“Hobi bahçesi” adıyla pazarlanan alanlar toprakla uğraşmak isteyen kentlinin masum hayalinden ibaret değil. Avukat Seher Gacar’a göre bu model, tarım arazilerinin fiilen parçalanması, yapılaşmaya açılması ve gıda güvenliğinin tehdit edilmesi anlamına geliyor.
Kentlerde yaşayan insanların toprağa dokunma, kendi gıdasını üretme, küçük bir bahçede nefes alma isteği anlaşılır bir istek. Hele gıdaya erişimin zorlaştığı, kent yaşamının sıkıştığı, doğayla bağımızın her geçen gün zayıfladığı bir dönemde bu istek daha da güçlü hale geliyor.
Ama son yıllarda “hobi bahçesi”, “doğal yaşam alanı”, “tiny house parseli” gibi kulağa sevimli gelen adlarla pazarlanan çok sayıda proje, bu masum ihtiyacın çok ötesinde bir tabloyu işaret ediyor. Tarım arazileri önce toplu biçimde satın alınıyor, ardından küçük kullanım alanlarına ayrılıyor, kooperatif ya da üyelik modeliyle yurttaşlara pazarlanıyor. Zamanla bu alanlara irili ufaklı yapılar konuyor. Tarım toprağı görünümündeki alanlar fiilen konut alanına dönüşüyor.
EGEÇEP Eş Sözcüsü Avukat Seher Gacar, hazırladığı raporda bu süreci 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu, gıda güvenliği ve kamu yararı açısından değerlendirdi. Gacar’a göre mesele yalnızca birkaç kaçak yapı ya da imar mevzuatı sorunu değil; tarım arazilerinin üretim dışına çıkarılması, gıda güvenliğinin tehlikeye atılması ve yasa dışı bir rant mekanizmasının büyümesi anlamına geliyor.
Seferi Keçi olarak Seher Gacar’la hobi bahçelerinin hukuki statüsünü, fiili parselasyon yöntemlerini, kooperatif modeliyle yaratılan yanılsamayı ve bu konudaki son yasal düzenlemeleri konuştuk.

Hobi bahçesi mi fiili konut alanı mı?
– Seher Hanım, ‘hobi bahçesi’ kulağa oldukça sempatik geliyor. Kentlinin toprakla bağ kurma arzusu şüphesiz anlaşılır. Ancak sizin hazırladığınız rapor çok başka bir gerçeğe işaret ediyor. Bugün hobi bahçesi adı altında karşımıza çıkan yapı tam olarak nedir? Gerçek bir kent bahçesi ile bu ticari model arasındaki fark ne?
– Gerçek bir kent veya topluluk bahçesinde toprak ortaklaşadır, mülkiyet satışı yoktur, beton dökülmez ve amaç kolektif üretimdir. Hobi bahçesi olarak karşımıza çıkan yapı ise, çoğu zaman insanların düşündüğü gibi yalnızca küçük bir bahçede iki domates, bir biber yetiştirme meselesi değil. Uygulamada şöyle bir sistem işliyor: Rant peşinde koşan kişiler ya da şirketler büyük tarım arazilerini çiftçiden satın alıyor. Tek parça olarak satıldığında çoğu zaman yüksek gelir getirmeyen tarım arazileri, küçük kullanım alanlarına bölündüğünde, yani 200-300 metrekarelik “bahçeler” halinde pazarlanmaya başlandığında aradaki fiyat farkı çok ciddi bir rant ortaya çıkarıyor.
Burada insanların toprakla temas etme, küçük bir bahçesi olsun isteme duygusundan yararlanılıyor. Elbette bazı insanlar gerçekten bir şeyler ekip dikmek, toprakla uğraşmak istiyor olabilir. Ama istisnalar dışında, gerçekte gördüğümüz büyük tablo bu değil. Hobi bahçelerinin büyük çoğunluğu tarımsal üretim alanı olmaktan çıkıp yazlık konut alanı gibi kullanılıyor. Bu arazilere konteyner konutlar, prefabrik yapılar, tiny house’lar konuluyor. Hatta bunun da ötesine geçilen örnekler var; havuzlu villalar, taş duvarlarla çevrili yapılar, kapı numarası verilmiş fiili yerleşim alanları görüyoruz.
Kısacası hobi bahçesi adı altında tarım arazileri küçük küçük parçalanıyor ve mahvediliyor.

