- Madenin kiri sanatla yıkanır mı? - 4 Ekim 2026
- Madrid’de Maricarmen, Ankara’da Ali Şekeroğlu: Para için değil, onurumuz için! - 28 Eylül 2026
- Avangart bir ‘sanat işçisi’: Teoman Madra arşivinden Ayvalık’a bakmak - 21 Eylül 2026
Maden, petrol ve silah şirketlerinin finansmanıyla sanat kurumlarına fon sağlanmasına yönelik Batı’da ciddi kısıtlamalar gündeme gelirken Türkiye bu gündemin neresinde? Madencilik şirketleri iş güvenliğine daha fazla yatırım yapacakları yerde sanat sponsorluklarıyla alkış ararken, orman katliamları yapıp ekolojik tahribata yol açan holdingler arkeolojik kazılara finansman sağlayarak toplumun gözüne girmeye çalışıyor. Sanatla yıkama (Artwashing) ve Yeşil Yıkama (Greenwashing) ülkemizde hafızasızlığı besleyen yeni bir iş yapış biçimi halini mi aldı?
Artwashing, Türkçesi sanat ile yıkama. Anlamı; şirketlerin olumsuz faaliyetlerin üstünü örtme amacıyla sanatı ve sanat projelerini halkla ilişkiler maskesi olarak kullanmaları.
Dünya genelinde hemen her sektörde pek çok şirket, zaman zaman bu yöntemi deniyor. Bu bazen bir gayrimenkul şirketi olabiliyor bazen de madencilik endüstrisi. Hatta kimi zaman resmi kurumların bile tercih ettiği itibar aklama yöntemlerinin başında geliyor sanat işlerinin arkasına sığınmak. En bilinen örnek, ağır insan hakları ihlalleri ile tanınan Suudi Arabistan. Suudi devletinin yöneticileri, Batı dünyasına ”demokrat” görünmek için sanatı agresif biçimde kullanıyor; sanat projelerine, özel müzelere çılgın paralar akıtıyor, Pompidou Merkezi ve Louvre gibi dünyanın en önemli sanat kurumlarıyla milyar dolarlık sponsorluk anlaşmaları yapıyor.
Sanat ile yıkamanın dünyada en bilinen örneklerinin başında dünyanın en büyük petrol devlerinden biri olan BP’nin 2010’da Meksika Körfezi’nde neden olduğu petrol sızıntısıyla gündeme gelen çevre katliamı geliyor. İngiltere’nin prestijli sanat kurumları olan Tate Gallery ve National Portrait Gallery, bu olaydan sonra kamuoyunun da yoğun baskısıyla, BP ile uzun yıllardır sürdürdükleri ortaklığı bitirmek zorunda kalıyor.
Türkiye’de ise sanat ile yıkama tepki görmek bir yana, neredeyse alkışlanıyor. Bu düşündürücü manzara, toplumsal hafızasızlığın üstüne kamuoyunun artık neye tepki vereceğini bilemeyecek kadar bezmiş olmasıyla açıklanabilir mi bilmiyoruz. Ancak şurası açık ki her tepkisizlik, başımıza gelecek bundan sonraki felaketin taşlarının döşenmesini biraz daha kolaylaştırıyor.

