- Kuzey Ege’de deniz alarm veriyor - 6 Eylül 2026
- Benim, senin değil hepimizin; Türkiye’nin kamusal alan problemi - 1 Eylül 2026
- İzmir Fuarı; kolektif belleğin mekanı - 27 Ağustos 2026
Ayvalık’a bağlı Altınova sahilinde, uzun zamandır “geliyorum” diyen bir kirlilik felaketi yaşandı. Yoğun olarak kullanılan kumsalın yaklaşık 100 metre gerisindeki atık su terfi merkezinde 1 Eylül’de meydana gelen arıza nedeniyle kanalizasyon suları Ege Denizi’ne ulaştı. Olay, yıllardır ihmal edilen atık su yönetimi meselesini yeniden gündeme taşıdı. Artan nüfus, yoğun yapılaşma, turistik tesisler ve ikinci konutların yarattığı kapasite baskısıyla zorlanan Kuzey Ege kıyılarının altyapısı daha ne kadar dayanabilir? Yerel çözümlerin yeterli olmadığı, yalnızca Ayvalık’ı değil tüm Körfez’i ilgilendiren bu soruna ilişkin sivil inisiyatiflerin taleplerine kulak verdik.
Yanıtını bilip de sormaya çekindiğiniz sorular vardır ya, bu da onlardan biri: Ege Denizi bitiyor mu?
Yıllanmış altyapı sistemleriyle ayakta kalmaya çalışan kıyı kasabaları, aşırı turizmin yıkıcı etkilerinin yanı sıra ikinci konutların yarattığı yoğun kapasite kullanımı nedeniyle artık imdat diyor.
Kilometrelerce sahili bulunan Ayvalık’ta denize girilebilen önemli kumsallar arasında yer alan Altınova’nın Uzungöl mevkisi, Kum Adası ve Öğretmenler Sitesi sahil şeridinde eylül başında yaşanan terfi merkezi arızası, artan nüfus ve yoğun yapılaşma karşısında zorlanan eski altyapının son imdat çağrısı belki de.
Bahsettiğimiz bölge, Ege Denizi’nin rağbet gören uzun sahil şeritlerinden biri. Üstelik burada Mavi Bayraklı plajlar bulunuyor. Bölgenin kuzeyinde Sarımsaklı, güneyinde ise Dikili Salihleraltı plajları yer alıyor. Denize karışan kanalizasyon sularının, akıntıların ve rüzgârın yönüne bağlı olarak daha geniş bir çevreyi etkilemiş olabileceği değerlendiriliyor.
BASKİ yetkilileri, arızanın meydana geldiği günden bu yana sorunu gidermeye çalışıyor ancak taşıma suyuyla değirmen maalesef dönmüyor. Ayvalık İlçe Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, sorunun yaşandığı bölgede deniz suyundan numune alınarak ölçüm yapılacağını, resmî sonuçlar açıklanana kadar halkın tedbir amacıyla denize girmemesi gerektiğini belirtiyor. Özetle, eylülün bu güzel günlerini Altınova’da geçirmek isteyenler için durum tatsız.

Hızlı ve plansız kentleşmenin sonuçları
Bölgede yaşanan son kriz, uzun yıllardır yetersiz kalan, ekonomik ömrünü tamamlayan ve sürekli arızalanan eski altyapıyla artık yola devam edilemeyeceğinin önemli göstergelerinden biri.
Yalnızca Altınova sahil şeridine baktığımızda, son üç yılda özellikle “turistik tesis” adı altında inşa edilip konut veya rezidans olarak pazarlanan projeler nedeniyle ciddi bir yapılaşma baskısı görüyoruz. Nisan 2026’da Balıkesir Büyükşehir Belediyesi tarafından askıya çıkarılan Altınova Mahallesi’ne ilişkin 1/5000 ölçekli İlave Nazım İmar Planı teklifi de mahallenin çeperlerinde yeni yapılaşma alanlarının planlandığını gösteriyor. Ancak altyapı yatırımları aynı hızda ilerlemediği için artan ihtiyaçların karşılanıp karşılanamayacağı sorusu önemini koruyor.

