Prof. Dr. Lee Altier’le alternatif tarımsal yöntemler üzerine

Prof. Dr. Lee Altier agroekoloji ve doğal tarım yöntemleri üzerine çalışmalarıyla tanınıyor. Kaliforniya Eyalet Üniversitesi’nde toprağın kalitesini geliştirecek doğal tarımsal yöntemler üzerine çalışıyor. Üniversiteye ait çiftlikte organik bitkiler üzerine bir projenin yöneticiliğini yürütüyor. Bu yıl Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümünde misafir öğretim üyesi olarak bulunan Lee Altier’le alternatif tarımsal yöntemler ve tarımın geleceği üzerine konuştuk. Söyleşi sırasında anında çeviri ve katkısıyla Lee hoca ile anlaşmamızı kolaylaştıran Oğulcan Christopher Coşkun’a da ayrıca teşekkürler…

– Bugün dünyaya endüstriyel bir tarım sistemi egemen. Sizse alternatif tarımsal yöntemler üzerine çalışıyorsunuz. Sizi bu alana yönelten şey ne oldu? 

– Cornell Üniversitesi’nde Bitki Bilimleri Bölümünde yüksek lisans öğrencisiydim ve orada altı yıl kaldım. Tarımda alternatif yöntemlere bu dönemde eğilmeye başladım. Birlikte ekim, yani iki ekini, mısırı ve yoncayı birlikte yetiştirme üzerine çalıştım. Bu şekilde toprağı zenginleştirecek organik madde ve azotu yoncayla sağlıyorsunuz. Burada ana fikir toprağı korumak, organik madde oluşturmak ve daha canlı, verimli mısır mahsulü sağlamaktı.

Beni tarımın bu alanına gerçekten çeken şey ise şu olmuştu. Nepal’de çok küçük çiftçilerle üç buçuk yıl çalıştım. Çok az paraları ve çok az toprakları vardı. Bu kadar az girdiyle nasıl daha üretken olabilecekleri konusuyla ilgilendim. Çok küçük araziler üzerinde nasıl sağlıklı ve verimli bir üretim yapabilirler? Çok az girdiyle, başka bir deyişle, çok fazla gübre satın almadan, pestisitlere ve makinelere bel bağlamak zorunda kalmadan nasıl üretken ve sürdürülebilir bir sistem kurabilirsiniz? Kariyerim boyunca ilgilendiğim soru bu oldu. Örtü bitkilerine, münavebeli dönüşümlü ekime ve genellikle ürün verimliliğini optimize etmek için birlikte ekime yani birkaç çeşit ekini bir arada yetiştirmeye odaklandım.

Son yıllarda, iklim değişikliklerinin doğurduğu olası etkilere bakıyoruz ve karbon sekestrasyonu yani karbonun toprakta tutulması konusuna eğiliyoruz. Bu nedenle, toprağı sürerek işlemeyi bırakıp, toprağı bozmadığımız ve toprakta daha fazla karbon tutmamızı sağlayan daha doğal yaklaşımlara geçiyoruz.

Aslında bu yeni bir strateji değil. Bir süredir araştırılıyor. Bununla birlikte, iklim değişikliği nedeniyle karbonun sekestrasyonu ile ilgili endişelerin çoğalması, insanları buna daha fazla yöneltti. Çünkü çok açık ki, toprakta daha fazla karbon tutmamızın en iyi yolu bu. Yani bu yöntemler yalnızca su tutma kapasitesini artırmakla kalmaz, toprakta besleyici öğelerin birikmesini de sağlar, aynı zamanda iklim değişikliğinin tedavisinde de yarar sağlar.

 Bu bakımdan bugünkü sisteme eleştirileriniz ne?

Aşırı eleştirel olma konusunda dikkatli olmak istiyorum. Dünyada beslenmesi gereken bir sürü insan var. Etkili teknikler geliştirdiğimizde, bunları dikkatli bir şekilde uygulamamız gerekecek, Ama şu kesin, tarım kimyasallarımızla suları kirletmeyi bırakmalı, erozyonu ve toprak kaybını kontrol altına almalı, insanlara kaliteli bir yaşam ve emeklerine değer işler sağlamalıyız. Tarımı insan emeği açısından verimli hale getirmeye çalışırken insanları yerinden ediyoruz. İnsanlar iş bulamadıkları için kırsal alanlardan uzaklaşmak zorunda kalıyorlar. Ama bence tarım ve üretken tarımsal sistemler, kırsal alanlarda tatmin edici bir yaşam tarzına sahip olmak için yeterince imkân sunuyor. Bu yüzden makineleşmiş endüstriyel tarım karşısında bazı iyi alternatifler olduğunu kesinlikle düşünüyorum.

Beslenmesi gereken çok insan var dediniz, alternatif yöntemlerle bu yapılamaz mı?