İzmirli sanat merkezinin gölge sponsoru
Bundan 12 sene önce 301 madenciyi yitirdiğimiz Soma’da yeni bir göçük daha yaşandı. İmbat Madencilik’te çalışan beş işçi 1 Ekim’de yeraltında can verdi. Halit Ersay 37 yaşındaydı. Aynı yaşta olan Kerim Ören iki çocuk babasıydı. Ramazan İnce henüz 26 yaşındaydı. Babasını aynı yaşlarda bir maden kazasında kaybetmişti. İsa Olcay emekliydi ve geçim sıkıntısı çektiği için 49 yaşında yeraltına inmişti. Ömer Karakaya’nın henüz 2 yaşında bir çocuğu vardı, göçük altında kalarak aramızdan ayrıldı.
İmbat Madencilik, Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşu listesinde 2025’te 498’inci sırada yer alıyor. Yani, Türkiye’nin en büyük maden şirketlerinden biri. 2024’te 6 milyar liralık üretimden net satış yapan şirket 649 milyon TL büyüklüğünde kâr elde etmesine rağmen kurumlar vergisi vermemiş. Faaliyet kolundaki olumsuz sicili hayli kabarık olan şirket, 2019’da, Bağımsız Maden İş’in o dönemki başkanı, daha sonra bir trafik kazasında yaşamını yitiren Tahir Çetin’i palas pandıras işten atmaya çalışmasıyla hafızalarda. İmbat’ta neredeyse hemen her yıl ciddi bir kaza yaşanıyor.
Ancak biz tıpkı başka örneklerde olduğu gibi İmbat Madencilik patronlarının da sorumluluk alıp, bu ölümlü kazaların bedelini ödediklerini nedense hiç görmüyoruz. Onlar yargıya hesap verirken değil de sergi açılış kokteylerinde, hayırseverlik projeleri için düzenledikleri törenlerde görünür olmayı tercih ediyor. Bazen de madenin patronu Kurtel ailesinin bir üyesinin İzmir’de kurmuş olduğu K2 güncel sanat merkezinin etkinliklerinde, ihtiyatlı bir görünürlük politikası izleyerek…
İmbat Madencilik bu alanda elbette tek örnek değil. Yine madencilik sektöründe de faaliyetleri olan Eczacıbaşı Holding’e bağlı maden şirketi ESAN’ın 2022’de tam 243 sendikalı işçisini çıkarmaya çalıştığını hafızasızlığımız sebebiyle çoktan unuttuk. Yine de hatırlatmış olalım; İşçiler günlerce maden çıkışını kapatarak eylem yapmış, şirket yetkililerinin “İş kıyafetlerinizi iade etmezseniz maaşınızı yatırmayız” tehdidi üzerine madenciler soyunarak protesto etmişti. Direniş daha sonra İstanbul’a sıçramış; madenciler Eczacıbaşı Holding’in ana sponsoru olduğu İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) ve İstanbul Modern binaları önünde eylemler yaparak “İstanbul’da bienal, Balya’da kölelik”ve “Madenlerin kirini sanatla yıkayamazsınız” sloganlarıyla holdingin artwashing politikasını teşhir etmişti. Eylemlerin büyümesi üzerine holding geri adım attı ve işçilerin işe iade talebini kabul etti.
Yeşil Aklama: Ekolojik tahribatı yapan kazı sponsoru oluyor
Madencilik ve ağır sanayi şirketlerinin çevre felaketlerini, su kaynaklarını kirletmelerini veya orman kıyımlarını örtbas etmek için antik kent ve arkeolojik kazı sponsoru olmaları da sıkça karşılaştığımız bir başka suç aklama yöntemi. Literatürde buna Greenwashing deniliyor, yani Yeşil Aklama.
En yakın örnek Cengiz Holding grup şirketlerinden olan Truva Bakır Maden İşletmeleri’nin Çanakkale’nin Çan ilçesinde yer alan ve 86 bin yıllık tarihiyle insanlık tarihine ışık tutan İnkaya mağarası kazılarına ana sponsor olması. Şirket aynı bölgede büyük bir çevre direnişine konu olan Halilağa Bakır Madeni Projesi’ni yürütüyor.Çanakkale Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri Platformu ve Kazdağları Ekoloji Platformu’nun protestolarında da dile getirildiği gibi Truva Bakır, yaklaşık 1 milyon ağacı yok edecek Halilağa Bakır Madeni sahasındaki kaya mezarlarını, Antik Troas Bölgesi’nde yer alan sit alanlarını ve maden sahasındaki arkeolojik buluntuları görmezden gelirken, İnkaya Mağarası kazılarına sponsor olarak bir ‘yeşil aklama’ projesi yürütüyor.

Kuzey Ege’den aşağılara inip İkizköy’deki Akbelen Ormanları’na geliyoruz.
Termik santrallere kömür sağlamak amacıyla Akbelen’i katleden YK Enerji’nin ortakları Limak ve İçtaş da Güney Ege ve Likya bölgesindeki çok sayıda antik kentin kazı ve restorasyon projelerini fonlayarak günahlarını örtmeye çalışıyor.
Gerek sanatla yıkama gerekse yeşil yıkama projeleri yürüten ticari yapıların sanat kurumlarını fonlaması konusunda Batı’da bazı etik kodlar uygulamaya alınıyor günümüzde. Bazı büyük müzeler petrol, maden ve silah şirketleriyle olan bağlarını kalıcı olarak kesiyor. Öte yandan Türkiye’de sanatın finansmanı, ekonomiyi domine eden bazı büyük ailelerin elinde olduğu için, içlerinde madenciliğin de olduğu ”tartışmalı” sektörlerden fon almamak bir seçenek olmaktan çıkıyor.
Umudumuz ve dileğimiz, dünyadaki büyük müzelerin internet sitelerinde şeffaf bir şekilde yayımlanan, hangi sektörlerden para alınmayacağını belirten “Etik Fonlama Sözleşmeleri”nin ve bunu denetleyen bağımsız kurulların Türkiye gündeminde de bir gün yer bulması. Kültür ve sanat projelerini finanse eden paranın kazanıldığı sektörlerin en az sanatın kendisi kadar temiz ve etik olması.

















Bir cevap yazın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.