergileme sürecinde görev aldım; dedemin kitaplarının editörlüğünü de üstlendim. Yeni müze hizmete girdiğinde ilk fark ettiğim şey, dedemin hayalinin gerçeğe dönüşmesiydi.

İzmir’den ve çevre ilçelerden çok sayıda okul ve sınıfı ağırlamaya başladık. Kitapları öğretmenler tarafından satın alındı ve okullarda uygulandı. Geniş alanlarımız sayesinde festivaller ve etkinlikler düzenleyebildik; çocuklara unutulmaya yüz tutmuş geleneksel oyunları oynatma imkânı bulduk. Koleksiyondaki bazı oyuncaklardan bugünün çocuklarının hiçbir haberi yok; yetişkinler de bu oyuncakların asırlar önce yapıldığını bilmedikleri için hayretle geziyor. Musa Baran’dan ilham alan Sunay Akın da ziyaretçilerimizden; yeni müzeyi çok beğendi. Kısa sürede binlerce kişiyi ağırlamış olmak ve bundan sonrasını düşünmek, benim için büyük bir gurur kaynağı.

– Müzeye oyuncak bağışlamak isteyenler var mı, koleksiyon böyle genişleyecek mi?

– Evet, müzeye bağış yapmak isteyen çok kişi oluyor. Koleksiyonun yapısına uygun olacak şekilde özellikle ahşap oyuncakları kabul ediyoruz. Ayrıca 2023’te vefat eden Bülent Avcı Taşkın’ın bağışladığı çok geniş bir dünya bebekleri koleksiyonuna sahibiz. Dünyanın pek çok yerinden geleneksel kıyafetli bebekler, en çok ilgi çeken sergilerimiz arasında; bu koleksiyona uygun bebekleri de alabiliyoruz.

– Bademler Sanat Köyü’nde Müze Söyleşileri yapıyorsunuz. Sizi en çok etkileyen hangisi oldu?

– Her ay bir konu etrafında Müze Söyleşileri düzenliyoruz; bugüne kadar on söyleşi yaptık, bazılarında moderatörlüğü ben üstlendim. Hepsi çok kıymetliydi ama beni en çok etkileyen, 8 Mart Kadınlar Günü’nde yaptığımız “8 Kadın Bir Köy” söyleşisiydi. Fotoğraf sanatçısı Serap Özden’in çektiği belgesel ve fotoğraflar üzerinden yaptığımız sohbet, günün anlamıyla çok örtüşüyordu.

Bir yandan da Bademler Köy Tiyatrosu’nda sahneye çıkan ilk sanatçı olan ve kısa süre önce kaybettiğimiz Zeynep Sözer’i anıyorduk; belgeseldeki sekiz kadından biri oydu. Babamın teyzesi olması ve onu çok sevmem nedeniyle çok duygulandım. İkinci sıraya ise “Badem Çiçekleri” söyleşisini ve ardından Nedret Zoral’ın bağışladığı Ardahan Fayatlı Hanak Türkmen giyimi üzerine yaptığım söyleşiyi koyabilirim.

– Geçen Şubat’ta Arkeoloji Konferanslarının ikincisini yaptınız. Bu seri nasıl devam edecek?

– 2025 yılında I. Bademler Sanat Köyü Arkeoloji Konferansı’nı başlattık. Dedem Musa Baran’ın ölüm yıldönümünde, Ayasuluk kazılarının dünü ve bugünü üzerine çok özel konuşmacılar ve sanatçılar ağırladık; Efes Müze Müdürü Murat Kaleağasıoğlu, kazı başkanı Prof. Dr. Sinan Mimaroğlu, onursal eski kazı başkanı Arkeolog Dr. Mustafa Büyükkolancı, Dokuz Eylül Üniversitesi Müzecilik Bölümü Müdürü Prof. Dr. Barış Gür, tarihçi-yazar İlhan Pınar, arkeolog Serkan Doldu bizimleydi; Gülsin Onay piyano dinletisiyle, müzisyen Şeref İzgü performansıyla programa anlam kattı.

İkinci konferansın odağı müzeler ve müzecilikti. Arkeolog Nezih Başgelen, Prof. Dr. Haluk Sağlamtemur, Uzman Arkeolog Elif Erginer, Prof. Dr. Akın Ersoy, Prof. Dr. Emre Okan ve Öğretim Görevlisi Ömer Durmaz konuşma yaptı. İki konferans da beklediğimizden çok ilgi gördü; dinleyici sayısı oldukça yüksekti. Üçüncü konferansı birkaç güne yayılan, ören yeri gezileri ve etkinliklerle zenginleşen daha kapsamlı bir etkinlik olarak planlıyoruz.

Fatıma Zehra Çağlar ile Müze Mağazası ve Badem Çiçekleri

“Sandıklardan çıkan Türk el sanatları, Badem Çiçekleri’nin ellerinde sahneye geri dönüyor.”