Kanalizasyon kirliliği yaşanan bölgede Mavi Bayrak tartışması
Konuyla ilgili başvurduğumuz BASKİ’den yetkililer, Altınova’daki terfi merkezinde oluşan sorunun öngörülemeyen bir nedenle meydana geldiğini belirterek yeni bir kolektörün devreye alınacağını söyledi. Bölgede altyapının yenilenmesi ve yeni yapılaşma alanlarına hat uzatılması için yatırımlar planlandığını aktaran yetkililer, gönderdikleri yazılı açıklamada Ayvalık merkezindeki kanalizasyon ve su hatlarında yaşanan sorunların sistemin çok eski olmasından kaynaklandığını, “imkânlar ölçüsünde yenileme yapıldığını” kaydetti.
Altınova’da kanalizasyon sularının denize karışmasıyla ortaya çıkan sorunun benzerini Ayvalık merkezinde ve iç denizde de gözlemlediklerini belirten Ayvalık Tabiat Platformu’ndan Yücel Kurşun ise “Buna rağmen Ayvalık’taki bazı plajlara Mavi Bayrak verildiğini şaşkınlıkla görüyoruz” diyor.
Kirlilik her yerde; Edremit Körfezi alarm veriyor
Kurşun’un ifadesiyle resmî kurumlar, yaşanan altyapı sorunlarına lokal bir mercekten bakıp fotoğrafın bütününü görmemeyi tercih ediyor. Zira bölgede yaşanan herhangi bir çevre kirliliği, uzun vadeli çözümler üretilmezse Kuzey Ege’de Babakale’den Dikili Boğazı’na kadar uzanan geniş kıyı coğrafyasında yaşayan herkesi ve her canlıyı ilgilendirecek boyutlara ulaşabilir.
“Körfez bölgesi kışın 400 bin nüfusun yaşadığı, yazın ise nüfusun 3-4 milyona dayandığı bir bölge. Altyapı ancak 400 bin kişinin ihtiyacını karşılayacak şekilde planlanmış, hiçbir yerde ileri biyolojik arıtma sistemi yok. Buna bir de yaz sezonunda turistik tesislerin ve ikinci konutların yoğun kullanımı eklenince güneş losyonundan tutun da evde kullandığımız temizlik malzemelerine kadar pek çok atık madde denizlerimize karışıyor ve mikroplastik oranı ciddi ölçüde artıyor” diyen Kurşun, bölgedeki yoğun madencilik faaliyetlerinin ise başka bir kirlilik unsuru olarak ekosistemde geri dönülmez yıkımlara yol açtığını sözlerine ekliyor.
Sorun tekil değil, geniş bir kıyı coğrafyasını ilgilendiriyor
Kuzey Ege ve Edremit Körfezi’ndeki deniz kirliliği konusunda son üç yıldır aktif olarak çalışan Altınoluk ve Edremit Körfezi Temiz Deniz Platformu ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile TÜBİTAK tarafından 2014-2019 döneminde bölgede yürütülen deniz kirliliği çalışmalarına ve hazırlanan raporlara dikkat çekerek deniz kirliliğinin artık ertelenebilir bir mesele olmadığını vurguluyor.
Platformun Koordinatörü Çağrı Duran, Körfez’deki problemi şöyle tarif ediyor: “Edremit Körfezi’ni yalnızca ‘temiz’ ya da ‘kirli’ diye iki kelimeyle tarif etmek doğru değil. Ayvalık’tan Gömeç, Burhaniye, Akçay, Zeytinli, Güre ve Altınoluk üzerinden Küçükkuyu ve Assos’a uzanan geniş bir kıyı sisteminden söz ediyoruz. Dereler, yerleşimler, turizm, tarım, kanalizasyon altyapısı ve arıtma tesisleri aynı denizi birlikte etkiliyor. Bu yüzden Altınoluk’taki bir sorun yalnızca Altınoluk’un, Ayvalık ya da Burhaniye’deki bir sorun da yalnızca oranın sorunu değil. Körfezi bir bütün olarak ele almak gerekiyor.”

