Çeşme ve Karaburun kıyılarında geçen yıl toplu halde görülen orkinos ölümleri bu yaz yeniden başladı. İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, bu yıl kuruma 10 ölüm vakası bildirildiğini ve analizlerde ölümlerin deniz suyu sıcaklığındaki artış ile Lactococcus garvieae bakterisiyle ilişkili olduğunun belirlendiğini söyledi. Uzmanlar, ölümlerin çiftliklerin oluşturduğu organik yük ve körfezlerin ekolojik koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
İzmir’in Çeşme ve Karaburun kıyılarında 2025 yazında çok sayıda orkinosun ölü ve hasta halde kıyıya vurmasının ardından benzer görüntüler bu yıl yeniden görülmeye başladı. Çeşme ve Karaburun’da yaşayanlar son günlerde kıyıya yeniden ölü orkinosların vurduğunu belirtirken, geçen yıl yaşanan ölümlerin nedenleri, bölgedeki balık çiftliklerinin yoğunluğu ve körfezlerin deniz suyu kalitesi yeniden tartışılmaya başlandı.
İzmir, Türkiye’deki orkinos yetiştiriciliğinin yoğunlaştığı kentlerin başında geliyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının İzmir İl Çevre Durum Raporu’nda kentte 6 orkinos tesisi bulunduğu, bu tesislerin toplam proje kapasitesinin yıllık 6 bin 340 ton olduğu belirtiliyor. Raporda Ildırı Koyu ve Gerence Körfezi de su ürünleri yetiştiriciliği yapılan alanlar arasında gösteriliyor.

Bakanlık bakteriyel kaynaklı dedi, ayrıntılı bulguları paylaşmadı
Geçen yıl yaşanan ölümlerin ardından İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç’ın yazılı soru önergesine verilen Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yanıtında, ülkede faaliyet gösteren altı orkinos yetiştiricilik çiftliğinde uzman personelin görevlendirildiği belirtildi. Bakanlık, alınan numuneler ve yapılan incelemeler sonucunda ölümlerin, deniz ortamındaki oksijen normal seviyelerdeyken su sıcaklığının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesine bağlı olarak “bakteriyel kaynaklı” olduğunun değerlendirildiğini bildirdi. Ancak yanıtta tespit edilen bakterinin adı, numunelerin ayrıntılı laboratuvar bulguları ve analiz sonuçları açıklanmadı. Bakanlık ayrıca bakterinin önlenmesi ve izole edilmesine yönelik çalışmaların ardından alınan son numunelerin durumun normale döndüğünü gösterdiğini belirtti. Ancak Bakanlık, bu çalışmalar kapsamında hangi somut önlemlerin alındığına ilişkin ayrıntı paylaşmadı.
Bakanlığın yanıtında orkinos besi tesislerinin 2025 yılı içerisinde 25 kez denetlendiği, son beş yıldaki denetimlerde çeşitli nedenlerle 25 idari para cezası uygulandığı da kaydedildi. Ölü veya yaralı halde kıyıya vuran orkinoslardan numune alındığı ve balıkların ortamdan uzaklaştırılarak imha edildiği belirtildi. Geçen yılki ölümler daha sonra Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesinden araştırmacıların da bulunduğu bir ekip tarafından bilimsel olarak incelendi. 2026’da Frontiers in Cellular and Infection Microbiology dergisinde yayımlanan çalışmada 30 orkinostan alınan örneklerde kapsüllü Lactococcus garvieae bakterisinin baskın olduğu ve balıklarda ağır sistemik enfeksiyona yol açtığı tespit edildi.
Güler: Bu yıl için kesin laboratuvar sonucu yok
Çeşme Kent Konseyi Başkanı ve Çeşme Yarımadası Çevre Derneği Başkanı Dr. Ahmet Güler tarafından hazırlanan Ağustos 2026 tarihli değerlendirmede de bu araştırmaya yer verilerek 2025’teki olayda bakterinin doğrulanmış birincil hastalık etkeni olduğu, 2026’daki yeni ölümler için ise henüz aynı şekilde doğrulanmış bir bilimsel sonuç bulunmadığı belirtildi. Güler, “Bu yıl için kesin bir laboratuvar sonucu yok çünkü bu yılki vakalar henüz bilimsel olarak incelenmedi. Şartlar, sıcak su, aynı bölge ve aynı çiftlikler geçen yılla benzer. Dolayısıyla aynı bakterinin etkili olabileceği düşünülebilir ama bu bir tahmin. Kesin kanıt değil. Bu yıl ölen balıklardan da numune alınması gerekiyor” diye konuştu.

