Rize Kalesi’nin son fatihi

Hiçbir ansiklopedi, Türkiye Cumhuriyeti kurulunca kaleyi kimin onardığını ve son şeklini verip bugüne getirdiğini yazmadı. Şayet yazılsaydı, kalenin Cenevizlilerden, Bizans imparatorları Justinyen ile Alexios’tan ve nihayet Sultan Fatih’ten sonraki banisi ve hamisinden söz edilecekti: İspirli Deli Yalçın!

 

Hangi ansiklopediye bakılsa, şehrin tek tarihi eseri olan Rize Kalesi’nin, savaşçı ve sömürgeci bir halk olan Cenevizliler tarafından inşa edildiği görülür. Cenevizlilerden sonra şehir Bizans’ın eline geçince, kale İmparator Justinyen döneminde, takriben 527-545 yılları arasında onarıldı. Kalenin kimi surları yedi yüz yıl sonra 1200’lerde İmparator Alexios döneminde yaptırıldı. Trabzon’un fethiyle Bizans saltanatını yıkan Osmanlılar Rize’ye girip kalenin burcuna bayraklarını dikti. Rize Kalesi, bir kez de Osmanlılarca onarıldı.
Ne var ki hiçbir ansiklopedi, Türkiye Cumhuriyeti kurulunca kaleyi kimin onardığını ve son şeklini verip bugüne getirdiğini yazmadı. Şayet yazılsaydı, kalenin Cenevizlilerden, Bizans imparatorları Justinyen ile Alexios’tan ve nihayet Sultan Fatih’ten sonraki banisi ve hamisinden söz edilecekti: İspirli Deli Yalçın!
Deli Yalçın, Erzurum’un İspir ilçesinden hamallık için Rize’ye göçmüş Abdi Yıldız’ın üç oğlundan en büyüğüydü. Abdi, hamallıktan biriktirdiği parayla kalenin yanı başında bir çaylık alıp ev kurmuştu. Deli Yalçın ve kardeşleri, bahçesinde mandalina, mısır, karayemiş, elma ve incir ağaçlarının, üzüm asmalarının yetiştiği bu evde büyüdü. Deli Yalçın tez elden çalışmaya başladığı için okula gidemedi. Kuyumcular Sokağı’ndaki bir handa çay ocağı işletti.
Yetmişlerin Rize’sinde kale, yalnızca ramazan ayında iftar topu atımında kullanılıyordu. Ramazan haricinde, gündüzleri mahallenin gençleri kalenin içerisinde futbol oynuyor; kadınlar ineklerini otlatıyordu. Geceleri ise şehrin berduşlarına açılıyordu: içki içenler, esrar çekenler…
Deli Yalçın evinin penceresini açınca burun buruna geldiği kalede çay ocağı kurmaya karar verdiğinde, bütün mahallenin diline düştü. Bu fikri kim duysa, “Kaleye kim gider de çay içer, Deli Yalçın işte, ne beklersun!” dedi. Fakat Deli Yalçın’ı düşüncesinden caydırmak mümkün değildi. Nihayet 1982 yılında belediye başkanı Ekrem Orhon’u ikna etti. Berduşları ve inekleri kovalayıp çay ocağını açtı.
Gel gör ki viraneyi andıran kaleyi elden geçirmek kolay olmadı. Deli Yalçın kalenin yıkık duvarlarını onardı, türlü ağaçlar ekti, kulübeler dikti, gezintilik yollar açtı. Kaleden sahile uzanan eski bir tünel girişi bulup üzerini demir parmaklıklarla kapattı ve adını “Niyet Kuyusu” koydu. Konukların bozuk para attığı kuyu, zamanla çocuksuz annelerin bile başında dilek tuttuğu bir meskene dönüştü.
Bir ara, kale içerisinde fıskiyeli havuz açmaya çalışınca tarihi esere zarar verdiği için iki ay tutuklu kaldı. Deli Yalçın okuma yazma bilmeyen bir vatandaş olarak tarihi eserden habersizdi, yalnızca kale güzel görünsün istemişti.
İlkin sadece Rizelilerin gittiği kale, 90’lardan itibaren şehrin tek turistik adresi oldu. Rize’nin devlet dairelerine asılan, hatta kartpostallara basılan deniz manzaralı fotoğrafları bile kaleden çekilir hale gelmişti. Şöhreti giderek arttığı için kale, turist kafilelerinden geçilmiyordu. O tarihte, konuklara tepside çay servisi yapan garsonlardan biri de henüz ortaokul çağında olan bendim.
Kalenin yükselişi dikkat çektikçe şehrin yerlileri de söylenmeye başladı. Deli Yalçın, İspirli değil miydi; kaleyi ne diye bir İspirli idare ediyordu! Şehirde Rizeli mi kalmamıştı?
Öfke zamanla tehdide dönüştü. Kaleyi devretmesi için Deli Yalçın’ı tehdit edenler de oldu, yolunu kesenler de… O hiç geri adım atmadı. Kaldı ki İspirli Yalçın’a “Deli” denilmesi bu yüzdendi: hiddetinden, cesaretinden ve belinden ayırmadığı tabancasından… Ayrıca küçük kardeşi Kamil, şehrin son kabadayılarındandı. Rize’nin yerlileri tarafından göçmenlikleri, yoksullukları ve şivelerinden ötürü horlanan İspirliler, olanca sofuluklarına rağmen, Kamil’in şehri haraca kesmesinden içten içe gurur duyuyordu. Fakat Kamil, daha otuzlarındayken ölmüştü. Cenazesine, bütün köylülerimiz ve Kamil’in kabadayı arkadaşları gibi ben de katılmıştım. Deli Yalçın’ı mezarda kardeşi için ağlarken görmüştüm.
İkinci ağlayışı, belki de kalenin elinden alındığı gün oldu. Rize’nin tek tarihi eseri, bir İspirli’ye çok görülüyordu. Kale girişinde, ikram edilecek bir bardak çay karşılığında bilet kesmesi, bilet almadan içeriye girmeye çalışan emniyet müdürü ile savcının üzerine yürümesi, Deli Yalçın’ın sonunu getirdi. Kimi gazetelerde “Deli Dumrul” başlıklı haberler yazıldı. Gözaltına alındı, mahkemelik oldu. Artık direnecek takati kalmamıştı.
Rize Belediyesi, 2003’te kaleyi Deli Yalçın’dan aldı. Karşılığında şehirde lunaparkın içinde bir büfe verdi. Deli Yalçın, şimdi 65. yaşını sürse de, büfenin başından ayrılmıyor. Aklına vurdukça kalenin surlarına dalıyor.
Biliyorum; ansiklopediler tarihi eksik yazıyor. Rize Kalesi’nin asıl sahibi olmayı ve tarihte anılmayı; Cenevizlilerden, Bizans İmparatorları Justinyen ve Alexios’tan ve Sultan Fatih’ten daha çok, İspirli Deli Yalçın hak ediyor.

İsmail Saymaz, Çay Güzeli, İletişim Yayınları, 2017

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir