Seferi Keçi Kültürevi Sohbetleri: Murat Şahin’den “Tedirgin Bir Yazar: Yusuf Atılgan”

Geçtiğimiz günlerde Seferi Keçi Kültürevi’nde İzmirli yazar Murat Şahin’i konuk ettik. Murat Şahin 2011-2012 yıllarında iki dönem Edebiyatçılar Derneği İzmir temsilciliği görevini yürüttü. Çeşitli yayınevlerinden “Amtafarak”, “Direnişin Adı Gültepe”, “Esnaf Lokantası”, “Son Tren”, “Soluğundan Öptüm Seni”, “Pasaporttan Kordon’a”, “Sevmek Eskidenmiş Güzelim” ve “Vapur Hikâyeleri” adlı eserleri yayımlandı. Murat Şahin’in bir de, büyük yazarlarımızdan Yusuf Atılgan’ın yakın dostu İsmail Bayram’la yaptığı söyleşilere dayanan, “Tedirgin Bir Yazar: Yusuf Atılgan” adlı bir incelemesi var.

Emel Kadör’ün moderatörlüğünde düzenlediğimiz söyleşide, Murat Şahin’den “Aylak Adam”, “Anayurt Oteli” gibi ölümsüz eserleri edebiyatımıza kazandırmış Yusuf Atılgan’ı dinledik. Buyurun…

(Söyleşiden kesitleri aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz.)

2008 yılında İhsan Bayram ile tanıştım. Kendisini yakın zamanda kaybettik, beş yıl önce filan. İhsan Bayram, Yusuf Atılgan’ın çok yakın arkadaşıymış. Tabii bunu zaman içerisinde öğrendim. Biz ne zaman İhsan ağabey ile otursak, bana hep Yusuf Atılgan’ı anlatırdı. Ben de “Yusuf Atılgan hakkında bu kadar şey biliyorsun. Yok olup, gitmesin bunlar. Seninle bir röportaj yapalım” dedim. “Yaa yaparız” diye hep erteledi. Sonra bir gün çok hastalandı, tedavi gördü, biraz iyileşti. Beni aradı, “Gel bu röportajı yapalım. Anlatayım sana her şeyi.” dedi.

Gittim, çok güzel bir gündü. İhsan ağabeyin de sağlığı iyiydi o gün. Ses kayıt cihazını açtım, İhsan ağabey anlatmaya başladı. Daha sonra ses kaydını yazıya döktüm. Bu arada İhsan ağabey rahatsızlandı, daha da kötü oldu. Benim doğum tarihim 13 Mayıs’tır. 14 Mayıs’ta İhsan ağabeyi kaybettik o zaman. Çok üzüldüm. Çok değerli bir insandı ve kitabın çıktığını göremedi kendisi.

* * *

Bu arada ben onun anlattığı anılardan yola çıkarak bir öykü yazdım. İsmini de “Esnaf Lokantası” koydum. Sonra verdim, okudu. “Ben sana Yusuf Atılgan’ın, esnaf lokantalarını çok sevdiğini söylemiş miydim?” dedi. “Yok, söylememiştim” dedim. Tamamen tesadüf. Ben de çok severim esnaf lokantalarını… Nereye gitsem, hangi şehre, hangi semte gitsem mutlaka esnaf lokantasına giderim. Hem temizdir hem çay ve su bedavadır. Ben de o zaman kitap haline geldiğinde kitabın adını “Esnaf Lokantası” koydum. Bu esnaf lokantası hikayesi, Yusuf Atılgan’ın hayatından önemli bir kesittir.

