Tanrılar, keçiler ve şarap ve kahve

0 Paylaşım

Homeros’un Odysseia’sında Tanrılar Kralı Zeus, kızı Helena’ya “üzüntüleri ve öfkeleri ile bütün acı anılarını geride bıraktırma gücüne sahip” bir içecek sunarken, Tanrılar Olimpos Dağı’nda kahvenin tedavi edici gücü ile insanlığa şifa dağıtırlarmış.

Seferihisar’ı anlamak için uzaktan bakmak yetmiyormuş… Acaba Seferihisar’a gelip de, kalbini buraya teslim etmeden evine geri dönmüş kimse var mıdır?
“Cittaslow” yani “yavaş şehir” Seferihisar… Büyük şehirlerden bıkmış, yaşamın gerçek amacını keşfetmekten yorulmayan dingin ruhların huzur bulduğu yer! Hemen yanı başındaki Sığacık’ın ise dar, ara sokakları nasıl da kabına sığmaz masum bir çocuk edasında!
Teosluların baş tanrısı Dionysos adına yapılmış olan en büyük tapınak tesadüfen mi Seferihisar’da, antik adıyla Teos’ta yer alıyor? Bir fincan kahvenin en çok bu sakin şehirde keyif vermesi de bir tesadüf mü yoksa?
Miken Uygarlığı’nın hâkim olduğu yıllarda şarap kültürün bir parçası iken, Antik Yunan’da bir kahve tanrısının olmayışı şaşırtıcı değil mi?
Şarap Tanrısı Dionysos, tapınağın mimarı Prieneli Hermogenes’in bir kahve tutkunu olduğunu duysa kim bilir neler olurdu?!
Oysa derler ki; Homeros’un Odysseia’sında Tanrılar Kralı Zeus, kızı Helena’ya “üzüntüleri ve öfkeleri ile bütün acı anılarını geride bıraktırma gücüne sahip” bir içecek sunarken, Tanrılar Olimpos Dağı’nda kahvenin tedavi edici gücü ile insanlığa şifa dağıtırlarmış.

Keçi, kahve ve şarap

Kimileri kahve çekirdeğinin ilk keşfini bundan 800 yıl öncesine, kimleri ise altıncı yüzyıla dayandırır. Kahvenin çıkış yerine dair anlatımlar ise bitmez…
Hikaye bu ya! Kaldi adında Etiyopyalı bir çiftçi, otlattığı keçilerinin dans ettiğine şahit olduğunda, bölge halkı onun keçileri kaçırdığını düşünür. Kaldi, merada otlayan keçilerinin diğer günlerden farklı olarak daha hareketli olduklarını gözlemler. Kaldi bu keçilerin daha önce hiç görmediği bir bitkinin olgunlaşmış kırmızı meyvelerini yediğini, daha sonra da hoplayıp zıpladıklarını fark etmiştir… Bu, kahve bitkisidir.
Etiyopya ve dünya, kahve çekirdeğinin bu hayata döndüren etkisi ile uyandığında, Kaldi belki de şarap içiyordu!
Neden mi? Belki de şarap kahve ve keçiler arasında kadim bir bağ olmasındandır. Kahveden bin yıllar önce, şarabın sihirli etkisini ilk keşfedenler de yine aynı keçilerdi. Keçi hikâyesi Nuh Tufanı’na da konu olmuştur… İbraniler’de Aden bahçelerinin “bilgi ağacı”ndaki üzüm yasak meyvedir. Nuh Peygamber tufan ile cennete sürüklenen üzümü bulduğunda, bu yasak meyveyi ekip ekmemek arasında tereddüt yaşar ve Tanrı’ya, bulduğu bu meyveyi “ne yapması gerektiğini” sorar. Tanrı’nın gönderdiği melek Sarasael, Nuh’a bu meyveyi dikmesini söyler. Hz. Nuh’un üzüm bağı önce keçileri sarhoş eder ve mitolojiye göre şarapla sarhoş olan ilk insan da Nuh olmuştur. Yine de Hz. Nuh’un Sümerliler ya da Eski Mısırlılar kadar şaraba düşkün olup olmadığını, Şarap tanrıçalarından Sümerli Gestinanna’ya ya da Mısırlı Renenutet’a sormalı.

