Yaşamın her alanında birlikte, dayanışmayla: Ortak Yaşam Ekososyal Kooperatifi

0 Paylaşım

Seferi Keçi’nin geçen sayısında “büyük dertlere küçük çareler” başlığıyla, piyasanın zorluklarına rağmen sürdürülebilir bir tarımsal üretim, sağlıklı gıdaya erişim, adil bir istihdam ve eğitim gibi yaşamsal dertler karşısında bizim gibi sıradan insanların el birliğiyle ürettiği “küçük” çarelere yer vermiştik. Selçuk’ta EFEST’te hiç aklımızda yokken özgün bir örnekle tanıştık. Ortak Yaşam Ekososyal Kooperatifi. Her derde çare olma iddiasıyla yola çıkan bu kooperatifi, yöneticisi Hakan Çalışkan’dan dinledik.

Önce kendinizi tanıtır mısınız?
– Ben, Hakan Çalışkan; iletişim mezunu bir basın-yayın-iletişim emekçisiyim. 2019 Haziran’da Ortak Yaşam Kooperatifi’nin 15’inci Genel Kurulu’nda 4 yıllık dönem için yönetim kuruluna seçilmiş eş başkanıyım.

– Nasıl doğdu Ortak Yaşam Kooperatifi?
– 2003 yılı başında yine hem yerel hem küresel çapta bir kriz dönemiydi; pek çok banka battı, işyeri kapandı. Televizyon haberlerinde “beterin beteri var, halinize şükredin” der gibi Latin Amerika ülkelerinde kapısına kilit vurulmuş fabrikaların, bankaların önünde insanlar yığılmış; süpermarketlerin yağmalandığı görüntüler vardı. Bizde o derece olmasa da krizin çalışanlara faturası, ağır işsizlik ve hayat pahalılığıyla birlikte baş göstermişti. Öyle bir örgütlenme olmalı ki hem ekonomiyi hem kültürel sosyal faaliyetleri hem politik hem ekolojik meseleleri kavrasın, yani yaşamı kategorize etmeden, bütünleşik olarak ele alsın dedik. Kooperatifin kapsayıcı bir örgütlenme modelinin olabileceğini düşündük.
Tabii kooperatif yapısı ve doğası itibarıyla böyle kapsayıcı bir model için elverişli olsa da mevcut örnekler böyle değildi. Temel ihtiyaçlarımız olan gıdadan barınmaya, sağlıktan eğitime, bu alanların tümünde el birliğiyle bir üretim gerçekleştirecek şekilde yeniden yapılanmış bir kooperatif için çalışmaya başladık.
Toplantılara yaptık. En büyük ilgi İzmir’in en çok göç alan mahallelerinden geldi; genç işsizliğinin ve köyden kente göçün çok olduğu yerlerden… Hem üretim, hem tüketim dayanışması, hem de kültürel faaliyetler, halk dansları, korolar, kurslar olsun istiyorlardı. Bu topluluklarda kooperatif ana sözleşmesinin temel maddeleri konuşuldu ve belirginleşti.
2003 yılının Temmuz ayında Dokuz Eylül Üniversitesi’nde yaptığımız genel toplantıda, tüm bu tartışmalardan süzülmüş taslağı son haline getirerek kooperatifimizi resmen kurmuş olduk. Buradan hareketle tabandan gelişen bir kuruluş hikayesi oldu bizimki…

– Mevcut kooperatif yasasına uygun mu böyle geniş kapsamlı bir etkinlik alanı?
Evet, etkinlik alanı böyle geniş kapsamlı kooperatif oluşturabilirsiniz. Ana sözleşmemizi Bakanlığın Genel Müdürlüğü’ne götürüp ilgili heyetin inceleyip olur vermesinden sonra bir başmüfettiş toplantıda hakkımızda yapılan değerlendirmeyi şöyle aktarmıştı; “Kooperatifin holding modelini yapmışlar”.
Yaşamın gerekleri böyle geniş kapsamlı bir birliği dayatıyor. Her şeyi kendi başımıza üretmemiz mümkün değil. Ortaklar olarak her birimizin üretici olduğu gibi tüketici kimliği var ve bunu bir kooperatifte bütünleyebiliriz. Kooperatifleri de sadece x ürün veya hizmetle sınırlı üretim veya sadece tüketim diye sınırlayıp kategorize etmenin ötesinde düşünebilmeliyiz. Sadece tek tek bireylerin değil, ihtiyaçlarımızın ve üretkenliğimizin yaşamdaki çeşitliliğine tekabül eden çok çeşitli kooperatiflerin birbirlerine ortak olması ve ağlar oluşturmasıyla bu hedefe birlikte yürüyebiliriz diye düşünüyoruz. Tüketim kooperatifi, eğitim, sağlık, konut, enerji, turizm geliştirme vs. kooperatiflerinin birbirleriyle ortaklık bağları oluşturması gibi.

– Biraz da gelişiminden bahseder misiniz kooperatifinizin?
– 54 kişilik bir toplantıda kurucu üye olmak için 9 gönüllünün ortaya çıkmasıyla kurulmuştuk. Şu güne kadar 150’nin üzerinde ortak girip çıkmıştır. Ana sözleşmemize de uygun olarak pek çok alanda faaliyetimiz oldu. Yayıncılıktan takı tasarım üretimine, ev yemekleri yapımından inşaat-tadilat-dekorasyon işlerine, kültür sanat topluluklarından kurslar, gıda topluluğu, dayanışma etkinlikleri, konserler, sempozyumlar, imza kampanyaları düzenlenmesine… Nihayet 2018 yılındaki Genel Kurulumuzda, merkezini İzmir Bornova’dan kırsaldaki üretim süreçlerine katkı sağlamak maksadıyla Selçuk Zeytinköy’e taşıma kararı aldık.

– Biraz kentten kıra gibi olmuş gelişiminiz…
– Öyle de denebilir. Ortaklarımızın gerçek ihtiyaçlarına, üretimlerine göre şekillendi bu. Başta daha kentli bir kooperatiftik. Ama böyle geniş bir yapılanmanın temel bir ayağının kırda olması lazım tabii. Sadece tüketici veya türetici olsanız, mesela ev yemekleri üretiyor olsanız bile, tarıma dokunmak zorundasınız. Köyle şehir arasındaki yapay duvarı aşmak lazım yani.
Duvarın öte yanında şöyle bir gerçek var üstelik. Kendi kendine geçinebilen, kimseye eyvallahı olmayan köylü kalmadı. Bir yanda çoğunluğu tarım işçisine dönen köylüler, diğer yanda giderek büyük toprak sahibi olan köylüler ve endüstriyel çiftlikler. Küçük çiftçiyi kurtarmak için onlardan ürün alalım demek bir yere kadar işe yarıyor. Biz üreticiyle tüketicinin aynı çatıda olmasının daha güvenceli olduğunu düşündük. Kooperatifimiz bunun için de uygun bir model sunuyor. “Sen böyle üret, ben de senden alayım” diyen bir tüketici örgütlenmesinin ötesinde, giderek toprağı toplulaştıran, ortak ekip ve ekipmana sahip, hasatta el birliği yapan bir kooperatifle, köyle kent arasındaki duvarı piyasa türü bir ilişki dışında aşabileceğimizi düşündük.

– Kooperatif merkezini Zeytinköy’e taşımak da bu yaklaşımın paralelinde mi gerçekleşti?
– Evet ama sadece bu değil. Kente dair sunduğumuz modeli yaşatabilmek için de buradan ilerlemek daha sağlıklı geldi. Şehirde ne yapsanız, kızgın tavaya düşmüş su damlası gibi cız edip ortadan kayboluyor. Bu çalışmayı şehir kadar karmaşık olmayan bir yerden başlatıp ilerletmek daha doğru göründü bize.
Maçoğlu ve Ovacık Belediyesi’nde yapılanlar mesela… Bir belediyeyle bir kooperatif birlikte nohut ve fasulye üretiyor, hem ortakları kazanıyor hem bunun geliriyle eğitim bursları veriliyor. Köy ve kent arasındaki duvarın piyasa ilişkilerinin dışında bir ilişkiyle aşılması örneği, kentte de etki uyandırıyor. Tunç Soyer’in Seferihisar’da kooperatiflerle yerel yönetim arasında kurduğu ilişki modeli de böyle. Bunların başarısı kendi sınırları ötesinde bir ilgi ve umut yarattı ki şimdi her iki belediye başkanı da bu modeli daha geniş ölçekte uygulayabilecekleri bir konuma geldi. Demek ki hem köyün hem kentin böylesi bir modele ihtiyacı var. Yani merkezimizi ve esas etkinliğimizi köye taşımamız, aynı zamanda kentteki varlığımızı da yeniden ve daha sağlam temellerde kurmamızı sağlayacak bir adım bizim için.

– Neden Zeytinköy?
– Selçuk’ta rantın pek girmediği –ama zorladığı- bir köy burası.
Zeytinköy meyvecilik bakımından önemli potansiyele sahip bir tarım bölgesi. Arıcıların tercih ettiği zengin floraya sahip. Türkiye’nin en uzun plajlarından Pamucak sahiline 4 km, Gebekirse ve Çatal göllerine yaklaşık 3 km mesafede. Yürüyüş ve bisiklet parkurlarıyla, konaklama yatırımlarıyla doğa turizminin de gözdesi haline gelebilecek kadar değerli ve Agroturizme, ekoturizme elverişli. Korunası bir yer yani. 10 yıl kadar önce sulak arazisi çok uluslu büyük bir golf firmasına tahsis edilmeye çalışılmış ancak köylülerin açtığı davayla geri kazanılmış. Milli park statüsünde Sulak ve Yaban Hayatı Koruma Alanı. Mevsimsel olarak onlarca kuş türüne ev sahipliği yapıyor; Ortak Yaşam Ekososyal İşletme Kooperatifi anasözleşmesinde yaban hayatı, doğal yaşamı korumaya yönelik maddelere sahip olduğu için bölgemize ait tüm bu faaliyetlerin icra edilmesine imkân sunuyor. Zeytinköy’ü gerek bölgenin gerekse ülkenin örnek alınabilir uygulamalarının yapılabileceği bölge olmaya aday görüyoruz.