* * *

Yusuf Atılgan Manisa Hacırahmanlı’dan çıkıyor ve okumaya gidiyor. Edebiyat okuyor. Fakat babası çok zengin bir insan değil. Bir sene okutuyor, ikinci seneyi de okutuyor. Sonra “Ben seni okutamayacağım” diyor. O da tesadüfen Askeriye’de yatacak yer verdiklerini, parasız olduğunu duymuş, askeri okula giriyor. Edebiyat öğretmenliği okuyor. Okulu bitiriyor, zorunlu olarak öğretmenlik yapması gerekiyor. Fakat o dönemde siyasi olaylara karışıyor. Şöyle diyor, “Beni yakaladıklarında üniformalıydım. O yüzden bana çok bir şey yapmadılar”. Ama tabii görevden atılıyor ve Hacırahmanlı’ya dönüyor. Yusuf Atılgan’ın edebiyatçı yönünün başlaması da biraz bundan sonra oluyor. Hacırahmanlı’ya döndükten sonra küçük küçük hikayeler yazmaya başlıyor. Ama yasaklı, kendi ismi ile yayınlayamıyor. Tercüman Gazetesi’ne Nevzat Çorum adıyla bir hikayesini gönderiyor ve ödül kazanıyor. Fakat yasaklı olduğu için ödülü de alamıyor. Hatta gazete manşet atıyor, birinci olan yazarı arıyoruz diye. O dönem çok sıkılıyor.

* * *

İhsan Bayram’la nasıl tanıştığını da anlatayım. İhsan Bayram Hacırahmanlı köyünde futbol oynuyor. Hacırahmanlı köyünün futbol takımında. Bir gün ”Bir hoca gelmiş” diyorlar. Gelen Yusuf Atılgan. Köy içerisinde herkes “Komünist bu adam” diye konuşuyor. Çok benimsemiyorlar ilk başlarda. İhsan Bayram da okumaya meraklı birisi, inanılmaz okuyor. Gelen hocanın edebiyat öğretmeni olduğunu öğrenince peşine düşüyor. Okulda denk geliyor, mola vermişler, öğrenciler sağa sola dağılmış, Yusuf Atılgan da bir kenarda oturuyor. Yanına gidiyor, ilişiyor ama çok yakına değil.

Yusuf Atılgan kendi kendine bir şiir okuyor bu arada:

Damlara bakan penceresinden / liman görünürdü / Ve kilise çanları / durmadan çalardı / bütün gün. / Tren sesi duyulurdu yatağından / arada bir / ve geceleri.”

O arada İhsan Bayram, şiire giriyor. Devam ediyor, ”Bir de kız sevmeye başlamıştı / karşı apartmanda. / Böyle olduğu halde / bu şehri bırakıp / başka şehre gitti.”

Yusuf Atılgan dönüyor, “Sen nereden biliyorsun bu şiiri?” ”Abi ben Orhan Veli’yi çok severim” diyor İhsan Bayram. Böyle başlıyorlar edebiyat konuşmaya.

* * *

Daha sonra Aylak Adam’ı yazma hikayesi… İhsan Bayram’ın anlattıklarından beni en çok etkileyen şey Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam”ının Yunus Nadi ödülünü alış hikayesidir.

Yusuf Atılgan “Aylak Adam”ı yazmaya başlıyor. İhsan Bayram da yazılan metinleri alıyor, Hikmet diye biri var Manisa merkezde, ona götürüyor. Bu adam da daktilo ediyor. Hikmet denen kişi edebiyata hâkim biri; virgülünü, noktasını, imlasını çok düzgün yazıyor. Aylak Adam’ın el yazmaları İhsan Bayram’daydı. Şimdi de torunundadır bütün orijinal el yazmaları. Neyse, yazdıkça götürüyor, Hikmet’e veriyor, Hikmet de daktilo ediyor. Sonunda kitap bitiyor.

Masanın üstünde duruyor daktilo edilmiş dosya. İhsan Bayram, ”Ağabey yarışma var, Yunus Nadi yarışması. Ona katılalım mı?” diyor. Yusuf Atılgan, ”İhsan, beni o işlere bulaştırma. O işlerden çok dilim yandı daha önce. Hiç girmeyelim” diyor, kabul etmiyor. Ama İhsan Bayram ısrarcı. Ne yapsam, nasıl kandırsam derken aklına bir şey geliyor. Yusuf Atılgan, inanılmaz bir sinema hastası. Öyle ki beraber film izlemek için İstanbul’a bile gidiyorlar. Yarışma için dosyayı vermenin son günü ”Ağabey” diyor, “İstanbul’a çok güzel filmler gelmiş, beraber atlayalım gidelim”. O zaman Manisa’dan pırpırlı uçaklar kalkıyormuş. Pırpırlı uçağa biniyorlar, İstanbul’a gidiyorlar.

İhsan Bayram, dosyayı da çaktırmadan atmış çantasına. Film bitiyor, İhsan Bayram bir bakıyor, saat beş. “Ağabey, ben dosyayı getirdim, bunu vermemiz lazım. Ne olur!” diyor, yalvar yakar. “Tamam İhsan” diyor Yusuf Atılgan, gidiyorlar.

Cumhuriyet Gazetesi’nin önündeler. Yusuf Atılgan duruyor. İhsan Bayram, “Ağabey hadi!” diyor. “Ben gelmem. Vereceksen git ver” diyor. İhsan Bayram koşarak gidiyor, dosyayı götürüyor. Kapıda görevli biri var. “Ben yarışma için dosya getirdim ama…” diyor.

“Beşe kadardı, alamayız” diyor görevli.

“Ne olur, ta Manisa’dan geldik, anca yetiştik” filan… “Yok mu yukarıda danışabileceğimiz bir yetkili, ben onunla görüşeyim.”

“’Valla yukarıda Yaşar Bey var, bir onunla görüşün isterseniz” diyor görevli.

Yukarı çıkıyor İhsan Bayram, kapıyı çalıyor, bir bakıyor Yaşar Kemal. Yaşar Kemal’e, “Ben sizi çok seviyorum, ‘İnce Memed’i üç kere okudum” diyor. Gerçekten de okumuş yani. Başlıyor muhabbet etmeye.

“Ben dosya getirdim, ne olur kabul edin.”

“Tamam, ver” diyor Yaşar Kemal.

Dosyayı okuyorlar, Yaşar Kemal bayılıyor romana. O dönem Cumhuriyet’te Yunus Nadi’nin başında Halide Edip var. Telefon açıyorlar Halide Edip’e. “İnanılmaz bir dosya daha geldi, bunu mutlaka okumanız lazım” diyorlar. Halide Edip Adıvar çok yaşlı o zamanlar tabii. Bu arada Halide Edip, Edebiyat Fakültesi’nden Yusuf Atılgan’ın öğretmeni. Ama tabii “O beni tanımaz, bir sürü öğrenci vardı” diyor Yusuf Atılgan. Neyse, Halide Edip şunu diyor Yaşar Kemal’e, “Benim birincim belli, siz onu ikinci yapın”. Ve 1957-1958 yılında birinciliği “Yılanların Öcü” ile Fakir Baykurt alıyor, ikinciliği de “Aylak Adam” ile Yusuf Atılgan. Yusuf Atılgan bir anda Türkiye’nin, edebiyatın gündemine düşüyor. Geniş kitlelerle tanışması da böyle oluyor.

* * *

Yusuf Atılgan’ın kitaplarına baktığınızda “Aylak Adam”, “Anayurt Oteli”, “Canistan” yarım kalan bir de “Ekmek Elden Süt Memeden” çocuk kitabı… Yusuf Atılgan yıllar önce İstanbul’dayken, Askeriye’deyken bir hikâye yazıyor aslında. “Parmak Pansiyon” diye bir otel hikayesi bu. Bitiriyor romanı fakat dalga geçerler diye yırtıp atıyor. Daha sonra, “Aylak Adam”ın ardından bir roman yazmaya başlıyor. İsmi “Eşek Sırtında Saksağan”. Bu romanı da bugüne kalmıyor. O dönem şöyle bir sıkıntı oluyor, Yusuf Atılgan’ın el yazısını daktilo eden Hikmet kolunu kırmış. Yusuf Atılgan yazıyor fakat sürekli birikiyor, daktilo ettiremiyorlar. Birikiyor, birikiyor, birikiyor… Bir gün bir geliyor İhsan Bayram, dosya yok. Bir bakıyor, Yusuf Atılgan orada bir şey yapıyor. “Ağabey ne yapıyorsun?” diyor. “Romanı yakıyorum.” Bitmeye yakın romanı yakmış. Nedenini soruyor İhsan Bayram. Yusuf Atılgan bu romanı yazarken bir kitaba başlamış. “Bir roman okudum. Aynı benim yazdığım gibiydi. Şimdi ben bu kitabı çıkartsam derler ki bak onun gibi yazmış, ondan esinlenmiş, ondan kopya çekmiş.” Bunun için romanı yakıyor. Okuduğu kitap da William Faulkner’in “Döşeğimde Ölürken” adlı romanıymış. Yusuf Atılgan’ın yazdığı roman karakter isimleriyle başlıyormuş. Mesela “Ali” diye başlayıp onu anlatıyormuş. Sonra “Ayşe” diyor, Ayşe’yle ilgili bir şey yazıyormuş. Böyle böyle isimlerle gidiyormuş. Faulkner’in kitabı da öyle, karakterlerle bölünmüş, öyle bir anlatımı var. Bu benzerlik yüzünden yakmış romanı. İki yıl önce Yusuf Atılgan’ın yayımlanmış eserleri diye bir kitap çıktı, orada “Eşek Sırtında Saksağan”ın dört beş sayfasını bulmuşlar, yayınlamışlar.

İhsan Bayram, bana hep şey derdi, “’Beni en çok üzen şey, ‘Eşek Sırtında Saksağan’ romanını yakmış olmasıydı. Çok güzel bir romandı.” Ve yıllar sonra İhsan Bayram, bir roman yazdı “Yedi Taşlı Yüzük” diye. Biraz da ağabeyinden örnek alarak onun yapmadığı şeyi yaptı. Aynı şekilde Ömer, Ali, Ayşe diye başlayarak kurguladığı bir roman yazdı ve aramızdan ayrıldı. Çok güzel bir romandır, eğer bulabilirseniz mutlaka edinin.

Yusuf Atılgan’ın işte böyle bir anda her şeyi yakıp yıkabilen bir karakteri var. Yıllarca uğraşmış ama hiç bakmıyor, hemen yakıyor geçiyor…

* * *

Sonra Anayurt Oteli’ni yazmaya başlıyor. Anayurt Oteli bittikten sonra Bilgi Yayınevi’ne gönderiyor. Bilgi Yayınevi’nin Ahmet Küflü diye çok ilginç bir sahibi var, çok sevdim onu. İnanılmaz zeki bir adam. Kitabın ilk adı “Anavatan Oteli”ymiş. Gerçekten de Manisa’da öyle bir otel var. Şimdi oteli yıkmışlar, bina yapmışlar, otelin olduğu yerde şu an Anavatan Apartmanı yazıyor. Ahmet Küflü “Kitabı basacağım ama ismi değiştirmen lazım. Çünkü sıkıntı olur, dava falan açarlar. Bir de birkaç isim var o isimleri değiştir’” diyor. Yanlış hatırlamıyorsam Zebercet, oradaki muhasebecinin ismiymiş. Ahmet Küflü ismini değiştiriyor, “Anayurt Oteli” yaptırıyor yani. Daha sonra Anayurt Oteli’ne Ömer Kavur’dan film teklifi geliyor. Macit Koper oynayacak. Kabul ediyor. Film Nazilli’de çekilmiş. İhsan’a da “İhsan sen arada git, bak, nasıl çekiyorlar izle” diyor. İhsan Bayram, filmin Yusuf Atılgan’ın çok içine sinmediğini söylerdi.