– Zehra Hanım, siz Bademler Sanat Köyü kurulduğundan beri buradasınız, Müze Mağaza Müdürüsünüz. Mağazada neler bulabiliyoruz?

– Uzun yıllar otantik giyimle ilgilenen biri olarak, festivallerde el sanatları üreticisi birçok kadınla tanıştım. Mustafa Şafak Baran da mağazayı kurmamı önerdi. Ben de çevremdeki bütün kadınlardan el emeği ürünler istemeye başladım; Bademlerli kadınları, civar köyleri, Urla, Seferihisar, Narlıdere, Balçova, Bornova derken, bugün yelpazemiz Ödemiş köylerine, hatta Aydın Karacasu’ya kadar uzanıyor. Şu anda yaklaşık kırk kadınız.

Mağazamızda kadınların ürettiği çini tombaklar, iğne oyası broşlar, antika kanaviçeli göynekler, nakışlı şalvarlar, ebru cüzdanlar, el işi boncuklu ve doğal taşlı takılar gibi çok sayıda ürün; ayrıca Sabiha Tansuğ ve Musa Baran’ın kitapları yer alıyor.

– “Kadın Olmak” projeniz ve Badem Çiçekleri nasıl doğdu?

– “Kadın Olmak”, aslında kendi yaşanmışlıklarımdan çıkan bir proje. Kişisel gelişim alanında 26 yıldır çalışıyorum; kendi hayatımda beni dönüştüren, fayda gördüğüm konuları, başa çıkmakta zorlandığımız problemleri, toplumda kadın olmanın rolünü, kadınların kendilerini nasıl tanımladığını bir araya getirip sekiz haftalık bir eğitim programına dönüştürdüm.

Narlıdere Belediyesi Kadın Danışma Merkezi’nde bu eğitimin defalarca denemesini yaptık ve çok güzel sonuçlar aldık; aynı eğitimleri Bademler’de de uygulamaya başladık. Geçen sene bu eğitimlerden iki grup çıkardık, toplam 18 kadın. Bu kadınlara “Mağazanın üreten kadınlarıyla sizi birleştirelim, birlikte projeler yapalım.” dedim. Kimileri katılmadı ama isteyenlerle, mağazada üreten kadınlar birleşti ve kendimize “Badem Çiçekleri” adını verdik.

– Badem Çiçekleri olarak neler yapıyorsunuz?

– Projeler üretiyoruz. Öncelikle mağaza için sıra dışı, özel tasarımlar yapmaya çalışıyoruz. Çünkü burada Sabiha Tansuğ Etnografya Müzesi var; onun ruhuna uygun etnik ürünler tasarlamaya, geleneksel bakış açısını korumaya önem veriyoruz. Sandıklardan çıkan Türk el sanatlarını dönüştürerek yeniden hayata katıyoruz.

– Badem Çiçekleri’nin defileleri var; 16 Mayıs’ta üçüncüsü olacak. Bize bu defilelerden söz eder misiniz?

İlk defilemizi Nisan 2025’te kapalı bir gruba yaptık; İTÜ İnşaat Mühendisliği 1975 mezunlarının 50. yıl buluşması içindi. Badem Çiçekleri’nin ürettiği giysileri yine Badem Çiçekleri podyumda taşıdı. İkinci defilemizi geçen yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda yaptık; hem bayramı coşkuyla kutladık hem de defileyi Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Seferihisar Şubesi yararına gerçekleştirdik. Bu defilenin bir diğer özel tarafı da ÇYDD’nin burs verdiği kız öğrencilerin mankenlik yapmasıydı; çok sayıda izleyiciye ulaştık, ciddi bilet geliriyle derneğe güzel bir katkı sağladık.

– Üçüncü defilede bizi neler bekliyor?

Bu defilemizin konsepti “deyre”. Deyre, bizim 300 yıllık bir geleneğimiz; hem gelinliğimiz hem ölümlüğümüz. O yüzden çok kıymetli. Defilenin adı “Sandıkta Bekleyen Sessiz Tanık”. Düğünün ertesi günü yapılan baş bağlama töreninde gelinlik olarak giydirilen deyre, kayınvalide tarafından giydiriliyor; özel bir ritüel bu. Sonra sandıkta bekliyor ve kişi öldüğünde deyresiyle gömülüyor.

Yalnızca İzmir’de 26 Tahtacı köyü var; Çanakkale, Kaz Dağları, Marmara bölgesinde de Tahtacı köyleri bulunuyor; oralara gidip deyre arıyoruz. Yakın zamanda Çanakkale, Edremit’e gidip eski ve yeni deyreler getirdik.