Yapılabilir. Şimdi bile dünya üzerinde nüfusun büyük bir bölümünü beslemeye yeten birçok küçük çiftlik var. Bunu söylememin nedeni şu; şu anda gezegenin büyük bir bölümünde endüstriyel tarım uyguluyoruz. Dikkatli bir dönüşüm olmalı. Bence etkili, doğal tarım yöntemleri geliştiren, örtü bitkileri ekimi ve etkili ürün rotasyonu stratejileri yapan insanlar, aslında endüstriyel tarıma da herkes tarafından uyarlanabilecek pek çok strateji gösteriyorlar. Büyük ölçekli tarımın bile ürün rotasyonundan, daha fazla örtü bitkisinin dahil edilmesinden ve erozyonu kontrol etme stratejilerinden faydalanabileceğini düşünüyorum. Aksi takdirde endüstriyel tarımın kendi kendini sürdürebileceğini düşünmüyorum. Üst toprak tabakasında çok fazla kayıp var, toprakta çok fazla tuzlanmaya neden olacak şekilde sulama yapıyoruz. Dolayısıyla, endüstriyel tarımın çok fazla sorunu olduğu açık ve bu yüzden değişmesi gerektiğini düşünüyorum.

Organik yollarla gelişen küçük çiftliklerde şunu gördük, mükemmel düzeyde bir üretkenlik olabiliyor. Ve sadece üretkenlik iyi olmakla kalmıyor, aynı zamanda toprağı daha iyi su tutma kapasitesine sahip olacak şekilde, sağlığını iyileştirecek şekilde yönetebiliyorlar. Kuraklık gibi etkenlere daha dayanıklı oluyorlar. Sanırım bu, karbonu tutan ve toprağın sağlığını koruyan alternatif yöntemler kullanan sistemlerin uygulanabilir olduğunu ve belki de sahip olduğumuz en yenileyici ve onarıcı sistemler olduğunu gayet iyi bir şekilde gösteriyor.

Onarmak derken sadece tarımdan bahsetmiyorsunuz sanırım…

Biliyorsunuz, toprak, su kalitesi, biyolojik çeşitlilik, hepsi bunun içinde. Bütün bir sistemi bir arada düşünüyorum. Tüm gezegeni gerçekten her şeyin etkileşim içinde olduğu bir ekosistem olarak düşünüyorum. Eminim ki Amerika’da, Amerika Birleşik Devletleri’nde büyük bir kuş popülasyonu kaybımız olduğunu duymuşsunuzdur. Kuş popülasyonu hem Amerika Birleşik Devletleri’nde hem de Avrupa’da hızla azalıyor. Bununla ilgili tüm verileri incelemedim ama görünen şu ki böcek popülasyonlarında da büyük bir düşüş var ve bu çok korkutucu. Çünkü böcekler, kuşlar, bunlar her şeyin bağlı olduğu ekosistemimizin bir parçası. Pestisitlerle ve sadece tarımda değil, sanayide ve şehirlerde kullanılan diğer kimyasallarla bu kadar çok zehir uygulayarak, gezegenimizi gerçekten yok ediyoruz. Bana göre bu popülasyonlar gezegen sağlığının göstergeleri ve iyiye işaret etmiyorlar. Dolayısıyla, onarıcı tarım uygulamamız için pek çok neden var.

Peki bu onarıcı tarımın temel prensipleri ne?

Hiç kimsenin onarıcı tarımı tam olarak tanımladığını düşünmüyorum. Temelindeki düşünceyi söyleyebilirim; bu da tarımsal üretimi yalnızca kaynaklarınızın yaşayabilirliğini korumakla kalmayıp aynı zamanda onları eski haline getirecek şekilde yönetmenizdir. Böylece toprak sağlığını iyileştirirsiniz. Su kalitesini ve miktarını iyileştirir, ya da en azından korur ve fayda sağlarsınız. Biyoçeşitliliğin, böcek ve memelilerin, kuş popülasyonlarının, bunların tümünün iyileştirilmesine yardımcı olursunuz. Yani sadece sürdürmekle kalmaz, aynı zamanda daha iyi hale getirirsiniz. Gelecek nesillere daha iyi bir çevre bırakırsınız. Bu toprak sağlığını, suyu, besin maddelerini, topraktaki ve toprağın üstündeki tüm organizmaları ve ayrıca insanları da içermelidir. Tüm bunlar insanlara tatmin edici bir yaşam kalitesi sağlar. Bu da çok önemli. Yani bu tüm sistemi yönetmek için gerçekten bütünsel bir yaklaşım.

Bu yaklaşım çok yaygın değil. Böyle bir tarıma geçiş yaşanacak mı, bunun için ne yapmalı sizce?