– Ne üretiyorsunuz şimdi?
Ortaklarımıza ait bahçelerde meyvecilik yapılıyor. Başta nar, mandalina, ayva, şeftali üretiliyor. Zeytinköy’de yetişen ve ülkenin en kalitelisi sayılan nar ihraç ediliyor. Köyümüzün ismi Zeytinköy ama ağaç varlığı ve getirisi bakımından nar daha ön plana geçmiş durumda. Bizim yönetim kurulu üyemiz de olan köydeki kahvehane sahibi bir arkadaşım “eskiden her sene bir veresiye defterini umudumu kesip çöpe atardım, nardan sonra herkes birbirine çay ısmarlıyor” diye anlatır bunu. Zeytin ve zeytinyağı üretimi de devam ediyor tabii ama hayvancılık epey geri plana düşmüş… Nar bu havzayı, buradaki toprak yapısını çok sevmiş. Narla birlikte biraz belini doğrultmuş yani köylü. Ama esas kaymağını tüccar ve ihracatçı aracı firmalar yiyor.

– Kooperatifin projeleri var mı nar üretimini ve üreticisini geliştirmeye dönük?
– İZKA’nın Küçük Menderes havzasında kooperatifler için bir eğitim ve proje çalışması oldu. Buraya bir ekososyal nar ekşisi üretim projesiyle başvurduk. Köyümüz ve çevresinin narı çok kaliteli, ihracata çok uygun. Narın erken patlamışlarını hemen mevsiminde nar ekşisi olarak değerlendirmek mümkün. Bu çıktı diye değersizleştirilen kısım rekoltenin yaklaşık yüzde 10-15 kadar ediyor. Kurulacak tesis ile kalan narlar da işlenerek, katma değerli ve ekonomik geliri yüksek üretim hedefliyoruz.
Bölgedeki diğer köylerle birlikte meyve üreticilerinin gerek ihracat gerekse iç piyasaya yönelik satış ve pazarlama ihtiyaçlarını karşılayacak bir ekip yapısını oluşturmaya çalışıyoruz. Bu projelerin gerçekleşmesi durumunda, farklı meslek gruplarında öncelikle kadın ve genç istihdamını artırmayı amaçlıyoruz. Solucan gübresi, agro turizm ve yenilenebilir enerji, sağlık ve eğitim projelerinin çalışması içindeyiz.

– Kentten köye gelen bir kooperatifsiniz. Öte yandan kooperatiflere güvenme konusunda da köylünün bazı çekinceleri var. İlgi görüyor mu Ortak Yaşam Kooperatifi köyde?
Kuruluş amaçlarındaki güzel değerler sırf kağıt üzerinde yazılı diye insanların kooperatife güven duymasını bekleyemeyiz elbette. Genel olarak pek çok köyde böyle bir çekince var. Bunun nedeni geçmişten kalma gayri faal köy kooperatifleri ve yönetimleri. Köydeki ilgi ve güven artışını, kooperatife özgü işleyişi ortaklara aktarırken sağlayacağamız iletişim ve açıklığa bağlı görüyoruz.
Öte yandan kooperatiflere de haksızlık olmasın. Kooperatifler de şirketlerle aynı istikrarsız ve zorlu piyasa koşullarında ayakta kalmaya çalışıyor. Sürdürülebilir bir ekonomi politikası olmayan, krizler karşısında çok kırılgan bir ülkede yaşıyoruz. Bu krizler şirketleri daha fazla etkiliyor; batan şirket rakamları vahim. Halktan toplanan vergilerle batık şirket borçları kapatılırken, kooperatiflerle ilgili olarak gündeme getirilen, hatta bilinçli olarak yaratılan güvensizlik şirketlere karşı dile getirilmiyor. Oysa ekonomik olarak kooperatifler dünyada krizlere dayanıklı iktisadi oluşumlar olarak tercih edilir, desteklenir ve sahip çıkılır.
Tabii bunu başarabilmesi için kooperatiflerin bilimsel bir yönetime ve ortakların bilgiyle donanmasına da ihtiyaç var. Bu bilgi artık en önemli sermaye, bu konuda süreklilik sağlayacak bir tür hizmet için eğitim birimi oluşturmayı düşünüyoruz.
Sorunuza gelirsek, kooperatifimize ilgi var ve artıyor. Zeytinköy dışında, Belevi ve Gökçealan köylerinden de ilginin artacağını düşünüyorum. Bu ilginin gelişmesine bağlı olarak ürünlerimizde de bir çeşitlenmeye gideceğiz, mandalina ve üzüm gibi. Bunun için hem Belediye ile hem kooperatiflerle hem de doğrudan üreticilerle yapacağımız çalışmalar var. Burada yerel yönetimin bir desteği var kooperatiflere. Ayrıca Tunç Soyer’in demin sözünü ettiğim yaklaşımı İzmir’de karşılık buldukça üretici için de yeni alanlar açılıyor. Büyükşehir’in açacağı pazarları birer imkân olarak değerlendirmek mümkün bu gelişme için.