- İzmir Fuarı; kolektif belleğin mekanı - 27 Ağustos 2026
- Mavi Bayrak’ın sürdürülebilirliği ödülü almaktan daha zor - 5 Ağustos 2026
- Dikili’de halk Küba için buluştu: Ambargoya karşı ‘güneş toplama’ seferberliği - 28 Temmuz 2026
Sadece Ege Bölgesi’nin değil Türkiye’nin en uzun soluklu etkinliklerinden biri olan İzmir Enternasyonal Fuarı bu yıl 5-13 Eylül 2026 tarihleri arasında 95. defa kapılarını açacak. Geçmişte en az bir ay süreyle açık kalan Fuar, her yıl İzmir ve çevre illerden yüz binlerce ziyaretçi için çekim merkeziydi. Bir dönemin efsane sanatçılarının sahne aldığı gazino kültürüyle, ABD ve eski Sovyetler Birliği arasındaki amansız teknoloji rekabetiyle, farklı coğrafyalardan ülkelerin pavyonlarıyla, Paraşüt Kulesi ve Lunapark eğlenceleriyle, kaybolan çocuk anonslarıyla pek çok neslin belleğinde izler bırakan İzmir Fuarı’na nostaljik bir yolculuk yaptık…
İzmir Fuarı, bugünün fuarcılık anlayışından farklı olarak, açıldığı dönemi izleyen onlarca yıl Türkiye modernleşmesinin simgeleştiği; genç Cumhuriyetin ekonomik ve teknolojik atılımlarını dünyaya sergileme imkanı bulduğu sadece kültürel değil politik anlamda da işlevi olan bir yapı oldu.
1923 İzmir İktisat Kongresi’nde temelleri atılan İzmir Fuarı’nın Hamparsumyan Binası’nın deposunda açılan “Numune Meşheri” (Ürün Sergisi) ile başladığı kabul edilir. Anadolu’nun el emeği ürünleri; Isparta halıları, Ege’nin üzüm ve incirleri, yerli tütünler ve ilk Türk yapımı basit tarım aletlerinin sergilendiği bu etkinlik aslında ülkenin milli üretim gücünün dünyaya gösterildiği ilk önemli sergidir.
İzmir Fuarı 1922 yılındaki İzmir yangınında harabeye dönen ve uzun süre atıl kalan 360 bin metrekarelik devasa bir alanda dönemin Belediye Başkanı Dr. Behçet Uz’un çabalarıyla oluşturulan Kültürpark‘ta dönemin başbakanı İsmet İnönü’nün katılımıyla 1 Eylül 1936’da Arsıulusal İzmir Fuarı adıyla kapılarını halka açar. İlerleyen yıllarda dünya siyasetinin gündemini merkezine çeken fuarda başta Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği olmak üzere küresel güçler ihtişamlı pavyonlar kurarak teknolojilerini, uzay yarışındaki başarılarını ve yaşam tarzlarını ilk kez İzmir’de fuar ziyaretçilerine, aslında tüm Türkiye’ye, sergiler.

Fuar anlatılmaz yaşanırdı
Bugün yaşı yeterince ileride olan herhangi bir İzmirli’ye İzmir Fuarı’nı sorduğunuzda size Paraşüt Kulesi’nden, Türkiye’nin ilk hayvanat bahçesinin açıldığı Fuar’a Hindistan’dan getirilen meşhur Pak Bahadır Fil’den bahsetmemesi imkansızdır. Elbette Zeki Müren; Müzeyyen Senar ve Cem Karaca’nın sahneye çıktığı gazinolara gitmemiş olması da… Hatta çocukluk veya gençlik yıllarını örneğin 60’larda 70’lerde İzmir’de yaşamış olanlar arasında Paraşüt Kulesi’nden atlamayı denemeyen veya gazinoların tahta sandalyelerinde uykuya yenilip babalarının kucağında eve götürülmeyen İzmirli’yi zor bulursunuz.
Kolektif belleğin izleri
İzmir Kültür A.Ş. bünyesinde 2025 yılında yayın hayatına merhaba diyen “İzmir: Kültür, Mekân, İnsan” dergisi dördüncü sayısında İzmir Fuarı’nın pek de konuşulmayan bir dönemine dair bir makaleyi okurlara sunmaya hazırlanıyor. ”Kültürpark: Soğuk Savaş’ın Mikrokozmik Kültürel Belleği” başlıklı makale Marmara Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Sezgi Durgun imzasını taşıyor. Durgun bu çalışmasında İzmir Fuarı üzerinden kolektif belleğin izlerini sürüyor ve Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüze neredeyse her sene kurulan Fuar’ın İzmirliler için anlamını sorguluyor.
Makalenin saha çalışmasında katkı sunan bu satırların yazarı ise halen 80’li yaşlarını sürmekte olan bir grup Fuar ziyaretçisinin yaklaşık yarım asırlık Fuar deneyimlerine dair ufak da olsa bir kayıt düşme niyetini taşıyor.

Ay taşı için kilometrelerce kuyruk
Saha çalışmasına katılanlardan 80 yaşındaki emekli öğretmen Suna Hanım, İzmir Fuarı’nın dünyayı İzmirlinin ayağına getiren yenilikçi yönünü hatırlıyor. Belleğinden çağırdığı fuar anılarının başında Ay Taşı’nın sergilendiği pavyon geliyor. ”1973 yılında İzmir Enternasyonal Fuarı’nda sergilenen ve Apollo 11 uzay göreviyle Ay’dan dünyaya getirilen gerçek bir ay parçası olan Ay Taşı’nın sergilendiği ABD pavyonunda kilometrelerce kuyruk olurdu. Tabi ABD’nin ezeli rakibi Sovyetler Birliği durur mu? Onlar da kendi pavyonlarında uzay araçlarını ve kozmonot teknolojilerini sergiler adeta ABD’ye nispet yapardı”.
76 yaşındaki Manisalı Hatice Hanım için ise Fuar biraz gazinolar, biraz Paraşüt Kulesi biraz da yenilik demek. ”Lise hayatımda Fuar büyük bir şenlikti. Hem gezmek için hem de Hülya Koçyiğit, Emel Sayın, Cem Karaca, Fatma Girik gibi sanatçıları görmek için günübirlik Manisa’dan gelirdik. Konserlere giriş ücreti çok cüzi bir paraydı. Manisa akın akın fuar açılışına gelirdi. Fuarın ilk açıldığı seneler Komili fabrikasının reyonunun kapısına Avrupa’daki canlı heykeller gibi bir insanı dikmişlerdi. İri yarı, zenci bir adam. O heykeli gördüğümüzde çok şaşırmış hatta biraz korkmuştuk çünkü canlı olabileceği aklımıza gelmemişti.
Paraşüt Kulesi çok ilginç bir yerdi. Hatta bir arkadaşım evlenmek istediği çocukla eğer bir gün evlenirsem paraşüt kulesinden gelinlikle atlama sözü vermişti. Arkadaşımın istediği oldu sevdiği çocukla evlendi ama gelinliği rüzgardan açılınca bir süre havada kalıp büyük korku yaşamıştı. Daha sonra gülerek anımsadığımız bir anı oldu bu” diye paylaşıyor Fuar anılarını.

Zeki Müren ve mini eteği
70’li yaşlarını süren Nalan Hanım da, bir dönem Fuar gazinolarının gediklilerinden olduğunu anlatıyor. Konserlerde sanatçı ile halk arasında müthiş bir bağ oluştuğunu belirten Nalan Hanım’ın gazino anıları çok renkli. Bu anılarda bir dönemin eğlence kültürüne dair çok önemli tespitler de var.
”Tahta sandalyeli Ekiciöver gazinosu meşhurdu. Zeki Müren’in sahneye çıktığı Manolya gazinosu vardı. Lunapark ve Göl gazinoları da bilinirdi ama Göl gazinosu halk yeri değildi, biraz pahalıydı. Biz tahta sandalyeli Ekiciöver’e giderdik. Bugünün parasıyla 200 TL gibi bir ücret verirdik o zaman. Ayhan Işık bile bir ara sahneye çıkmıştı. O yıllarda Yeşilçam’da seks furyası olunca sinema sanatçıları sahneye çıkıp şarkı da söylemeye başlamıştı. Ben Münir Özkul’u, Adile Naşit’i de sahnede izledim. 1985’te Ajda Pekkan’ı izlemeye gitmiştik, gazinoda seyirci arasında oturmuştu, ilk defa bu kadar yakından görmüştüm kendisini. Halkla iç içeydi o zaman sanatçılar.