Hem keyif hem şifa

Kahvenin geçmişini ortaya koyabilmek ise, dipsiz kuyuya taş atmaktan farksızdır. Mitolojinin ötesinde modern tarih araştırmaları kahve çekirdeğinin ilk defa Etiyopya’dan köken aldığını gösterir.
Kanada’lı tarihçi Dr. Peter Baskerville, yaklaşık olarak 1454’te Aden (Eden olarak da geçer) müftüsünün Abyssinia’a (bugünkü Etiyopya) yolculuğu sırasında kahve ile tanıştığını yazar. Bazı kaynaklara göre insanlığın köken aldığı yer olarak düşünülen Aden’e doğru yolculuğunda müftü rahatsızlanır ve rahatlamak için köy erkeklerinin içtiği kahveden içer. Hastalığı geçmekle kalmaz, uyku bozuklukları da düzene girer. Müftü o günden sonra dervişlerin de kahve içmelerine izin verir, onlara kahve içtikleri takdirde “geceleri dua veya diğer dini uygulamalarda daha fazla dikkat ve akıl huzuruna sahip olabileceklerini” anlatır.
Bu anlatım, kahve içme keyfinin Aden’de dinsel amaçla bu içeceği tüketen dervişlere uzandığını düşündürüyor. Bu arada kahvenin, ilk defa 15. yüzyıl sonlarında Yemen’de kavrulduğu, Sufiler tarafından nimetlerinin keşfedildiği de söylentiler arasındadır.
Yemenli dervişlerden sonra 1510 itibarıyla Mısır’a ulaşan kahvenin buradan dünyaya açılmış olabileceği varsayılır. Zaman içerisinde, kahvenin bir içecek olarak komşu yerleşim yerlerine sıçrayarak 15. yüzyılın sonlarına doğru (1470-1500) Mekke ve Medine’ye ulaştığı da söylentiler arasındadır. 15. yüzyılda Yemen’in Mocha limanı, Mekke rotası için dünyadaki en hareketli lokasyonlardan biri olmuştur. Yine aynı tarihlerde kahve çekirdeği yetiştiriciliği yapılan Yemen’den gemilerle çekirdekler Mocha limanından yola çıkmıştır.
Kahve, nasıl oldu da Müslüman topluluklarda popüler oldu diye düşünecek olursanız, belki de şarabın yasaklandığı dönemi sorgulamanız gerekir. William H. Ukers, 1922’de yazdığı Kahve Hakkında Herşey adlı kitabında, Müslümanlıkta Kuran’da yasaklanan şaraba alternatif arayışlar olduğuna işaret eder. Bu gibi arayışların kahveyi popüler kılmış olma olasılığı çok yüksektir.
17. yüzyılda Katib Çelebi ise kahvenin ilk Rum yerleşim yerlerine deniz ticaretiyle gelişini yazar. Bu tarihlerde Arapça-Osmanlı Türkçe sözlüğe göre qahwa kelimesi;  şarap ya da alkollü içecek anlamına gelmektedir. Klasik Arapça kaynaklarında ise qa-ha-ya köküne göre yemek öncesi gıda anlamındadır. Anlam karmaşasındaki bu ikilemli durum kahvenin popüler olmaya başladığı yıllar göz önüne alındığında elbette şaşırtıcı olmaz!
Bazı kaynaklar, 11. yüzyıl Müslüman kökenli filozofların şaraba olan düşkünlüğünden bahseder. Bunlardan birisi de yıllarca Latince ismiyle tanınmış olan Avicenna, yani ünlü Türk bilgini  İbn-i Sina’dır. Bertrand Russel der ki; “12. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar, Avrupa’da bir tıp kılavuzu olarak görülmüş olan İbn-i Sina, bir aziz karakterine sahip değildi. Şaraba ve kadına düşkündü.”
Ibn-i Sina kahveyi, pek çok Arap hekimi gibi tıbbi bir bileşen olarak tanımlar ve der ki; “Hücre zarlarını güçlendiriyor, deriyi temizliyor ve deri altındaki nemi kurutuyor ve tüm vücuda mükemmel bir koku veriyor”.
Bir rivayete göre de filozof geceleri çalışabilmek için “uyarıcı içecek” alırmış. Belki de şarap ve kadın kadar kahveye düşkün olduğunu söylesek yanılmış olmayız.