Defile üç bölümden oluşacak. İlk bölümde 16 farklı deyre ve başlık sunulacak; örneğin Bademler Köyü’nün “gelin göçürme başlığı”, Ödemiş Kayaköy’ün Türkmen gelini başlığı gibi. Yüz yıllık bir deyre ile başlayacağız. İkinci bölümde bu deyrelerle semah döneceğiz; Tahtacı semahı biraz farklı, kadın ve erkek karşılıklı döner çünkü bizde kadın-erkek ayrımı yoktur, insan vardır. Üçüncü bölümde ise deyrelerden esinlenerek modernize ettiğimiz, el dokumalarıyla yapılmış günlük giysiler olacak. Mankenlerimiz yine Badem Çiçekleri; çünkü bu bizim kültürümüz ve biz sunmak istiyoruz. Kadınlarımızın hiçbiri 38 beden, incecik “klasik manken” değil; göbeklerimiz, kalçalarımız, basenlerimiz var, biz kendimizi Ana Tanrıça gibi görüyoruz. Bu yüzden Badem Çiçekleri’nin kendisi podyumda.

– Baş bağlama törenini burada, Bademler Sanat Köyü’nde de canlandırıyorsunuz. Çok etkileyiciydi; biraz da bundan bahseder misiniz?

Evet, şimdiye kadar üç kez yaptık, dördüncüsüne hazırlanıyoruz. Baş bağlama törenini anlattığımızda insanlar çok merak ediyor, “Keşke bir düğün olsa da görsek.” diyorlardı. Talep bu kadar olunca, burada bir mizansen, bir canlandırma yapmaya karar verdik. Düğünün ertesi günü baş bağlama töreninde ne yapılıyorsa, burada da birebir aynısını gerçekleştiriyoruz; kazanlarda keşkekler kaynıyor.

Hem Bademler’de hem Narlıdere Köyü’nde baş bağlayan kadınlardan biriyim. Herkes baş bağlayamaz; belli kriterler var. İki yıldır baş bağlama mertebesindeyim ve bir çırak yetiştiriyorum; şartlardan biri de bu, sizden sonra bu geleneği sürdürecek birini yetiştirmek. Törende deyreyi, her bir parçanın anlamını ve neden yapıldığını anlatıyorum; gelinin başını bağlıyoruz, sonra birlikte keşkek yiyoruz. Güzel bir karşılıklı öğrenme süreci; Ayrancılar Türkmenköy Mahallesi’nden, Aydın’dan, Bergama Kozak Yaylası’ndan gelenler oldu; bizim için gurur verici.

– Sizce Badem Çiçekleri nasıl gelişecek?

Sürekli gelişen bir ekibiz; çeşitli eğitimler alıyor, gezilere çıkıyoruz. Bundan sonraki hedefimiz deyreyi tüm Türkiye’ye ve yurtdışına taşımak. Şu an Badem Çiçekleri ekibinin bir bölümü deyre bebek yapımına başladı. Aslında bu bir “kültür defilesi”; tamamen kültürü ve kadın emeğini yansıtan bir etkinlik.

Yakında, 6 Haziran’da Abalıoğlu Vakfı’nda bir defilemiz olacak; Çanakkale ve Alaşehir’le görüşmelerimiz sürüyor. Daha çok insana bunları anlatmak, aktarmak istiyoruz; belki şu an susan, kendini ifade edemeyen kadınlar “Ben de varım.” diyerek aramıza katılır. Belki bilmeyenlere bir şey taşırız. Kadınların birlikte hareket etmesi, emeğinin görünür olması ve bir kültürü aktarmak bizim için çok önemli; biz, Badem Çiçekleri olarak kendimizi “kültür mirası taşıyıcıları” olarak görüyoruz.

Son Küçük Not – Bademler’in Belleği
Bademler bir Tahtacı köyü. 19. yüzyılın ilk çeyreğine dek göçebe yaşayan, ağaç işleri ve kerestecilikle uğraştıkları için “Tahtacı” adı verilen Türkmen toplulukları, zamanla bugünkü Bademler çevresine yerleşiyor. Yaklaşık 12 çadırlık bir toplulukla başlayan yerleşim, başka Tahtacı Türkmenlerin de katılımıyla büyüyor ve 1930’larda köy resmen kuruluyor. Yerleşik hayata sonradan geçtikleri için gelenek ve kültürlerini iyi koruyorlar; Bademler, bir Alevi-Tahtacı-Türkmen köyü olarak laik, Atatürkçü yönetimleri desteklemiş, her zaman eğitim, kültür ve sanata önem verenler için bir çekim merkezi olmuş. Zamanla Bademler’e yerleşenler de köylülerle kaynaşmış ve bu kültürel dokunun parçası haline gelmiş.

Bademler Sanat Köyü’ndeki etkinlikleri https://bademlersanatkoyu.com/ adresinden takip edebilirsiniz.

Paylaşmak için:

Bir cevap yazın