CHP’den seçilen Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı’nın AKP’ye geçmesi, 30 yılı aşkın süredir sosyal demokratların yönettiği ilçede sandık iradesi, parti aidiyeti ve yerel yönetim-merkezi iktidar ilişkisini yeniden tartışmaya açtı. Siyaset bilimci Prof. Dr. Aslıhan Aykaç, geçişin “zamanlama ve şeffaflık açısından ikna edici olmadığını” söylerken, Sosyolog Engin Önen çok daha sert bir değerlendirmeyle parti değişikliğini “demokrasiye ve sandığa net bir ihanet” olarak nitelendiriyor.
Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı’nın CHP’den ayrılarak AKP’ye katılmasının ardından ilçedeki tartışma sokağa taşındı. Fıçı’ya yönelik istifa çağrılarının ardından Foça’da pazaryerinde eylemler düzenlendi; 16 Eylül’de uluslararası plaj voleybolu turnuvasının etkinliğine katılan Fıçı bu kez kırmızı kartlar ve “istifa” sloganlarıyla protesto edildi. Protesto sırasında polis de alana girdi.
Tartışmanın merkezinde ise Fıçı’nın hangi siyasi kimlikle seçildiği ve seçmenin verdiği oyun ne ölçüde adaya, ne ölçüde partiye ait olduğu sorusu bulunuyor.
Siyaset bilimci Prof. Dr. Aslıhan Aykaç’a göre İzmir’de seçmenin parti tercihi yalnızca ideolojik bir konumlanmaya değil, aynı zamanda “yaşam tarzı siyasetine” dayanıyor. Aykaç, Fıçı’nın CHP’den AKP’ye geçişinin siyasi yelpazenin birbirine yakın partileri arasında gerçekleşmediğine dikkat çekerek, açıklanan gerekçenin zamanlama ve şeffaflık açısından ikna edici olmadığını belirtiyor.
Sosyolog Engin Önen ise Foça’nın bugünkü siyasi yapısını Türkiye’de 1990’lardan sonra değişen toplumsal fay hatlarıyla açıklıyor. Önen’e göre Foça geçmişte merkez sağ partilere oy verebilen bir ilçe iken, AKP döneminde ekonomik tercihlerden öte kültürel ve yaşam tarzına ilişkin nedenlerle sağ siyasete mesafe koydu. Parti aidiyetlerinin sertleştiğini belirten Önen, seçmenin parti kimliğiyle verdiği oyla seçilen bir belediye başkanının başka bir partiye geçmesini “seçmenin iradesini çalmak” olarak değerlendiriyor.

CHP’den seçildi, AKP’ye geçti
Saniye Bora Fıçı, 31 Mart 2024 yerel seçimlerine CHP’nin Foça Belediye Başkan adayı olarak girdi ve yüzde 49,60 oyla seçildi. Cumhur İttifakı’nın MHP’li adayı Taner Acar ise yüzde 39,52 oy aldı. Fıçı’nın belediye başkanlığı oyu ile CHP’nin aynı seçimde aldığı belediye meclisi oyu arasında yaklaşık iki puanlık fark bulunuyordu. Ancak Foça’daki tartışmayı yalnızca 2024 seçiminin rakamları oluşturmuyor. İlçe, 30 yılı aşkın süredir sosyal demokrat siyasi çizgideki partiler tarafından yönetiliyor. 1980’lerin sonunda SHP ile başlayan çizgi, sonraki yerel seçimlerde CHP ile devam etti.
Fıçı ise CHP’ye seçimden kısa süre önce katılmış bir siyasetçi değildi. 2004 yılında CHP’ye katılan Fıçı, 2020-2023 yılları arasında CHP İzmir İl Başkan Yardımcılığı yaptı. 2024’te partisinin Foça Belediye Başkan adayı gösterildi. Fıçı, 10 Eylül’de AKP Genel Merkezi’nde düzenlenen törende Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın taktığı rozetle AKP’ye katıldı. Fıçı, parti değişikliğinin ardından yaptığı açıklamalarda kararını Foça’ya hizmet, yeni yatırımlar ve merkezi yönetimle yerel yönetim arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi üzerinden açıkladı.