Zeki Müren konserine gitmiştik, o yıllarda sırım gibi bir adamdı ama saçları filan yapılıydı. Bir keresinde de mini etekle sahneye çıkmıştı. O sene ben küçüktüm. Şimdi dedi seyircilere ”Size cicilerimle geleceğim” ve sahneye çıkınca kıyamet koptu. Minicik bir etek ve uzun topuklu çizmeler giymişti. Aynı sahnede Neşe Karaböcek ve Nurhan Damcıoğlu da vardı. Zeki Müren’in mini etekle sahneye çıkması büyük alkış aldı. Millet adeta tapıyordu ona. Hatta annemin tezahürat ettiğini görünce geldi, annemi öptü, sarıldı.
Eskiden gazinolarda parayla minder satılırdı. Izleyiciler çok sevdikleri sanatçılara sevgi gösterisinde bulunurken sahneye minder atarlardı. Hatta bazı konserlerde sahneye o kadar çok minder atılıyordu ki, sanatçılar da bir süre sonra rahatsız oldu. Mesela Ferdi Tayfur konserinde Ekiciöver gazinosunda minder satışı yasaklanmıştı”.
Keseye uygun eğlence
80’li yaşlarını sürdüren Veysel Bey ise 80’lerdeki İzmir Fuarı’nı özlediğini söylüyor. Ekonomik krizin bugünkü kadar derinleşmediği, her keseye uygun bir eğlence biçiminin bulunabildiği, sosyal eşitsizliğin bugünkü kadar görünür olmadığı sanki başka bir ülkeyi anlatıyor.
‘‘1972’den beri İzmir’de yaşıyorum. Biz Fuar’a yakın oturuyorduk Alsancak semtinde. Şehir dışından gelen misafirlerimiz olduğunda mutlaka Fuar’a getirirdik. Gazino eğlencelerine gidiyorduk. Zeki Müren, Gönül Yazar, Emel Sayın… Bayanlara gündüz matineleri de olurdu. O yıllarda şimdiki gibi ekonomik kriz derin değildi, herkes kesesine uygun eğlenebilirdi. Lunapark çocukların eğlence merkeziydi. Fuar bir ay süreyle bir eğlence merkezi olurdu, şimdi öyle değil. Eski günlerde daha çok huzur vardı, herkes birbiriyle kolay kaynaşırdı. Ülke pavyonlarında yeni sanayi üretimlerini görmeye giderdik. Sanayinin geldiği yeri görünce imreniyorduk, keşke bizim ülkemiz de böyle olsa diyorduk”.
Makalesinde İzmir Fuarı’nın insanlara hayatın doğal akışında görme/yaşama olanağı bulamadıkları deneyimleri tattırdığına ve bu yüzden de gerek bireysel gerek kolektif hafızada özel bir yer bulduğuna dikkat çeken Sezgi Durgun, İzmir Fuarı’nın Türkiye’nin kültürel modernleşme sürecindeki önemli araçlardan biri olduğunun altını çizerken Soğuk Savaş döneminin kültürel dinamiklerinin Fuar’daki izdüşümlerini de masaya yatırıyor.
Televizyonun, İnternetin olmadığı, insanların çok azının pasaport sahibi olduğu bir dünyada Fuar’a gitmek ne demekti? En cazibeli pavyonlar hangileriydi? Sergi pavyonlarında ulusların rekabeti kent sakinleri tarafından nasıl hissediliyordu? Modern yaşamın yenilikleri yerel aidiyetleri nasıl etkiledi? Tüm bu sorulara yanıt arayan makalenin tümünü İzmir Dergisi’nin önümüzdeki günlerde yayınlanacak yeni sayısında bulmak mümkün.





















Bir cevap yazın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.