Tapuda tek parsel, sahada yüzlerce bahçe
– Raporunuzda “fiili parselasyon” kavramının üzerinde çok duruyorsunuz. Bu nasıl oluyor?
– Hukuken verimli tarım arazilerinin bölünmesini engelleyen yasalarımız var. Meyve bahçelerinde 5 dönümün, tarla vasıflı arazilerde ise 10 dönümün altında arazilerde hisseli satış yapamazsınız, tapuda bölemezsiniz. Fiili parselasyondan kastımız, yasal olarak yapılamayan bölme işleminin, yasaların etrafından dolaşıp fiilen gerçekleştirilmesi. Geçmişte bu, muvazaalı (anlaşmalı) tescil davalarıyla yapılıyordu. Tarım Bakanlığı bu davaları fark edip “kamu yararına bozma” isteyerek hepsini iptal ettirdi, bu kapıyı kapattı. Şimdi ise bu, kooperatif kılıfıyla yapılıyor.
– Nasıl?
– Yatırımcı bir gayrimenkul işletme kooperatifi kuruyor. Araziyi kooperatif tüzel kişiliği adına satın alıyor. Tapuda arazi hâlâ tek parça ve kooperatife ait görünüyor. Sonra ortaklar arasında geçerli olan ama yasal hiçbir hükmü olmayan bir sözleşme imzalanıyor. Bazen bir noter senediyle, bazen kooperatif ortaklığı ilişkisiyle, bazen ortaklar arasındaki sözleşmelerle “1 numaralı parsel Ahmet’in, 2 numaralı parsel Mehmet’in” diyerek, 200-300 metrekarelik fiili kullanım alanları yaratılıyor.
Bu fiili parselasyonun resmi bir karşılığı yok. Tapuda tek bir parsel var; ama sahada sanki yüzlerce küçük parsel varmış gibi davranılıyor. Herkesin yeri çitle, tel örgüyle ya da bazen duvarla ayrılıyor. İçine yapı konuyor. Elektrik, su, yol, çöp, internet gibi hizmetler gündeme geliyor. Böylece resmi imar planı değişmemiş olsa bile tarım arazisi fiilen konut alanına dönüşmüş oluyor.

Kooperatif kılıfı: Yurttaş aslında ne satın alıyor?
Burada kooperatif bizim bildiğimiz dayanışmacı kurum olmaktan çıkıyor, hukukun arkasından dolaşmak için kullanılan bir araca dönüşüyor. Kişinin sahip olduğu şey bir arazi değil, yalnızca kooperatif ortaklığı oluyor. Yani yurttaş “ben arsa aldım” zannediyor ama hukuken elinde bağımsız bir tapulu parsel yok.
İnsanlar çoğu zaman “benim bahçem”, “benim parselim” diyor. Ama tapuda böyle bir parsel yok. Tapuda kooperatif ya da başka bir tüzel kişilik adına kayıtlı büyük bir arazi var. Kişi yalnızca o kooperatifin ortağı. Sahada kendisine ayrılmış gibi gösterilen alanın mülkiyetini hukuken talep etme hakkı yok.
Bu çok ciddi bir risk. Kooperatif borçlanırsa, kooperatifin mal varlığı üzerinde haciz işlemleri olursa, o taşınmaz icra yoluyla satılırsa üyelerin yapabileceği şey çok sınırlı. Böyle bir durumda kendisine ait görünen araziye tiny house koymuş, havuz yapmış vatandaşın elinde koca bir sıfır kalır. İnsanlar çoğu zaman hukuken ne aldığını bilmeden ya da bilmezden gelerek bu sisteme dahil oluyor.
Bu nedenle “ileride imar gelir”, “nasıl olsa af çıkar”, “herkes yapıyor” gibi beklentilerle para yatırmak çok riskli. Dahası, “ben bilmiyordum” diyerek kanuna aykırı bir sisteme dahil olmanın sonuçlarından kurtulmak da mümkün değil. Hukukun temel ilkelerinden biri şudur: Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz.

– Bu noktada temel motivasyonun, küçük ölçekli üretimden çok rant olduğunu söyleyebilir miyiz?