Aykaç: Açıklanmayan başka faktörler olduğunu düşünmek gerekiyor
Siyaset bilimci Prof. Dr. Aslıhan Aykaç, Fıçı’nın parti değişikliğinin gerekçesini ve zamanlamasını şöyle değerlendiriyor: “Saniye Bora Fıçı, 2,5 yıl sonra gelen parti değişikliğini merkezi yönetimle yerel yönetim arasında uyum sağlama gerekçesiyle açıkladı. Ancak bu tercih, ne zamanlama açısından ne de şeffaflık açısından ikna edici. Üstelik bu geçiş siyasi yelpazenin aynı yönünde yer alan partiler arası değil, siyasi kutuplaşmanın zıt kutupları arasında olan bir geçiş. Böyle bir durumda rasyonel bir çıkarım yapmak oldukça zor. Bu durumda belediye başkanının açıklamadığı ya da kapalı kapılar arkasında belirleyici olan başka faktörlerin olduğunu düşünmek gerekiyor.”
Aykaç’a göre seçmen davranışını Türkiye’nin bütünü için tek bir kalıpla açıklamak mümkün değil. İzmir özelinde ise parti kimliği güçlü bir belirleyen: “Türkiye genelinde insanların ne tür eğilimlerle oy verdiğini söylemek için geniş bir veriye ve seçmen hakkında derin bir bilgiye ihtiyaç var; bu nedenle durumu İzmir özelinde değerlendirmek daha anlamlı olur. İzmir’de seçmen ağırlıklı olarak partiye oy verir, bu parti tercihi ideolojik bir konumlanmanın yanı sıra bir yaşam tarzı siyasetine dayalıdır. Ancak bu parti yaklaşımı adayın önemsiz olduğu anlamına gelmez. Her ne kadar İzmir yıllardır CHP’nin kalesi gibi görünse de oy oranının sabit olmadığını, hatta bazı seçimlerde dikkat çekici oranda azaldığını da görmek gerekir.”
Aykaç, aday belirleme sürecinin de seçmen davranışının parçası olduğunu vurguluyor: “İzmirli seçmen yıllardır CHP’nin İzmir oylarını çantada keklik görüp şehirde en ufak bir bağı olmayan milletvekili adayları çıkarmasından muzdarip. Benzer bir biçimde yerel seçimlerde siyasi rant peşinde koşan adayların özellikle belli ilçelerde yoğunlaşması da tartışma konusu oluyor. Seçmenin adaya mı partiye mi oy vermesinin yanı sıra partinin kimi hangi saikle aday gösterdiği de önemli.”

Önen: Foça geçmişte sağ partilere geçit veriyordu
Sosyolog Engin Önen, Foça’nın bugünkü siyasi kimliğinin Türkiye’de 1990’lardan sonra yaşanan seçmen davranışı değişiminden bağımsız ele alınamayacağını belirtiyor. “Son 30 yıldır seçmen tercihlerini etkileyen değişkenlerde farklılaşmalar oldu. Daha önceleri yükselen partiler hemen hemen ülkenin her yerinde, her bölgesinde yükselirdi. DP öyle, AP öyle, CHP, ANAP ve SHP hep böyle oldu. SHP 89 seçimlerinde yüzde 28 oy ile ülkenin her bölgesinde birinci partiydi. ANAP yüzde 45 oy aldığında İzmir’de de doğu illerinde de yüksek oylar alırdı.”
Önen’e göre bu tablo 1990’lardan sonra değişti: “Bu eğilim doksanlardan sonra değişti. Çünkü toplumdaki fay hatları değişti. Yoksulluk ve refahtan ziyade, modernleşme ve gelenekçilik arasındaki gerilime, ülkenin bölünmesi ve şeriat tehdidi gibi kimlik esaslı endişeler ve benimseyişler sandığa yansıdı. Böyle olunca da İzmir başka yere düştü, Diyarbakır başka yere, Antep ayrı bir yere.”
Foça’nın da bu dönüşümün örneklerinden olduğunu belirten Önen şöyle devam ediyor: “Foça da geçmişte pekâlâ DP, AP, ANAP gibi partilere geçit verirken, AKP ile başlayan süreçte sağ partilere fren yapmaya başladı. Çünkü AKP ve Erdoğan saydığımız bu partilerin devamı değildi. Bu çerçevede metropollerin yeni orta sınıf bölgeleri ve kıyıların turistik bölgeleri AKP’ye karşı mesafeli davrandılar. Çeşme de böyle, Dikili, Ayvalık ve Seferihisar da böyle. Bunların tamamında geçmişte merkez sağ başarıları vardı oysa ki.”
Önen, bu mesafeyi ekonomik nedenlerden çok kültürel nedenlerle açıklıyor: “Bu ekonomik kaygılardan öte bir kültürel mesafelilik anlamına geliyordu. İmam hatipler ve tarikatlar üzerinden yürütülen kültür savaşında Batılı modern seçmen, bu anlayışa karşı cephede yer alan CHP’ye yöneldi. Eski merkez sağ seçmen ve politikacıların birçoğu da laiklik duyarlılığı ile CHP’de yer aldı.”

‘Seçmen kendini aldatılmış hissedecektir’
Önen’e göre bu siyasal kutuplaşma yerel seçimlerde adayın kişiliğinin önüne parti kimliğini geçirdi: “Bu seçmen duyarlılıkları ortamında seçmenler yerel seçimlere hizmet olarak falan bakmadılar. Örneğin Diyarbakır seçmeni, AKP’ye oy verse şehrine daha çok hizmet geleceğini bilmiyor muydu? Veya İzmir seçmeni AKP’li adayı seçse İzmir’e hükümetin daha çok bütçe harcayacağını düşünemez mi? Buradaki tercih hizmet ve başkanın performansı tercihi değil artık.”
CHP’nin bu süreçte AKP ve Erdoğan iktidarına karşı modern seçmenin toplandığı adres haline geldiğini belirten Önen, parti aidiyetlerinin de katılaştığını söylüyor.
Önen, Fıçı’nın parti değişikliğine ilişkin ise şu değerlendirmeyi yapıyor: “Genel seçimlerde de yerel seçimde de adaydan ziyade, bazı istisnalar hariç, partiye oy veren seçmen, oy verdiği adayın başka bir partiye geçmesini doğal olarak ihanet diye görecektir. Kendini aldatılmış hissedecektir. Seçildiği partiden ayrılıp bir başka partiye hangi koşulda olursa olsun, demokrasi etiği açısından da seçmenin iradesini çalmaktır.”
Önen sözlerini daha da sertleştiriyor: “Bu profesyonel futbol oyunu değil, temsili demokrasinin kuralıdır. Modern demokrasilerde rastlanmayan bir şey bu. Seçmen de kabul etmez, kamuoyu da böyle bir transferi. Foça’da veya Üsküdar’da ya da Keçiören’de fark etmez. Belediye başkanı bu makama bir partinin tercih edilmiş temsilcisi olarak oturmuştur. Bir süre sonra ‘ben parti değiştiriyorum’ diyemez. Bu demokrasiye ve sandığa net bir ihanettir.”

Aykaç: Yüzde ikilik fark kişisel oy için yeterli değil
Fıçı’nın belediye başkanlığı seçiminde CHP’nin belediye meclisi oyundan yaklaşık iki puan fazla oy alması, Fıçı’nın kişisel bir seçmen tabanına sahip olup olmadığı sorusunu da gündeme getiriyor.
Aykaç bu farkı anlamlı bir kişisel oy göstergesi olarak görmüyor: “Yüzde ikilik bir farkın adayı ayrıcalıklı gösterecek kadar büyük bir fark olduğunu düşünmüyorum. Kişisel oy konusunda anlamlı bir fark olsaydı Fıçı parti değiştirmek yerine bağımsız kalmayı tercih ederdi ve bir sonraki seçimlerde de bağımsız aday olurdu. Bugün İzmir’de veya Türkiye’nin herhangi bir yerinde bağımsız aday olarak yerel yönetimlere talip olacak kadar tabanını ve yerelini tanıyan bir siyasetçi var mı emin değilim.”
Aykaç, parti değişikliğinin seçmen iradesiyle ilişkisine dair de şu değerlendirmeyi yapıyor: “Belediye başkanının bu kararı seçmenine sorarak aldığını düşünmüyorum, kaldı ki 22 yıllık parti üyeliği sonrası ve ilk belediye başkanlığından 2,5 yıl sonra almış olması siyasetçi transferinden çok konjonktürel bir manevra olduğunu düşündürüyor.”
Önen: Siyasetçi seçmenini yanında götüremez
Önen de bir belediye başkanının parti değiştirirken seçmenini yanında götürmesinin, bazı özel koşullar dışında, kolay olmadığı görüşünde: “Bir siyasetçinin veya belediye başkanının başka partiye geçince seçmeni de taşıması bazı istisna durumlar hariç pek mümkün değildir. Hele böylesine kutuplaşmış bir ortamda.”
Önen, bazı Doğu illerinde aşiret ve geleneksel ilişki ağlarının siyasetçinin kişisel olarak oy taşımasını mümkün kılabildiğini ancak metropollerde ve kıyı şehirlerinde bunun kolay olmadığını ifade ediyor.
Fıçı’nın belediye başkanlığı oyunun meclis oyundan yüksek olmasını da kişisel siyasi gücün doğrudan göstergesi olarak değerlendirmiyor: “Birkaç istisna hariç, yerel seçimlerde başkana verilen oy daima meclis listesine verilen oydan fazladır. Bunun birkaç nedeni vardır. Seçmen başkan adayını parti adayı olarak görür. Ama meclis listesinde mutlaka beğenmediği isimler vardır ve ona göre önemli olan başkandır.”
Önen, Foça’da DEM Parti, TİP ve İYİ Parti gibi belediye başkanlığını kazanma ihtimali daha düşük partilerin seçmenlerinin de iki güçlü adaydan birine yönelebildiğini belirterek, Fıçı’nın aldığı oyun kişisel seçmen desteği olarak okunamayacağını savunuyor.