‘Suyun ısınması bakteriyi etkiliyor’
Güler, Lactococcus garvieae enfeksiyonunun deniz suyu sıcaklığıyla ilişkisine de dikkat çekti. Geçen yılki bilimsel çalışmayı değerlendiren raporda da bakterinin neden olduğu hastalığın özellikle su sıcaklığının 15-16 derecenin üzerine çıktığı dönemlerde ortaya çıktığı belirtiliyor. 2025 yazında İzmir kıyılarında deniz suyu sıcaklığı 22-25 dereceye kadar ulaşmıştı. Güler, “Bu bakteri deniz suyu belli bir sıcaklığı geçtiğinde harekete geçiyor ve hastalık yapma kapasitesi artıyor. Yazın Ege’de su 22-25 dereceye çıkıyor. Dolayısıyla bakteri açısından uygun bir ortam oluşuyor. Sıcaklık artışı olmasaydı aynı tablonun ortaya çıkıp çıkmayacağını ayrıca değerlendirmek gerekirdi” dedi.
Geçen yıl ölen balıklarda dikkat çeken bulgulardan biri de deride meydana gelen bozulmalardı. Bilimsel araştırmada balıklarda hastalığın ilerleyen dönemlerinde şiddetli deri ülserasyonu, pul kaybı ve deri altı kanamalar görüldü. Ancak araştırmacılar deri hasarını enfeksiyonun başlangıç noktası olarak değil, hastalığın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkan bir bulgu olarak değerlendirdi. Güler, “Halk arasında balığın derisinin veya koruyucu tabakasının kuruduğuna ilişkin bir gözlem vardı. Bilimsel çalışma bunun biraz daha farklı olduğunu gösterdi. Bakteri öncelikle iç organlarda ağır bir enfeksiyon oluşturuyor. Derideki ağır bozulmalar daha ileri aşamada ortaya çıkıyor” diye konuştu.

‘Çiftliklerin etkisi araştırılmalı’
Bölgede orkinos ölümlerinin ardından en fazla tartışılan konulardan biri de balık çiftlikleri oldu. Güler, mevcut bilimsel bulguların çiftliklerde kullanılan yemin balıkları doğrudan hasta ettiğini ortaya koymadığını ancak çiftliklerin oluşturduğu çevresel baskının ayrıca araştırılması gerektiğini söyleyerek, “Bilim insanları çiftliklerde kullanılan yemleri de test etti. Yemin balıkları doğrudan hasta ettiğine ilişkin bir kanıt ortaya çıkmadı. Dolayısıyla bugün ‘çiftlikler doğrudan bu bakteriyi bulaştırdı’ diyemeyiz. Ama çiftliklerin oluşturduğu organik kirliliğin, deniz suyunun ısınmasıyla birleştiğinde bakterinin daha etkili hale gelmesine katkıda bulunup bulunmadığını araştırmak gerekiyor” dedi.
Güler, geçen yılın ardından bu yıl yeniden ölümlerin görülmesinin düzenli izleme ihtiyacını ortaya çıkardığını söyledi: “Bu çiftlikler yaklaşık 22 yıldır bölgede. Böyle büyük bir toplu ölüm ilk kez geçen yıl yaşandı ve şimdi ikinci kez benzer görüntüler ortaya çıkıyor. Bunun tek seferlik bir olay mı, yoksa bundan sonra sıcak yazlarda tekrar edecek bir sorun mu olduğunu bilmiyoruz. Bu yüzden düzenli takip sistemi kurulması gerekiyor.”
Güler, yeni vakalarda yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı: “Ölü veya hasta balık görülür görülmez örnek alınarak laboratuvara gönderilmeli. Körfezlerde yalnızca balıklara değil deniz suyuna ve deniz tabanına da bakılmalı. En önemlisi de bulunan sonuçlar açık biçimde kamuoyuyla paylaşılmalı. Geçen yıl olduğu gibi insanların aylarca ne olduğunu tahmin etmeye çalışmaması gerekiyor.”
Ellikçi: Ölü balık sürekli kıyıya vuruyor
Çeşme’de yaşayan Ali Ellikçi de geçen yıldan bu yana kıyıya vuran orkinosları gözlemleyen bölge sakinlerinden. Ellikçi, bu yaz yeniden ölü balık gördüklerini belirterek, “Ben kıyıdayım devamlı. Geçen gün yine fotoğraflarını çektim. Ölü balık kıyıya vuruyor. Karaburun’da da görülmüş. Geçen yıl da gördük, bu yıl da görüyoruz” dedi.