– Bu sistemi işleten temel motivasyon kesinlikle rant. Büyük bir tarım arazisi küçük kullanım alanlarına bölünerek satıldığında değerinin çok üzerinde bir gelir getiriyor çünkü. Bu işin alıcı tarafındaki motivasyona gelirsek; kimi insanlar gerçekten toprakla uğraşmak istiyor olabilir. Ama çoğunluk açısından bu, ucuza yazlık sahibi olma ya da ileride değerlenir beklentisiyle yapılan bir yatırım. Yani aslında bu bir tür saadet zinciri.
Bu yüzden meseleyi yalnızca “kentlinin doğaya erişim hakkı” gibi romantik bir yerden konuşamayız. Çünkü sonuçta gerçekte olan şey, tarım toprağının üretim dışına çıkarılması ve zamanla konut alanına dönüştürülmesi.
Toprak bölününce yalnızca mülkiyet değil, üretim de parçalanıyor
– Tarımsal üretime verdiği zararı biraz açar mısınız peki?
– Yapılaşma olduğunda zaten tarım arazisi olmaktan çıkmış oluyor. Ama ciddi bir yapılaşma olmasa ve bu bahçelerde tarım yapılsa dahi büyük bir zarar söz konusu. Bir mandalina bahçesini, zeytinliği ya da tarlayı 200-300 metrekarelik kullanım alanlarına böldüğünüzde artık orada ekonomik ve planlı tarımsal üretim yapamazsınız. Mekanizasyon biter, üretim ölçeği kaybolur, profesyonel çiftçinin çalışma alanı daralır.
Zarar bununla da sınırlı değil. Hobi bahçelerinde çoğu zaman bilinçsiz tarımsal uygulamalar yapılıyor. Bazen pestisit ve gübre yanlış kullanılıyor; bazen de “organik üretim yapıyoruz” denilerek zararlılarla hiç mücadele edilmiyor. Oysa tarımda zararlılarla mücadele etmek zorundasınız; bunun ekolojik yöntemleri de var. Ama hiçbir önlem alınmadığında hastalıklar, zararlı böcekler, mantarlar çevredeki profesyonel üreticilerin bahçelerine yayılabiliyor.
Menderes Özdere’de bağcılık yapan üreticilerin, yakınlarındaki hobi bahçelerinden yayılan hastalık nedeniyle zarar gördüğünü biliyorum. Urla Ovacık’ta enginar tarlalarının benzer şekilde zarar gördüğü örnekler var. Yani hobi bahçesi yalnızca kendi bulunduğu parseli değil, çevredeki üretim desenini de etkiliyor.
Foseptik, artezyen, çim ve havuz: Görünmeyen ekolojik maliyet
– Su ve altyapı meselesi de tarımsal bakımdan önemli, değil mi?
Çok önemli. 10 dekar bir tarım arazisinde bir ailenin yaratacağı atıkla, aynı alanın 300 metrekarelik hobi bahçelerine bölünüp 30-35 ailelik bir yerleşime dönüşmesi arasında büyük fark var. Bu alanların çoğunda kanalizasyon yok. Foseptikler, evsel atıklar, deterjanlar, kimyasallar toprağa ve yeraltı sularına karışıyor.
Bir de su kullanımı var. Çim sulamak, havuz doldurmak, bahçe peyzajı yapmak için yeraltı suları hoyratça kullanılabiliyor. Artezyenlerle su çekiliyor. Oysa bu su, bölgenin tarımsal üretimi ve ekolojik dengesi açısından hayati bir varlık.
Dolayısıyla hobi bahçesi meselesi yalnızca “kaçak yapı” meselesi değil; toprak, su, gıda güvenliği, halk sağlığı ve ekosistem meselesi.

Yasa var, peki neden uygulanmıyor?
– Yasanın kâğıt üzerinde böyle bir parselasyona izin vermediğini söylediniz. Neden uygulamada işe yaramıyor?
– 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunundan bahsediyoruz. Bunun temel amacı tarım arazilerinin parçalanmasını ve amaç dışı kullanımını önlemek, mümkün olduğunca ekonomik bütünlüğünü korumak. Bu kanun tarım arazilerinin küçülmesini engellemek istiyor. Aynı zamanda bu arazilerin tarım dışı amaçlarla kullanılmasına; yani konut, ticari tesis, havuz, kafe, yazlık gibi yapılara dönüşmesine de sınır getiriyor.
Bu kanunun dayanağı son derece önemli: Bir tarım arazisi, malikinin istediği gibi kullanabileceği bir özel mülk değildir. Toplumun gıda güvenliğiyle, kamusal yararla, gelecek kuşakların yaşam hakkıyla doğrudan ilgilidir.
Ancak rant baskısı karşısında bu kanun işlemiyor. Çünkü sistem temelde çiftçiyi ve tarımsal üretimi korumaktan uzak. Çiftçinin toprağı yeterli bir ekonomik değer üretmiyor. Öte yanda ise bu kanunun etrafından dolaşarak elde edilen büyük bir rant geliri var.
– Ama yasanın izin verdiği şeylere dair bazı yaygın düşünceler de var. “Tarlanın yüzde 5’ine ev yapılabilir” ya da “tiny house tekerlekliyse sorun olmaz” gibi… Bunlar doğru mu?
– En çok karşılaştığımız yanlış bilgiler bunlar. “Tarlanın yüzde 5’ine ev yapılabilir” diye genel geçer bir kural yok. Tarım arazilerinde yapı yapılabilmesi çok sıkı koşullara bağlı. Arazinin büyüklüğü, niteliği, kadastral yola cephesinin olup olmadığı, yapılacak yapının tarımsal amaçlı olup olmadığı gibi pek çok kriter var.
Çiftçinin tarımsal üretim için depoya, barınak niteliğinde sınırlı bir yapıya, tarımsal faaliyeti destekleyen bir birime gerçekten ihtiyacı olabilir. Ama bu başka bir şeydir; tarım arazisine konut, yazlık, villa, tiny house köyü, bungalov alanı yapmak başka bir şey.
“Tekerlekli olursa ruhsata tabi değildir” yaklaşımı da gerçeği yansıtmıyor. Bir yapının zemine nasıl bağlandığı, fiilen nasıl kullanıldığı, altyapı bağlantıları, sürekli yerleşim amacı taşıyıp taşımadığı gibi unsurlar önemlidir. Yani tekerlek takılmış evlerle tarım arazisini konut alanına çevirmek, bu yapılaşmayı hukuka uygun hale getirmez.
– Uygulama nerede tıkanıyor?
– Birkaç noktada tıkanma var. Tarım ve Orman Bakanlığı çoğu zaman şikâyet üzerine hareket ediyor. Sürekli sahada denetim yapan güçlü ekipleri yok. Oysa tarım arazilerindeki dönüşüm masa başında izlenemez. Google Earth görüntülerinden bile saptanabilecek yapılaşmalar bazen resmi kayıtlarda yokmuş gibi ele alınabiliyor.
Diğer nokta belediyeler. Örneğin Bakanlık bir kaçak yapılaşmayı tespit edip belediyeye “bunu yık, eski hale getir” diye yazıyor. Belediye bu durumda imar mevzuatı çerçevesinde mühürleme, para cezası ve yıkım sürecini işletmek zorunda. Ama uygulamada belediyeler de vatandaşla karşı karşıya kalmak istemiyor.
Belediyeler: Uyarı yetmez, uygulama gerekir
– Son dönemde bazı belediyeler hobi bahçelerine karşı daha tavizsiz görünüyor. Örneğin Seferihisar Belediyesi’nin “Hobi bahçesi satın almayın, suça ortak olmayın” ilanlarını görüyoruz. Bazı belediyelerin yıkım haberlerini okuyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
– Belediyelerin halkı uyarması elbette olumlu ama asla yeterli değil. Yerel yönetimler de seçmenle karşı karşıya gelmek istemiyor; “çatı yıkan, ev yıkan idare” konumuna düşmekten korkuyor. Kaçak yapılaşmayı mühürlüyorlar, encümenden ceza çıkarıyorlar, klasörler dolusu karar var ama icraata yani yıkıma gelince duruyorlar. “Yıkım ihalesine çıktık kimse girmedi, Büyükşehir’den araç istedik onlarda da yokmuş” diyerek süreci savsaklıyorlar. Göstermelik yıkımlar bu noktada göz boyama gibi oluyor. Oysa altyapı, elektrik, su hizmetlerini götürerek bu yasa dışı yapılara fiilen meşruiyet sağlayan yerel yönetimler, bu talanın en büyük idari sorumluları arasında.
Çöp toplama gibi hizmetlerde halk sağlığı boyutu var; çöplerin alınmaması düşünülemez. Ama elektrik, su, yol, kapı numarası, sokak numarası gibi uygulamalar bu alanların sanki yasal yerleşim alanıymış gibi algılanmasına yol açıyor. Bu da kaçak yapılaşmayı teşvik ediyor.