‘İktidar partisinde olursak hizmet gelir’ tartışması
Fıçı’nın AKP’ye geçişini açıklarken kullandığı merkezi ve yerel yönetim arasındaki uyum ve Foça’ya yatırım getirme gerekçesi, iki uzmanın da üzerinde durduğu başlıklardan biri.
Aykaç şöyle değerlendiriyor: “Eğer yerel yönetimlerin hizmet ve yatırım alabilmek için iktidar partilerinden olmaları gerekiyorsa o zaman yerel seçimlerin ne gereği var? Eğer hizmet ve yatırım alabilmenin ön şartı iktidar partisinden olmaksa bu yerel yönetimleri valiliklerden veyahut parti il yönetimlerinden nasıl ayırır? Şimdi burada çok temel bir kavram kargaşası var.”
Aykaç, iktidarın uzun süre tek bir partinin elinde kalmasının fren ve denge mekanizmaları üzerindeki etkisine de dikkat çekiyor: “Tek bir partinin 25 yıl boyunca iktidarda kalması demokrasi açısından çok sakıncalıdır, çünkü tüm diğer kurumları baskı altına alır ve iktidarın gücünü denetleyen fren ve denge mekanizmalarının, örneğin bağımsız kurumların ve bağımsız yargının etkisini azaltır. Siyaset içinde farklılıklar ve çokseslilik toplumun tüm kesimlerinin sesinin duyulması ve siyasetin kapsayıcılığı açısından önem taşır. Bu çok temel demokrasi prensiplerini tekrar tekrar hatırlamamız gerekiyor.”
Önen de “hizmet” gerekçesine karşı çıkıyor: “Yerel seçimlerde yerel yönetimler merkezi hükümetten olursa, şehre daha iyi hizmet gelir anlayışı hep vardı. ANAP’ın sanırım 1989 seçim kampanyasındaki afişlerinde sandalyeye bağlanmış bir başkan resmi bulunuyordu. Yani ‘eli ayağı bağlanmış bir başkan ister misin’ demeye getiriliyordu. Bu demokratik bir tavır değil. Merkezi hükümet başka, yerel yönetimler başka. Uyumlu olmak için aynı partiye mensup olmak şart değil. Uyum yasal sorumluluklardan geçer.”
Önen’e göre farklı partilerin merkezi ve yerel yönetimde bulunması demokratik denetim açısından da işlev görebilir: “Hatta demokratik denetim için yerel yönetimler ile merkezi hükümetin başka partiden olması daha da yararlı olabilir. Ayrıca, merkezi hükümete aday olan muhalefetin yerel yönetimlerden yükselmesi, Avrupa ve ABD’de adeta bir gelenektir.”
Fıçı’nın gerekçesini inandırıcı bulmadığını belirten Önen şöyle devam ediyor: “Fıçı veya diğer transfer olan adayların dediği gibi, AKP’ye geçince şehre daha çok hizmet gelecek ise, o zaman belediyelerin yerel yönetim ve yerel demokrasi işlevi ortadan kalkar. Belediyenin hizmet yetkilerini de kaymakamlığa devrederiz olur biter. Transfer olan belediye başkanlarının ürettiği bu gerekçe kesinlikle samimi değil. Bahane ama inandırıcı değil. Kimsenin buna ikna olmasını beklememek gerekir.”
Önen, yerel yönetimlerin iki ayrı işleve sahip olduğunu vurguluyor: “Yerel yönetimlerin uluslararası kamu yönetimi ve literatürdeki anlamı, yerel hizmetleri en yakın hizmet biriminden karşılamak ve yurttaş katılımına olanak vermektir. Yani yerel yönetimler hem hizmet hem de demokrasi kurumudur. Burada transfer olan başkanlar, belediyelerin demokratik işlevini inkâr ediyorlar.”
Fıçı özelinde ise Önen, “Şimdi Başkan Fıçı, kendini seçen seçmeni inkâr ediyor. ‘Sizinle işim bitti’ diyor açıkçası” ifadelerini kullanıyor.
Önen: Transferler sandığa güveni azaltıyor
Önen, Foça örneğini diğer belediye başkanı transferlerinden bağımsız değerlendirmiyor ve son dönemdeki transferleri muhalefet belediyelerine yönelik siyasi baskılarla ilişkilendiriyor.
Önen, iktidarın muhalefet belediyelerine yönelik politikalarını “Belediyeleri silkeleyin” söylemi, belediyelerin vergi ve SGK borçları ile soruşturmalar üzerinden değerlendiriyor. Soruşturma sürecindeki belediye başkanlarının AKP’ye geçmesinin ardından hukuki süreçlerin değiştiğini öne süren Önen, bu tabloyu “hukuk kurallarının askıya alınması” olarak nitelendiriyor.
Önen, “Bu tam anlamıyla bir darbe ortamıdır” ifadesini kullanarak, belediye başkanlarının “baskı ve tutuklamayı göze alanlar ve alamayanlar” şeklinde ayrıştığını savunuyor ve Fıçı’nın da bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.
Önen’e göre transferlerin seçmen üzerinde iki yönlü etkisi bulunuyor: “Seçmende bu tepkiyle karşılandı doğal olarak. Bir yandan sandığa güveni azaltıcı bir etki yaparken” muhalif seçmen grupları arasında da farklı tepkilere neden oluyor.
Önen, aday belirleme süreçlerini de eleştiriyor ve uzun süredir adayların “kim kimin adamı” yaklaşımıyla ve himayeci ilişkiler üzerinden belirlendiğini savunuyor. Bunun yalnızca bugüne özgü olmadığını, önceki dönemlerde de benzer sorunların yaşandığını belirtiyor.