‘Denizi filtreleyen canlılar azalıyor’
Ellikçi, orkinos ölümlerinin yalnızca tek bir balık türü üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, “Midyeler, deniz kabukluları, deniz patlıcanları… Bunların denizde bir işlevi var. Suyu filtreleyen canlılardan söz ediyoruz” dedi. Bu canlıların yoğun biçimde toplanmasının deniz ekosistemini etkilediğini savunan Ellikçi, “Denizde yaşayan her canlı birbirine bağlı. Sadece orkinosa bakmamak gerekiyor. Deniz patlıcanını da midyeyi de dipte yaşayan canlıları da korumamız gerekiyor” diye konuştu.
Küçükgül: 25 yıl önceki Gerence ile bugünkü aynı değil
Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden emekli, çalışmalarını deniz kimyası alanında yürüten Prof. Dr. Enver Yaser Küçükgül ise yaklaşık 25 yıldır Gerence Körfezi kıyısında yaşıyor. Küçükgül, Gerence Körfezi’ndeki değişimi uzun yıllardır gözlemlediğini dile getirerek, “Ben 25 yıldır Gerence Körfezi’nin çevresini, suyunu ve deniz tabanını dolaşıyorum. Bundan 25 sene önce deniz tabanında yeşil çayırlar vardı. Kayalar pırıl pırıldı. İlkbaharda su altında rengârenk görüntüler olurdu” dedi.
Bugün deniz tabanındaki görüntünün değiştiğini söyleyen Küçükgül, şöyle devam etti: “Şimdi su altı çok farklı. Kayaların üzerinde adeta soba külü dökülmüş gibi bir tabaka görüyorum. Üzerinde sümüklü bir yapı var. Dip canlılarının önemli bölümünü artık göremiyoruz. Dipteki canlılar azaldığında tabana çöken organik maddelerin parçalanma sistemi de bozuluyor. O maddeler orada bozuluyor ve suyun kalitesini etkiliyor.

‘Gerence adeta bir çanak’
Küçükgül’e göre Gerence Körfezi’nde dikkat edilmesi gereken konulardan biri de bölgenin su dolaşımı. Bu yapının bölgedeki kirlilik yükü açısından önem taşıdığını belirten Küçükgül, açık denizdeki bir yetiştiricilik alanıyla Gerence’nin aynı koşullarda değerlendirilemeyeceğini savundu. “Çeşme Körfezi, Gerence Körfezi ve Ildır Körfezi birbirine bağlı. Kuzeyden gelen su bu bölgeden dolaşıyor. Ancak Gerence Körfezi’nde su sirkülasyonu çok düşük. Körfezin yapısını düşündüğünüzde adeta bir çanak gibi. Böyle bir su kütlesine ne kadar organik madde girdiğini bilmek zorundasınız. Su ne kadar zamanda yenileniyor? Çözünmüş oksijen ne durumda? Deniz tabanında ne kadar organik madde birikiyor? Bunları ölçmeden sağlıklı bir değerlendirme yapılamaz.”
Küçükgül, Karaburun kıyılarından Gerence ve Ildır çevresine uzanan alanda yalnızca orkinos değil, çipura ve levrek başta olmak üzere çok sayıda kültür balıkçılığı işletmesinin bulunduğunu belirtti. Kafeslerdeki balıkların yem tüketimi ve dışkılarının denizde organik yük oluşturduğunu söyleyen Küçükgül, “Bir kafeste yüz binlerce balık olabiliyor. Bir işletmede çok sayıda kafes bulunuyor. Bunun bir yem girdisi var, dışkısı var. Bunların tamamı organik madde demek. Bu organik maddenin körfezin taşıma kapasitesini aşıp aşmadığını ölçmeniz gerekiyor” dedi.
‘Ben tahmin değil, ölçüm istiyorum’
Küçükgül, balık çiftliklerinin deniz üzerindeki etkisinin gözleme veya tahmine bırakılmaması gerektiğini belirtti. Gerence Körfezi’nin tabanındaki değişimin nedenlerini belirlemek için uzun süreli ölçümlere ihtiyaç olduğunu vurgulayan Küçükgül şöyle konuştu: “Sedimentten örnek alın. Kafesin altından alın, biraz uzağından alın, körfezin başka noktasından alın. Organik karbonu, çözünmüş oksijeni, azotu, fosforu, bakteri yükünü ölçün. O zaman ne olduğunu ortaya koyabilirsiniz. Ben bugün gördüğüm her şeyi tek başına balık çiftliklerine bağlamıyorum. Burada kentsel kirlilik de olabilir, başka kaynaklar da olabilir. Ama çok yoğun bir kültür balıkçılığı faaliyeti varsa onun deniz üzerindeki etkisini ölçmek zorundasınız.”