* * *

Bir dönem İhsan Bayram’la Yusuf Atılgan’ın arasındaki bir gerginlik, gerginlik demeyeyim de aileden dolayı bir mesafe oluyor. O da garip bir polisiye meseleden dolayı. Bir gün trenle İzmir’e sinemaya gidiyorlar. İhsan Bayram’ın annesi çok tontoş bir anne. Hep buna erzak veriyor, yolda giderken yiyin diye. Neyse, yine böyle bir gün. İhsan Bayram anlatıyor; “Oturduk, karşımızda da iki tane yabancı turist var. Ben tuvalete kalktım. Bu arada Yusuf ağabeye de dedim ki “Ağabey annem erzak verdi. Karnın açsa al ye.” Tuvaletten geri döndüğünde Yusuf Atılgan’ın kâğıda bir şey yazdığını ve karşıdaki yabancılara verdiğini görüyor. Olay bu.

Trenden iniyorlar, polis bunları yakalıyor ve başlıyor sorgulamaya. İspiyonlamışlar, “Bir kâğıt vermişsin, ne yazıyordu?” diye soruyorlar. “Casusluk mu yapıyorsunuz siz?” İhsan Bayram’ın yaşı küçük. Bayağı bir hırpalıyorlar bunları. Çekoslovakmış yanlış hatırlamıyorsam karşısındaki kişiler. Yusuf Atılgan “Yumurta çıkardım, ikram ettim. Onlar hiç katı yumurta yapmıyorlarmış. Nasıl yaptığımı sordular. Ben de tarifini yazdım İngilizce, onu verdim” diyor. Sonra turistleri yakalıyorlar. Kâğıda bakıyorlar, gerçekten de yumurta tarifi. Sonra serbest bırakıyorlar. Ama tabii İhsan Bayram’ın ailesi olayı çok büyütüyor. “Bir daha bu adamla görüşmeyeceksin” diyorlar.

Uzun bir süre Yusuf Atılgan’la görüşmüyor. Sonra bir gün kapısını çalıyor. Yusuf Atılgan, çok kötü bir halde. Sakallar olmuş bu kadar. ”İhsan, iyi ki geldin” diyor. Daha sonra, yıllar sonra tekrar bunlar konuştuğunda ”Ben intihar etmeyi düşünüyordum artık, sen geldin” diyor.

* * *

Benim kitabımın adı “Tedirgin Bir Yazar: Yusuf Atılgan”. İhsan Bayram’ın eşi Ayten ablayla da bir söyleşi yapmıştım Yusuf Atılgan’la ilgili. Onu yayınlamadım, sadece bende kalması içindi. Merak ettim onun ne düşündüğünü. Çünkü Ayten Bayram için eşinin Yusuf Atılgan’la arkadaşlığı bazen kabusa dönmüş. Neden diyeceksiniz. Şöyle örnek vereyim. Yusuf Atılgan Altay takımını tutuyor ve hiçbir maçını kaçırmıyor. İhsan Bayram’la Altay’ın maçlarına gidiyorlar. Hatta Ali Kocatepe de onlarla gidermiş. Ali Kocatepe’nin Alsancak’ta evi vardır, onu evinden alır beraber maça giderlermiş. Ayten Bayram dedi ki; “Evleneceğiz, İhsan ortada yok, bekliyoruz ki gelsin. Bunlar beraber Altay maçına gitmişler.”

“Peki nasıl biriydi, bir kelimeyle bana ifade etsen ne dersin Yusuf Atılgan’la ilgili?” diye sordum Ayten Abla’ya. “Çok tedirgin bir insandı, hep tedirgin bir şekilde yaşıyordu” dedi. Kitabımın adı da buradan gelir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.