Suyu arıtmak yetmez, geri kazanım ve yeniden kullanım da olmalı
Edremit Körfezi’nin yıllardır yaz aylarında çok yoğun bir nüfus baskısı yaşadığını belirten Duran, “Pandemiyle birlikte ikinci konutların kullanım süresi uzadı; sahadaki gözlemimiz, çok sayıda kişinin artık yılın daha büyük bölümünü Körfez’de geçirdiği yönünde. Bu nedenle kanalizasyon ve arıtma kapasitesini yalnızca resmî ikamet nüfusuna göre değerlendirmek yeterli değil. Fiilî nüfus ve yazın oluşan pik yük dikkate alınmalı. Yıllar önce belirli nüfusa göre yapılmış bir tesisin bugün hâlâ çalışıyor olması, günümüz yükünü yeterli biçimde karşıladığı anlamına gelmez” diye ekliyor.
Körfez çevresindeki tüm arıtma tesislerinin günümüz nüfusu ve çevre standartlarına göre yeniden değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Çağrı Duran, “Tesisler ileri biyolojik arıtmaya yükseltilmeli. Arıtılmış su mümkün olduğunca yeniden kullanılmalı ve denize bırakılan toplam kirletici yük en düşük seviyeye indirilmeli. Suyu mümkün olduğunca ileri arıtmak, yeniden kullanmak ve denize bırakılan miktarı ve kirletici yükü azaltmak gerekiyor. Uygun kalitedeki arıtılmış su yeşil alan sulaması, tarım, sanayi veya başka alanlarda değerlendirilebilir. Bizim için hedef yalnızca ‘arıttık ve denize verdik’ olmamalı; geri kazanım ve yeniden kullanım da sistemin parçası olmalı” diyor.
Denizdeki mikrobiyolojik kirliliğin insan sağlığı kadar balıkçılık ve turizme de olumsuz etkileri olduğunu belirten Duran, “Oksijen dengesi bozulursa balıklar, kabuklular ve dip canlıları etkilenebilir. Uzun süreli çevresel baskı balıkçılığın verimini ve deniz yaşamının çeşitliliğini etkileyebilir. Turizm açısından da denizin görüntüsü, kokusu ve insanların güven duygusu çok önemli. Ailelerin ‘çocuğumu burada yüzdürebilir miyim?’ diye tereddüt ettiği bir kıyıda mesele yalnızca çevre değil; yaşam kalitesi ve bölge ekonomisidir” görüşünü ifade ediyor.
‘Proje konuşmak yerine yatırımlar tamamlansın’
Duran, Körfez’de yaşayan on binlerce vatandaş adına ilgili kurumlara şu çağrıyı yapıyor: “Edremit Körfezi’ni tek bir ‘iyi’ veya ‘kötü’ sınıfıyla değerlendirmeyelim. 2014’ten 2025’e kadar istasyon bazlı değişimi açıkça ortaya koyalım. Azot, fosfor, klorofil ve oksijen nasıl değişmiş? Dere ağızlarının durumu nedir? Arıtma tesisleri bugünkü gerçek nüfusu kaldırabiliyor mu? Denize verilen kirletici yük azalıyor mu, artıyor mu? Bunları kamuoyuna açıkça gösterelim ve artık yalnızca proje konuşmak yerine yatırımları tamamlayalım.”
Duran sözlerini şöyle tamamlıyor: “Biz felaket senaryosu üretmek istemiyoruz ama yıllardır karşılaştığımız görüntüleri de normalleştirmek istemiyoruz. Edremit Körfezi çok değerli ve korunabilecek bir deniz. Bugün doğru altyapı yatırımlarını yapar, ölçümleri şeffaflaştırır, dereleri ve deşarj noktalarını düzenli kontrol eder ve bilimi esas alırsak gelecek nesillere sağlıklı bir Körfez bırakabiliriz.”
Kısacası mesele, bugün basit bir kolektör arızasının giderilmesiyle bitecek gibi görünmüyor. Kuzey Ege’nin geleceğine ilişkin aklıselim kararların vakit kaybetmeden alınması gerekiyor.





















Bir cevap yazın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.