Küçükgül, deniz patlıcanları ve diğer dip canlılarının azalmasına da dikkat çekti. “Pinalar vardı, kabuklu canlılar vardı. Deniz kestaneleri bugün çok az. Deniz patlıcanları toplanıyor. Bunların hepsi deniz ekosisteminin bir parçası. Su kalitesinin korunmasında görevleri var. Bir ekosistemin parçalarını tek tek ortadan kaldırırsanız sonuçta bütün sistem etkilenir.”
‘Sıcaklık artınca patojenlerin koşulları da değişiyor’
Küçükgül, iklim krizine bağlı olarak deniz suyu sıcaklığının orkinos ölümleri açısından ayrıca incelenmesi gerektiğini söyleyerek, “Sıcaklık arttığı zaman bakterilerin çoğalma koşulları değişiyor. Patojen bakterilerin daha etkili hale gelmesi mümkün. Virüsleri de araştırmak gerekiyor. Bu nedenle kıyıya vuran balıkları çok kapsamlı biçimde analiz etmeniz gerekiyor” uyarısında bulundu. Geçen yıl Lactococcus garvieae bakterisinin ortaya çıkarıldığını hatırlatan Küçükgül, bu yıl görülen ölümler için yeni numune alınmasının gerekli olduğuna şöyle dikkat çekti: “Geçen yılki balıkta bir bakteri bulmuş olmanız, bu yıl kıyıya vuran balığın aynı nedenle öldüğünü otomatik olarak göstermez. Balığı alacaksınız, biyokimyasal ve mikrobiyolojik analizini yapacaksınız. Gerekirse histopatolojik inceleme yapacaksınız. Bu yıl ne olduğunu böyle göreceğiz.”
‘Ölü balıkların kaynağı belirlenmeli’
Küçükgül, kıyıya vuran orkinosların nereden geldiğinin de açıklığa kavuşturulmasını istedi. “Bu balık nereden geliyor? Kafeste beslenen bir balık mı? Kafesten kaçmış bir balık mı? Serbest dolaşan yabani bir orkinos mu? Bunun ortaya konması lazım. Denizde serbest dolaşan balık başka bir ortam arar, daha temiz yerlere yüzer. Ama bu ölü balıkların kafes içindeki hayvanın böyle bir şansı yok.” Yetiştiricilik yapılan işletmelerde balık ölümlerinin yaşanabileceğini belirten Küçükgül, ölen balıkların nasıl yönetildiğinin de denetimin bir parçası olması gerektiğine dikkat çekti: “Büyükbaş hayvancılıkta da ölüm olur, kümes hayvancılığında da olur, balık yetiştiriciliğinde de olabilir. Ama ölen hayvanın ne olduğu, neden öldüğü ve nasıl bertaraf edildiği kayıt altında olmalı. Kıyıya ölü orkinos vuruyorsa bunun nereden geldiği mutlaka araştırılmalı.”

‘Denetim kamu kurumlarının görevi’
Küçükgül, denizdeki değişimin takip edilmesi ve işletmelerin denetlenmesinin vatandaşların değil yetkili kamu kurumlarının sorumluluğu olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle sonlandırdı: “Bu işi vatandaş yapmayacak. Tarım ve Orman Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının görevi bu. Bir işletmeye izin veriyorsanız onun çevre üzerindeki etkisini de denetlemek zorundasınız.”
İl Tarım Müdürlüğü: Toplam 10 ölüm vakası var
İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Balıkçılık ve Su Ürünleri Şubesinden verilen bilgiye göre, kuruma bu yıl toplam 10 ölü orkinos vakası bildirildi. Kıyıya vuran balıklardan numune alındığını belirten Şube yetkilisi, analizlerde ölümlerin deniz suyu sıcaklığındaki artış ve Lactococcus garvieae bakterisiyle ilişkili olduğunun belirlendiğini söyledi. Yetkili, mevcut vakaları toplu ölüm olarak değerlendirmediklerini belirterek, “Tek tek balık ölümü doğal ölümdür. Bizim prosedürümüzde balıklar toplu bir ölüm olduğu zaman bizim için kritik” dedi. Benzer tekil ölümlerin orkinosların bulunduğu farklı kıyılarda da görülebildiğini ifade eden yetkili, “İspanya’dan Suriye’ye kadar her kıyıya normal günde bir tane, üç günde bir tane olan şeyler, normal şeyler bunlar” diye konuştu.
‘Doğadaki ölümler daha çok gözlemlenmeye başladı’
Ak-Tuna’da su ürünleri mühendisi ve çiftlik müdürü olarak görev yapan Gökhan Gökçek, Çeşme ve Karaburun kıyılarında son dönemde görülen ölü orkinosların, doğadaki balık popülasyonlarında gözlemlenen sağlık sorunları kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Son birkaç yılda bölgede ölümlerin daha sık gözlemlenmesinde artan deniz suyu sıcaklıklarının ve Lactococcus garvieae bakterisinin etkili olabileceğini belirten Gökçek, “Deniz suyu sıcaklıklarının yükseldiği dönemlerde Lactococcus garvieae bakterisinin çoğalması için daha uygun koşullar oluşabiliyor. Balıkların sıcaklık artışı gibi çevresel stres faktörlerine maruz kalması ve bağışıklık sistemlerinin bundan etkilenmesiyle birlikte ölüm oranları normal seviyelerin üzerine çıkabiliyor” dedi.
Çiftliklerde benzer bir tabloyla karşılaşılması ihtimaline karşı gerekli incelemelerin başlatıldığını ifade eden Gökçek, “Balıklardan ve sucul ortamdan alınan numunelerde yapılan laboratuvar analizleri sonucunda Lactococcus garvieae bakterisinin izole edildiğini belirtti. Gökçek, “Veteriner hekimler ve balık hastalıkları konusunda uzman akademisyenlerin desteğiyle gerekli analiz ve tedavi çalışmaları yapıldı. Elde edilen sonuçlara göre uygulanan tedavi ve koruyucu sağlık programlarıyla bakteriyel enfeksiyon çiftlik ortamında kontrol altına alındı. Ancak doğadaki balıklara bu tür kontrollü bir müdahale yapılması mümkün olmadığı için doğadaki ölümler daha görünür hale gelmiş olabilir” diye konuştu.
Çiftliklerde ölen balıkların denize atıldığı veya hasta balıkların doğaya salındığı yönündeki iddiaları da reddeden Gökçek, “Çiftliklerden ölü balıkların denize atılması ya da yaralı veya hasta balıkların doğaya salınması hem işletme prosedürlerimiz hem de yürürlükteki mevzuat açısından söz konusu değildir” dedi.
‘Tarım il ve ilçe müdürlükleriyle sürekli iletişim halindeyiz’
Gökçek, 2025 yılında yaşanan ölümlerin ardından Bakanlık tarafından doğadaki balıklardan numuneler alındığını ve üniversiteler tarafından da konuyla ilgili çalışmalar yürütüldüğünü söyledi. Şirketin de özel laboratuvarlar, veteriner hekimler ve alanında uzman akademisyenlerle çalışmalar yürüttüğünü belirten Gökçek, “Çiftlik ortamında yaptırdığımız analizlerde Lactococcus garvieae bakterisini izole ederek konuyla ilgili bilimsel inceleme sürecini başlattık. Elde edilen bulguların değerlendirilmesi amacıyla akademik çalışmalar da yürütülüyor” dedi.
Yakın zamanda doğada sersem halde görülen bir orkinosun yakalanarak inceleme amacıyla Tarım İl Müdürlüğüne gönderildiğini aktaran Gökçek, “Tarım il ve ilçe müdürlükleriyle ve Bakanlığın ilgili birimleriyle sürekli iletişim halindeyiz. İşletmelerimiz zaten düzenli olarak denetleniyor. Üretim, balık sağlığı ve ölümlerle ilgili tutulması ve ilgili kurumlara iletilmesi gereken kayıt ve veriler mevcut. Tüm bu süreçler ilgili mevzuat ve resmi denetim mekanizmaları çerçevesinde yürütülüyor” diye konuştu.
Gökçek ayrıca orkinos yetiştiriciliğinin ruhsat, kapasite ve ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda gerçekleştirildiğini; orkinosun avcılığı, yetiştiriciliği ve uluslararası ticareti kota ve kayıt sistemleri kapsamında takip edilen bir tür olduğunu belirtti. Bölgede faaliyet gösteren Akua Group’a da görüş talebi iletildi ancak şirket sorularımıza yanıt vermedi.





















Bir cevap yazın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.