Kahve kokusu bütün dünyada

Arapça’da qahwa kelimesi ile eş sesli quwwa enerji, kuvvet anlamına gelir. Bu kelime ayrıca Etiyopya’nın güneybatısında limonsu aromasıyla meşhur kahve çekirdeğinin üretildiği topraklar olan, tarihte yer etmiş Kaffa bölgesini de çağrıştırır. Bir söylentiye göre; en çok tükettiğimiz Arabica çekirdeği bu bölgeden köken alır. Öyle ya da böyle, 16. yüzyıl itibarıyla ünü Ortadoğu, Güney Hindistan, Persler, Türkler ve Kuzey Afrika’ya kadar uzanan ve sonraları Balkanlar, İtalya, Avrupa ve Amerika’ya sıçrayan kahve çekirdeği, günümüzde dünya genelinde petrolden sonra en fazla ticareti yapılan ürün olarak kabul edilir.
Bir söylentiye göre de 1670’te Baba Budan’dan bir akıllı çıkıp, ticareti yasak olan yedi tip kahve çekirdeğini göğsünde saklayarak Osmanlı sınırlarından geçirmiş. Her ne olduysa iyi olmuş… Zaman içerisinde Avrupa’da Amsterdam ticari anlamda bir kahve merkezi haline gelmiş.
1600’lerde Hollandalıların Güneydoğu Asyalıları kahve ile buluşturduğu söylenir. Bali ve Sumatra gibi bölgelere kahve bitkisini taşıyan yine Hollandalılar’dır. Özellikle de Java adasında üretilen Arabica kahve çekirdeği de, vakti zamanında yine çoğunlukla Hollandalılar tarafından ekilmiştir.
Neticede çekirdeğin “çiftlikten fincana” uzanan yolcuğu şarap ya da bira üretimi kadar zahmetlidir. İçilen bir yudum kahve, zor şartlarda genellikle de sömürge topraklarda yetişen kahve çekirdeklerini üretip, toplayan, işleyen insanların emeğinin hakkı, geçim kaynağıdır.
Günümüzde küresel ekonomi zincirinin bir parçası olarak kahve çekirdeği ticareti, yetiştiriciden çok tedarikçinin ekmeğine yağ süren devasa bir pazardır.
Tüm bu emeklerin karşılığını bir yudumda tüketmek yerine, emeğin karşılığına yakışır bir kahve pişirme seremonisi kültürümüze ne çok yakışıyor…
Her seremoni bir niyet barındırır. Yenilen, içilen her şey, evrensel gücün bir temsilcisidir. O güç, bir tohum olarak çıktığı yolculuğunda sevgi ile tüketildiğinde gerçek tadına varılır. Bu yüzdendir ki şamanlar da hasat zamanı Toprak Ana’ya şükranla dua ederler.
Bol köpüklü günler…

Kaynaklar
– Peter Baskerville. Coffee drink origins – The myths, the fables and the legends Erişim: 23.08.2017
– Katib Çelebi, Mizdni/l-Hakk .fl Ihtiydri’l-Ehakk,, syf. 295
– William Ryan,Walter Pitman: Noah’s Flood: The New Scientific Discoveries About The Event That Changed
– Ernest L. Abel: Intoxication in Mythology: A Worldwide Dictionary of Gods, Rites

Dr. Başak TOLGA / Kahve Gazetesi Yazarı – info@kahvegazetesi.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir