Foça’nın Çöpsüz Bakkal’ı

0 Paylaşım

Foça’nın Bağarası köyünde beş kadın bir araya gelmiş, değişik bir iş yapmışlar: Çöpsüz Bakkal. Üzümün çöpsüzünü biliyoruz da bakkalın çöpsüzü nasıl oluyor, kurucularından Menekşe Onukar’a sorduk.

– Nedir bu Çöpsüz Bakkal, anlatır mısınız?
– Menekşe Onukar: Çöp üretmemek, mevcut şeyleri tekrar tekrar kullanmak, doğaya bıraktığımız atığı en aza indirmek gibi bir idealimiz var ve Çöpsüz Bakkal’da elimizden geldiğince bunu uygulamaya çalışıyoruz.


– Nasıl oluyor bu?
– En büyük sorun ambalaj tabii. Kargo veya ambalaj paketlerini, cam kavanozların sarıldığı patpatlı boncuklar gibi şeyleri saklıyoruz ve tekrar paketlerken kullanıyoruz. Kullanılmış koliler, içinden çıkan köpükler, tuvalet kâğıdının ortasındaki rulo bile bizim için kavanozların arasına sıkıştırdığımız bir paketleme malzemesi oluyor. Gönderdiğimiz kargoların içine bir de mektup yazıyoruz bunu anlatan. Özetle her şeyi yeniden kullanma ve tekrar tekrar hayata döndürmeyle ilgili çabalıyoruz.


– Böyle bakınca her şeyi farklı bir gözle görüyordur insan…
– Gerçekten öyle, başkasına çöp gibi görünen şey için “Aaa evet, ben bunu şurada kullanabilirim” diyorsunuz. Zaten pek çok ürünü açık satıyoruz. İnsanlar kaplarını ya da kavanozlarını getiriyorlar, kuru gıdadan bitkisel deterjana, ne alacaklarsa doldurup götürüyorlar.


– Müşterileriniz de alıştı yani…
– Evet, marketlerden aldıkları ürünlerin tek kullanımlık plastik kutularını, yoğurt kaplarını, değişik ebatlarda cam kavanozları yıkayıp getiriyorlar. Bunun dışında mesela helva satıyoruz, çok da lezzetli, güzel bir helva, onun için teneke kutular aldık, helvayı teneke kutulara döktürüyoruz. Plastik poşet kullanmıyoruz. Bazı ürünlerde sıkıntı oluyor tabii ama mümkün olduğunca plastiği hayatımızdan çıkarmak için çabalıyoruz. Kendi diktiğimiz bez torbalarımız var, bakliyatı o bez torbalarla ya da kese kâğıdı ile veriyoruz. Sürekli bir geri dönüşüm günlük hayatımızın parçası haline gelmiş. Hatta bir arkadaşımız boş süt kutularından bozuk para ya da kredi kartı için cüzdan gibi bir şey yaptı. Her yerde gösteriyoruz, “bakın çöpe gidecek bir meyve suyu ya da süt kutusu bir anda dönüşüp cüzdan oluyor” diye… İşin aslı, algıyı da değiştirmeye çalışıyoruz biraz.


– Hikâyesine gelelim isterseniz çöpsüz bakkalın? Kurucuları kim, nereden icap etti böyle bir şey?
– Çöpsüz Bakkal’ı beş kadın birlikte kurduk. Bir fikir, bir proje olarak geçen sene Eylül ayında ortaya çıktı. Ben yaklaşık 2,5 sene önce İstanbul’dan geldim. Finans sektöründe çalışan bir beyaz yakalıydım. Toprakla ilişkim evimin bahçesine diktiğim çiçeklerle uğraşmaktan ibaretti. Şimdi ise Bağarası’nın üstünde Kocamehmetler diye bir köyde eşimle beraber, elektriği olmayan, rüzgâr enerjisiyle kendi elektriğini üreten bir evde yaşıyorum. Tarımla uğraşıyorum, zeytincilik yapıyorum. Hiçbir kimyasal ilaç, ot ilacı falan kullanmadan üretim yapıyoruz.
Diğer dört arkadaşımızın birliktelikleri daha eski, eski arkadaşlar…