Foça’da turizm, rant ve çevre
Aykaç ise Foça’daki siyasi tartışmanın ilçenin ekonomik ve coğrafi özelliklerinden ayrı ele alınamayacağı görüşünde: “Foça, Urla, Seferihisar ve Çeşme gibi ilçeler bir taraftan turizm nedeniyle diğer taraftan kıyı bölgelerinde emlak rantının yüksek olması nedeniyle ekonomik açıdan hareketli bölgeler. Bu ilçelerde gerek kıyı bölgesinin imarı ve yapılaşması gerekse işletme ruhsatları gibi teknik ve ekonomik meseleler ekonomik rantın yanı sıra siyasi rantı da rekabet konusu haline getiriyor.”
Aykaç, Foça’nın turizm ve ticaret açısından taşıdığı önemin yanında çevresel maliyetlerin de hesaba katılması gerektiğini belirtiyor: “Foça ve çevresinin hem turizm açısından hem de ticaret limanı olması açısından ayrıcalıklı bir durumu var. Ancak bütün bu ekonomik ve siyasi çıkarlar dışında bir de çevresel kaygılar söz konusu. Foça ve çeperindeki liman ve uluslararası ticaret altyapısının çevresel maliyeti, verilecek imar izinlerinin ya da imar planındaki değişikliklerin çevresel boyutu dikkate alınmak zorunda. Tüm kıyı kentlerimizde kalkınma ve büyüme hedeflerini bu çevresel faktörlerle bir arada değerlendirmek zorundayız.”
Aykaç sözlerini, “Diğerine savrulan başkanlardan çok yerelin korunması ve yerel halkın refahı için mücadele veren ve bunun için kişisel çıkarlarını ikinci plana atabilen figürlere ihtiyacımız var” değerlendirmesiyle tamamlıyor.

Tepki sokağa taşındı
Fıçı’nın AKP’ye katılmasının ardından ilçedeki tepkiler eylemlere de dönüştü. Foça Demokratik İrademe Sahip Çıkıyorum İnisiyatifi üyeleri Salı Pazarı’nda megafonlarla dolaşarak bildiri dağıttı ve Fıçı’ya istifa çağrısında bulundu. Eylemde “Saniye oyumu geri ver” sloganı da atıldı.
16 Eylül akşamı ise tepki bu kez Fıçı’nın katıldığı uluslararası plaj voleybolu turnuvasının etkinliğine taşındı. Fıçı’nın etkinlik alanına gelişi sırasında bir grup yurttaş kırmızı kartlar kaldırdı, yuhaladı ve “istifa” sloganları attı. Protesto sırasında polis alana girdi ve yurttaşlarla etkinlik alanı arasında güvenlik önlemi aldı.


















Bir cevap yazın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.