Ayrıca elektriğin ve suyun sayaçlarla paylaştırılması mevzuat açısından da sorunlu. Bu noktada dağıtım şirketlerinin de sorumluluğu var, yeraltı suyunun hobi bahçelerinde bu şekilde kullanımına göz yuman DSİ’nin de.

Yeni düzenlemeler: Kâğıt üzerinde güçlü, sahada belirsiz
– Bu yasayla ilgili Nisan ayında yeni bir yönetmelik, ardından da Haziran ayında bir düzenleme yapıldı. Bunlar ne getirdi?
– 4 Nisan 2026 tarihli Tarım Arazilerinin Korunması ve Kullanılması Hakkında Yönetmelik, aslında kanunda var olan çerçevenin daha etkin uygulanmasını sağlayabilecek önemli düzenlemeler getirdi. Yönetmelik; izinsiz yapıların yıkılması, arazinin yeniden tarımsal üretime uygun hale getirilmesi, belediyelerin ve il özel idarelerinin sorumluluklarının artırılması, hobi bahçesi adı altında yapılan fiili parselasyon faaliyetlerine yaptırım uygulanması gibi başlıkları netleştirdi.
Bu özellikle belediyeler açısından önemli bir sorumluluk getiriyor. Tarım arazisinde kaçak yapılaşma tespit edildiğinde, bunun yıkılması ve arazinin eski haline getirilmesi gerekiyor. Yerel idare bunu süresi içinde yapmazsa Bakanlık devreye girebiliyor ve masrafı ilgili idareden tahsil edebiliyor. Bu, kâğıt üzerinde çok önemli bir yaptırım.
Bu yönetmelik benim açımdan bu nedenle umut vericiydi. Çünkü Türkiye’de en büyük sorunlardan biri yasaların olmaması değil, uygulanmaması. Yasa varsa ama yaptırımı uygulanmıyorsa, o yasa temenniden öteye geçmez. Bu noktada siyasiler için “oy kaygısı” gerek 5403 sayılı kanunun, gerek yeni değişikliklerin uygulanmasında en büyük engel haline geliyor.
4 Nisan 2026 Tarihli yönetmeliğin akabinde 20 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’ de yayımlanan 7584 sayılı Kanun ile yine olumlu bir yasal düzenleme yapıldı. Bu düzenleme ile tarım arazilerinin kooperatifler eliyle parsel hissesi şeklinde bölünüp hobi bahçesine dönüştürülmesinin önüne geçmek için Kooperatiflerin tarım arazileri satın alması yasaklandı, yalnızca tarımsal amaçlı faaliyet gösteren kooperatiflerin Bakanlık izniyle tarımsal arazi satın almalarına imkan verildi. Yine bu yasal düzenleme ile cezalarda da sert bir artışa gidildi. İzinsiz yapı için uygulanan taban katsayı metrekare başına 10 TL’den 2.500 TL’ye yükseltildi .
Yeni yasal düzenlemede bana göre başka bir olumlu yaptırım da izinsiz yapılara elektrik, su ve doğal gaz bağlantısının yasaklanması. Ve bu yapılara bağlantı veren ya da mevcut aboneliği 30 gün içinde iptal etmeyen kurumlara abone başına aylık 100.000 TL idari para cezasının verilecek olması. Düzenleme yalnızca yeni girişimleri değil, mevcut hobi bahçelerini de bağlıyor. Tapuya “5403 sayılı Kanun’un amacı dışında kullanılmıştır” şerhi düşülen arazilerde devir bloke oluyor.
Sonuçta tarım arazilerini koruyan kanunlar, bu yerleşimleri engelleyen mevzuatlar ve yıkım kararları var ama hiçbiri uygulanmıyor. Kaçak yapı sahipleri de bunu bildiği için “cezası neyse öderiz, nasıl olsa yıkılmıyor” mantığıyla hareket ediyor. Bu noktada yeni düzenlemelerin de ne kadar etkili olacağını takip ederek göreceğiz. Ancak yeni düzenlemelerin bir tür imar affına dönüşme riski var.
En büyük tehlike: Hobi bahçesi affı
– Bu risk nereden doğuyor?