– Onlar da sizin gibi sonradan mı yerleşmişler buraya? Tarımla uğraşmak gibi bir tecrübeleri var mı daha önceden?
– Sadece Ful’ün ailesinin Balıkesir’de çiftlikleri varmış. Ful Büge. Çocukluğunda anne babasından ne gördüyse o kadar. Daha sonra reklam işleriyle uğraşmış o da.
Ebru Güvenç yazılımcı. O da İstanbul’dan gelmiş bir beyaz yakalı. Hayatı tamamen İstanbul’da geçmiş, emekli olduktan sonra İzmir’e gelmiş, oradan da buraya… Ayşegül Ünver Ege Üniversitesi’nde profesör. Bakteriyolog. Halen görevine devam ediyor. Her boş anında dükkânda yanımızda. Ayşegül Sedlacek ise uzun yıllar aynı Almanya ve İsviçre’de yaşamış, sonra buraya dönmüş.
Dört arkadaşımız Bağarası’nda Yuva diye adlandırdıkları, yaklaşık 10 dönümlük bir çiftlikte beraber yaşıyorlar. Evleri yan yana. Tarımla uğraşıyorlar. Bunun dışında Ayşe aynı zamanda terapist, aylık meditasyon seansları, terapi seansları düzenliyorlar. Dışarıdan da misafirleri geliyor, aynı zamanda pansiyon hizmeti veriyorlar.


– Hepiniz üreticisiniz o zaman, bu sadece bir bakkal değil yani?
– Evet, şu anda bakkalın taze sebzesi, meyvesi hep Yuva’dan geliyor. Bunun dışında marmelatlarda, sirkelerde, nar ekşisinde hep onların emekleri var. Üretip, kavanozlayıp bakkala ürün tedarik ediyorlar.


– Üretimde de aynı hassasiyeti koruyor musunuz? Atıksız ya da atıkları yeniden yeniden değerlendiren bir üretim mi yapıyorsunuz?
– Hayatımızın tamamında bu var. Evimizde çıkan çöpleri kompost yapıyoruz. Tarladan, budamadan çıkan dal, yaprak ve yabani otlarla malçlama yapıyoruz. Arapsabunu, sirke gibi malzemeler hayatımızda önemli bir yer tutuyor. Tarımda da doğal ilaçları kullanıyoruz. Baharda güllerim bitlenmişti, arapsabunuyla kurtardım onları. “Börtü böcek” diye bir kitap var (Börtü Böcek için Doğa Dostu Öneriler ve Ev Yapımı İlaçlar – Füsun Tezcan), bizim el kitabımız gibi. Ürünümüzü zeytin sineği gibi canlılara karşı korumak için doğal önlemler alıyoruz. Zayiat olmuyor mu? Elbette ki oluyor. Ama zayiat dediğimiz de aslında kurda kuşa gidiyor. Sonuç olarak kuş da yiyecek, kirpi de yiyecek. Biz buraya 2-3 sene önce gelip yerleştik, onlar ise hep buradaydı. Onları yerlerinden yurtlarından edemeyiz. Tamam, evimin içinde fare görmek istemeyebilirim. Ama onun bütün yaşam alanını yok etmeye hakkım yok.


– Başka üreticilerden gelen ürünler de var sanırım Çöpsüz Bakkal’da. Bunlarda dikkat ettiğiniz bir standart var mı?
– Bir kere yerel üreticilerle çalışıyoruz. Yerel üretime ve tohuma çok önem veriyoruz. Böylece onları da desteklemiş oluyoruz. Bu konuda hassasiyeti olduğunu bildiğimiz, ilaçsız, sağlıklı üretim yapan üreticilerle çalışıyoruz. Gıda topluluklarına üretim yapan, Buğday Derneği gibi kuruluşlardan referansı olan köylüler bunlar. Çiftliklerinde ziyaret edip konuşarak tanıdığımız, üretimlerine güvendiğimiz üreticiler var bir de.
Bu konu gerçekten çok önemli. Çok geniş ve suiistimale açık bir alan ve siz tam ortadasınız. Bir tarafta sağlıklı ve doğal şeyler yeme peşinde olan ve güvenmek isteyen tüketici var. Çünkü piyasada organik adı altında acayip fiyatlar ve şeyler dolanıyor. Diğer tarafta ise üretici bunalmış, para kazanamıyor. Çok bereketli bir tarım alanı olan Bağarası’nda bile üretimden vazgeçilmiş, köyün yarıdan fazlası ev olmuş. Köylü yerel tohuma, geleneksel yöntemlere inancını yitirmiş. Hibrit tohum alıyor, devamında kimyasal gübre ve ilaç kullanıyor. Onlar olmadan verim sağlanamayacağını düşünüyor. Böyle bir döngünün içine girmişler ve para kazanmak için böyle yapmak zorunda olduklarını düşünüyorlar.
Biz kendimiz üretiyoruz ve doğru üreten üreticiyle çalışıyoruz. Bu çarkı döndürdüğümüz sürece, yavaş yavaş bakkal duyulmaya ve üreticiyle daha yoğun çalışmaya başladıkça, onların da bu döngü dışına çıkmasına bir faydası olabilir. Biz bu yıl hiç ilaç kullanmadan domates ürettik örneğin. “Yok canım, ilaçsız olmaz” diyenlerde bile bir soru işareti oluştu. Bizim için bu bile önemli.


