- Senin gibi - Temmuz 26, 2026
1981 Fransa doğumlu hayvan hakları aktivisti Jean-Baptiste Del Amo’nun yazdığı, Pauline Martin’in resimlediği Senin Gibi (Comme Toi, 2017), 2019’da Sara Adakan’ın çevirisiyle Meav Yayıncılık tarafından Türkçeye kazandırıldı.

Jean-Baptiste Del Amo’nun yazdığı, Pauline Martin’in resimlediği Senin Gibi kitabının bendeki yansımalarını yazıya dökmek istiyorum:
Her yaştan çocuk okuru yakalayabileceğini düşündüğüm kitap, klasik anlamda bir olay örgüsüne sahip değil. Okur olarak bir hikâyenin peşinden gitmiyoruz. Bunun yerine her sayfada farklı hayvanların seslerini duyuyoruz.
Çocuk edebiyatında hayvanların çoğunlukla insan gibi çizildiğini düşününce bu tercih bana oldukça dikkat çekici geldi. İki ayak üzerinde yürüyen, kıyafet giyen, okula giden, insani problemler yaşayan, kısacası insan gibi davranan hayvan karakterlere çok alışkınız. Senin Gibi bu eğilimin dışına çıkıyor; hayvanları kendi yaşam alanlarında, kendi bedenleri ve davranışlarıyla gösteriyor. Hayvanları, insanın dünyasına ait karakterler hâline getirmeden, kendine özgü halleriyle görünür kılıyor.
Günlük hayatta da hayvanları çoğu zaman bir işlev üzerinden düşünüyoruz: Evcil hayvan, çiftlik hayvanı, sokak hayvanı ya da vahşi hayvan… Onları sınıflandırıyor, isimlendiriyor ve çoğu zaman kendi ihtiyaçlarımız doğrultusunda anlamlandırıyoruz. Senin Gibi ise bu bakışı sessizce tersine çeviriyor. Hayvanlar bu kitapta insanların çıkarlarına hizmet eden nesneler olarak değil; kendi alanlarında güvenle yaşama hakkı olan özneler olarak karşımıza çıkıyor. Yazar hayvanların hislerini, ihtiyaçlarını, isteklerini insanlara adeta tercüme ediyor. Her bir hayvan bize şunu söylüyor: ben de hissedebiliyorum, tıpkı senin gibi.
Kitaptaki hayvanlar çocuklara şöyle sesleniyorlar: “Senin gibi benim de ailem var”, “Senin gibi ben de korkuyorum”, “Senin gibi ben de oynamayı seviyorum.” Bu cümleler ilk bakışta oldukça basit görünebilir. Ancak biraz durup düşündüğümüzde, kitabın benzerlikler üzerine kurulu akışını insanı merkeze alarak değil, ortak kırılganlıklar üzerinden yakaladığını fark edebiliriz. Hayvanlar çocuğa “ben de senin gibiyim” derken insana benzemeye çalışmıyor; yalnızca hissettiklerini anlatıyorlar. Böylece benzerlik teması, üstünlük kuran bir bakışın değil, türler arası bir karşılaşmanın zemini hâline geliyor. Pauline Martin’in çizimleri de bu yaklaşımı destekliyor: İnsanlar ve hayvanlar yan yana sayfalarda fakat kendi dünyalarında görselleştirilmiş. Biri diğerinden daha baskın görünmüyor. Yazıyla resim arasında kurulan denge, kitabın sakin tonunu güçlendiriyor.
Kitap yeryüzünde bütün canlılarla birlikte yaşıyor olduğumuz gerçeğini oldukça naif bir dille anlatmış. Birlikte yaşamak, diğer canlıların da bu dünyanın eşit sakinleri olduğunu kabul etmeyi gerektiriyor. Hayvanların da yeryüzünde kendi habitatlarında, sömürülmeden, katledilmeden yaşama hakkı var.
Yazar hayvanlara dair yeni bilgiler vermeye ya da çocuklara doğru davranışları öğretmeye çalışmıyor, bunun yerine çocukların hayvanlarla duygudaşlık kurmasına alan açıyor. Birçoğumuz böyle bağ kurmaz mıyız? Benzer duygular, benzer ihtiyaçlar, benzer acılar ve hatta benzer arzular bizi birbirimize yakınlaştırır. Peki bizim dilimizi konuşamayan canlılarla nasıl bağ kuracağız? İnsan türünün yeryüzünün efendisi olmadığını nasıl algılayacağız? Bir çocuğa bütün bunları nasıl anlatabiliriz? Yazar bu sorulara cevap bulmaya niyet etmiş ve hayvanlarla ilişki kurmak için duyguların gücüne başvurmuş.
Kitabın arka kapağındaki şu cümle, kitabı gayet güzel özetliyor:
“Senin gibi ben de bu narin ve güzel dünyanın bir parçasıyım. Onu hep birlikte paylaşıyoruz.”
Dünya pek narin bir yer olmasa da onu insan, hayvan ve bitki ayırt etmeksizin bütün canlılarla birlikte paylaştığımızı unutmamak dileğiyle…

















Bir cevap yazın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.