– Yeni düzenlemelerin ardından ciddi bir tepki oluştu. Bu tepki yalnızca iktidar çevrelerinden değil, muhalefetten de geldi. Hobi bahçeleri “dar gelirli yurttaşın doğaya erişimi”, “küçük bahçe hayali”, “masum üretim alanı” gibi gösterildi. Oysa sahada havuzlu villalar, yüksek duvarlı yerleşimler, fiilen konuta dönüşmüş alanlar var.
Şimdi en büyük risk şu: 4 Nisan 2026’dan önce yapılmış yapıların bu düzenlemelerin dışında bırakılması. Bu açıkça af anlamına gelir. Çünkü zaten bugün sorun dediğimiz şeylerin büyük kısmı 4 Nisan’dan önce yapılmış durumda. Eğer “mevcut yapılar korunacak” denirse, yıkım kararı verilmiş, tahliye kararı alınmış kaçak yapılar da fiilen kalıcı hale gelir. Böyle bir fiili af, toprağına, yasaya saygılı kalıp üretim yapmaya çalışan gerçek çiftçiye “Sen enayisin” demekle eşdeğerdir.
Bu, yalnızca bugünkü kaçak yapılaşmayı korumakla kalmaz; gelecekte yeni kaçak yapılaşmaları da teşvik eder. İnsanlar “nasıl olsa bir gün af çıkar” beklentisiyle hareket eder. Türkiye’de imar affı geleneği bu beklentiyi zaten besliyor. Bunun sonuçlarını depremde hep birlikte gördük.
Sorumluluk yalnızca bahçeyi alanda mı?
– Peki bu yeni düzenlemeler uygulanırsa yalnızca yurttaş mı cezasını çekecek? Esas bu sistemi oluşturan, tarım arazisini parça parça satan şirket ya da kooperatifler sorumlu tutulmuyor mu?
– Yönetmelik bu açıdan önemli bir ayrım yapıyor. Kaçak yapıyı yapan kişi yapı sahibi olarak sorumlu olur. Ama araziyi bu şekilde hobi bahçesine dönüştüren, fiili parselasyon yapan kişi, şirket ya da kooperatif de sorumludur. Yani yalnızca bahçeyi kullanan yurttaş değil, bu sistemi kuran ve pazarlayanlar da yaptırımla karşı karşıya kalmalıdır.
Bu çok önemli. Çünkü burada asıl büyük rant, tarım arazisini topluca alıp küçük kullanım alanlarına bölerek satan yapılar tarafından elde ediliyor. Yurttaş çoğu zaman bu zincirin son halkası oluyor. Ama bu, yurttaşın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Kanuna aykırı bir sisteme bilerek ya da bilmeyerek dahil olmanın sonuçları vardır.
“Hobi bahçesi almayın”: Yurttaşa son söz
– Bir tarafta yatırımcıların rant tutkusu, diğer tarafta siyasilerin oy kaygısı ve tüm bunların ortasında “nasıl olsa af çıkar” diyen vatandaşların beklentileri… Bir hukukçu ve ekoloji aktivisti olarak, bu tablo karşısında altını çizeceğiniz şey ne olur?
– Öncelikle hobi bahçesi almayı düşünen yurttaşlara şunu çok net söylemek isterim: Hobi bahçesi adı altında pazarlanan yerlere para yatırmayın. “Kooperatif hissesi”, “kullanım hakkı”, “ileride imar gelecek”, “tiny house koyabilirsiniz”, “herkes yapıyor”, “yıkılmaz” gibi sözlere güvenmeyin. Tapuda ne aldığınıza, hukuken hangi hakka sahip olduğunuza, o arazinin tarım arazisi olup olmadığına, yapılaşma hakkı bulunup bulunmadığına mutlaka bakın.
Ama daha önemlisi şu: Tarım arazileri yalnızca alınıp satılan gayrimenkuller değildir. Toplumun gıda geleceğini belirleyen stratejik kaynaklardır. Bugün tarım toprağını küçük bir hafta sonu kaçamağına dönüştürürsek, yarın o toprağın üreteceği gıdayı, suyu, ekolojik dengeyi kaybederiz.
Bu yüzden hobi bahçesi meselesini “masum bahçe hayali” olarak değil, tarım toprağının, gıda güvenliğinin ve kamu yararının korunması meselesi olarak görmek zorundayız.