– Sonradan köye yerleşmiş insanlarsınız; tarımda yenisiniz ama finans, pazarlama, tanıtım gibi çeşitli alanlarda bilgi ve tecrübe sahibisiniz. Köylüde ise üretimin geleneksel bilgi ve görgüsü var. Nasıl bir bilgi ve tecrübe alışverişi oluyor?
– Aslında şöyle enteresan bir durum var. Mesela burada köylüler çapa yapmaktan hiç hoşlanmıyorlar. Yanımda bir arazi var, adam traktörle geldi, araziyi sürdü, sonra arkasına bir aparat koydu, ekti. Daha sonra gübre ve ilaçlama yaptı. Arkadan da buğdayı topladı. Ayağı doğru dürüst yere değmedi bile. Oysa biz dışarıdan gelen, toprakla hiç haşır neşir olmamış, sebzeyi meyveyi manavda görmüş beyaz yakalı insanlar daha klasik, daha emek yoğun çalışıyoruz. Belki de yeni olduğumuz için, bir heves… Ama biz 16 dönüm zeytinliği tırpanla biçtik, malç yapıp toprağı örttük, hiç ot ilacı kullanmadık. Çapayı burada gördüm, burada öğrendim ama elimden düşmüyor hiç. Köylü ise biraz bunalmış, zaten para kazanamıyorum niye uğraşayım diyor.


– Geleneksel yöntemleri korumak da size düştü yani…
– O kadar değil tabii. Şaka bir yana çok şey öğreniyoruz elbette. Bizim diğer alanlardaki bilgimiz, birikimimiz ürünlerin pazarlanmasında, tüketiciye ulaşmasında yeni yollar açarsa, o zaman gerçek bir bilgi ve deneyim paylaşım olur.
Üretimde yerel tohum, zirai ilaç kullanımı gibi konularda bizim kadar hassas olmayabiliyor ama köylü. Bize gelen herhangi bir üreticiye önce yerel tohum kullanıp kullanmadığını soruyoruz? “Yok abla” diyor “şuradaki zirai bölgeden aldım”. Hangi ilaçları kullanıyorsunuz diye soruyoruz. “Normalde ilaç kullanmıyorum” diyor, “ama bir sinek oldu, sinek ilacı kullandım.” “Bir resmini gönderir misin?” diyoruz, etiketine bakıyoruz, içerisinde yok yok… Ya da “ot ilacı kullandım ama sadece kenarlara attım” diyor. Kurnazlık yapanlar da var, kendisine küçük bir bahçe yapıp “buraya hiç ilaç koymuyorum abla” diye ballandıra ballandıra anlatanlar… Özenle seçiyoruz üreticilerimizi, bu sağlıklı ve doğal gıda arayan tüketiciye karşı sorumluluğumuz.
Bilgi ve tecrübe alışverişi bakımından, bir de buradaki kadınlarla ortak çalışmalar yapmayı hedefliyoruz. Hem sağlıklı gıda konusunda bir altyapı kazanmaları için, hem bize destek olmaları için hem de onlara ekonomik bir katkı sağlaması için.


– Son olarak, bakkalınız Foça’da Bağarası köyünde. Bunun dışında ulaşma imkânı var mı insanların Çöpsüz Bakkal’a?
Web sitemiz, instagram ve facebook sayfalarımız üzerinden ulaşabilir, oradan iletişime geçip sipariş verebilirler. Her salı şehir dışına kargo gönderiyoruz. Bunun dışında pazar günleri Foça’da Yeryüzü Pazarı’ndayız. Orada stant açıyor ürünlerimizi tanıtıyor ve satıyoruz. Pazartesi günleri de Mavibahçe AVM’deyiz.


https://www.copsuzbakkal.com/
facebook.com/copsuzbakkal.tr
instagram.com/copsuzbakkal