Bu konuda daha öngörülü olabilmeyi dilerdim. Çok ucuz işgücüne dayalı, bir sürü makine kullanan, toprak kalitesini bozan, suyu kirleten bu tarım sisteminden kurtulmak için, bence öncelikle sağlıklı bir ekosistemin hepimizin ne kadar faydasına olduğunu anlamamız gerekiyor. Bahsettiğiniz türden bir geçişi teşvik etmek için yapılabilecek en uygun şey, belki de iyi uygulamalar için çiftçileri ödüllendirmek olabilir. Avrupa’da bu tür şeyler yapmaya çalışıyorlar. Tarımı sübvanse ederken çiftçilere sadece daha fazla ürün yetiştirmeleri için para vermek değil, aynı zamanda iyi onarıcı teknikler uygulayan çiftçileri desteklemek gibi… Çiftlik arazilerinin bitki örtüsünü çeşitlendiren, su yollarını koruyan, bunun için çalılarla çevreleyen ve nehir kıyısında tampon alanlar bırakan çiftçiler mesela. Bunlar daha sağlıklı bir çevre yaratan ve aslında çevreyi hepimiz için koruyan şeyler ve ödüllendirilmeli bence. Ama ne yazık ki, çiftçiler dünyanın pek çok yerinde bu tür iyi işleri yaptıkları için takdir görmezler. Eğer takdir görürlerse, bunun için ödüllendirilirlerse, bir şeylerin gerçekten değiştiğini görmeye başlayacağımızı düşünüyorum. İyi bir çevre yönetimi yaptıkları için ödüllendirileceklerini bilseler, kentsel alanlardan ayrılan ve geri dönüp çiftliklerde geçimini sağlamak isteyen insanları da daha fazla görmeye başlayacağız.

Lee Altier Kaliforniya Üniversitesi Organik Bitkisel Üretim Projesinden çalışma arkadaşlarıyla

Endüstriyel tarım karşısında küçük çiftçiliğin yerel ekonomiyle ve kültürle bağı ne? Çalışmalarınızda buna da vurgu yapıyorsunuz…

Bunların çok yakından bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Çünkü insanların yiyeceklerinin nereden geldiğini bilmeleri çok olumlu, çok güzel bir şey. Örneğin, Kuzey Kaliforniya’da benim yaşadığım kasabada büyük bir çiftçi pazarımız var. Çiftçilerin çoğunun organik sertifikası yok ama aslında iyi yönetim uygulamaları gerçekleştiriyorlar. Birçoğu ekin rotasyonu ile onarıcı uygulamalar yapıyor, örtücü bitkiler ekiyor ve pestisitlerden uzak duruyor. Sertifikaları olmasa da insanlar çiftçiyi biliyor, kişisel olarak da tanıyor ve yiyeceklerini ondan alıyor. Bir güven duygusu var. Bunun çok olumlu bir şey olduğunu düşünüyorum.

Aynı zamanda, yakın bir yerde yerel bir tarım olduğunda, bunun başka pek çok faydası da var. Bilirsiniz, tarım yaban hayatı için yaşam alanlarını destekleyen daha fazla çevresel çeşitlilik sağlar. Ayrıca bence herkes için psikolojik olarak, estetik olarak tarımın yakınında olmak sağlıklı. Evet estetik olarak da… Çünkü sağladığı açık alan duygusu insanlar için gerçekten değerli. Aynı şeyi büyük kentsel alanlarda yaşadığımız beton çöller için söyleyemeyiz.

İnsan topluluklarının yerel tarımla bağlantılı olmasını önemli kılan başka bir neden daha var bence ve bu kültürel bir neden. Bence tarım bir bölgeden yok olduğunda kültürümüzün çok büyük bir bileşeni de kayboluyor. Burada, Türkiye’de olmanın sevdiğim yanlarından biri de yöresel yemeklerin, yöresel tatların, bilirsiniz, domateslerin, biberlerin ve tabii ki o yerel mutfağa ait tüm yiyeceklerin verdiği harika his. Ama bir bölgeden tarım kaybolduğunda, kültürünüzden de çok şey kaybedersiniz. Çünkü yerel mutfağınızın tadını veren, kullandığınız tariflerdeki domatesi, zeytini veya biber çeşitlerini kaybedersiniz. Üç beş bin kilometre ötede üretilmiş yiyecekleri satın alıp kullandığınızda aynı tadı elde edebilir misiniz? Elde ettiğiniz tek şey sert, tatsız domateslerdir, çünkü ancak bunlar oradan oraya taşınabilir ve uzun süre dayanabilir. Ya da pörsümüş, üstelik kalitesiz ve besin değeri düşük marullar elde edersiniz. Bunları elde ederken kaybettiğiniz şey ise, yaşam kalitemizin ve kültürümüzün bir parçası olduğunu düşündüğüm yerel çeşitler olur.

– Bir süredir Türkiye’desiniz, çalıştığınız alana ve derslerinize bir ilgi var mı?

– Öğrenciler onarıcı tarım konusunda oldukça heyecanlı. Oldukça kalabalık bir sınıfım var. Buraya gelirken bana sadece dört ya da beş öğrencim olabileceği söylenmişti ve sanırım sınıfta yaklaşık 24 öğrenci var ve evet, çok heyecanlı görünüyorlar. Bu fikirleri paylaşabilmek bana da enerji veriyor ve onların fikirlerini ve ilgi alanlarını duymayı seviyorum. Çünkü onlar gelecek için umudumuz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.