İklim değişikliğinin gölgesinde kadınlar

“İnsanlığın yarısı tüm insan haklarından ve fırsatlarından geri bırakıldığı sürece
insani potansiyelin tümüne ve sürdürülebilir kalkınmaya ulaşılamaz.”

Dünyamızı Dönüştürmek: Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi

 İklim değişikliği, 21. yüzyılın en önemli insan hakları meselelerin başında geliyor. Bu sorun hem bugünün hem gelecek kuşakların karşı karşıya kaldığı bir küresel eşitsizlik ve adaletsizlik sorunu. Bölgelere, nesillere, yaşa, sosyo-ekonomik sınıflara, gelir düzeyine ve cinsiyete göre iklim değişikliğinin etkileri farklılık gösteriyor. Şüphesiz ki, iklim değişikliği halihazırda savunmasız ve marjinalleştirilmiş kişileri daha çok etkiliyor.

Kadınlar iklim değişikliğine karşı daha savunmasız!

Kadınlar sosyal, ekonomik, toplumsal ve kültürel bir dizi faktörden kaynaklı olarak iklim değişikliğine karşı daha savunmasızlar.

Tarih boyunca ülkeden ülkeye ve bölgeden bölgeye değişiklik gösteren toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri yüzünden kadınlar imkanlara ve fırsatlara eşit düzeyde erişememekte. Dünya genelinde kadınların eğitime, istihdama, ekonomik kaynaklara, finansal hizmetlere ve doğal kaynaklara erişimi daha sınırlı, toprak ve diğer mülk türleri üzerindeki sahipliği düşük. Kadınlar evde, işte, sokakta ve hayatın her alanında şiddetin farklı türlerine (fiziksel, cinsel, ekonomik, psikolojik, dijital, ısrarlı takip gibi) sıklıkla maruz kalıyor.

Kadın emeği görünmezdir. Özellikle tarım sektöründe kadınlar kayıt dışı istihdamın çoğunluğunu oluşturuyor ve “ücretsiz aile işçisi” oldukları için emekleri görünür değil. Tarımda güvencesiz, elverişsiz ve sağlıksız ortamlarda çok düşük ücretler karşılığında uzun saatler çalışıyor. Görünmez olan ve bir o kadar ağır olan bakım emeği yükü kadınların omuzlarına yükleniyor. Kadınlar erkeklerle aynı işi yapsa da aynı ücreti alamıyor. Bir başka ifadeyle, eşit işe eşit ücret almadığı, emeği görünmez olduğu, seçimle ve atama ile gelinen karar alma mekanizmalarında eşit temsil edilmediği, teknolojiye ve internete erişimi kısıtlı olduğu için kadınlar çok boyutlu, katmerli ve derin hak ihlalleri yaşıyor.

Yüzyıllardır var olan bu fırsat eşitsizlikleri nedeniyle kadınlar, yoksul ve kırılgan grupların çoğunluğunu oluşturuyor.

İklim değişikliği ile mücadelenin ana aktörleri: “Kadınlar”

2015 yılında, Birleşmiş Milletler’e üye 193 ülke 2030 yılına kadar sürdürülebilir kalkınma amaçları (kısaca küresel amaçlar) üzerinde uzlaştı. “Kimsenin geride kalmaması” mottosuyla ile hazırlanan 17 küresel amaç, iklim değişikliği ve etkileri ile mücadele için acil önlem alınmasına, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına ve tüm kadınlar ile kız çocuklarının güçlendirilmesine, yoksulluğun ve açlığın sona erdirilmesine, eşitsizlik ve adaletsizlikle mücadele edilmesine, temiz su ve temiz enerjinin sağlanmasına, refahın adil bölüşülmesine, amaçlar için ortaklıklar kurulmasına odaklandı.

“Toplumsal cinsiyet eşitliği” küresel amaçların merkezindedir. Hem 17 amaçtan birinde tek başına (Amaç 5) hem de diğer 16 amaçtan 10’unun hedeflerinde ele alındı.

Küresel Amaçlardan beşincisi, “Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve tüm kadınlar ile kız çocuklarının güçlendirilmesi”dir. Bu amaca ilişkin hedeflerde kadınların toprak üzerindeki mülkiyet hakkı ve doğal kaynaklara erişimi vurgulandı:

5.a. Kadınların ekonomik kaynaklara ulaşma, toprak ve diğer mülk türlerine sahip olma ve üzerlerinde kontrol kurabilme, finansal hizmetler, miras ve doğal kaynaklara erişimleri gibi konularda ulusal yasalara uygun olarak eşit haklara sahip olmaları için reformlar yapılması

Küresel amaçlardan on üçüncüsü doğrudan “İklim Değişikliği”dir. Bu amacın hedefleri arasında kadınların iklim değişikliği karşısında güçlendirilmesi yer aldı:

13.b Kadınlara, gençlere, yerel topluluklara ve dışlanmış gruplara odaklanarak en az gelişmiş ülkelerde ve gelişmekte olan küçük ada devletlerinde iklim değişikliğiyle ilgili etkili planlama ve yönetim kapasitesini artıracak mekanizmaların desteklenmesi

Aslında, küresel amaçlar hayatın her alanındaki eşitsizlik ve adaletsizlikle mücadeleyi hedefler. İklim değişikliği ile etkin mücadele edilebilmesi ve tüm hedeflere gerçek anlamda erişilebilmesi için “toplumsal cinsiyet eşitliği” sürecin merkezinde yer almalıdır. Kimsenin geride kalmadığı, eşit ve adil bir dünya için iklim politikaları “toplumsal cinsiyet eşitliği” odağında hazırlanmalı, bu politikaların hazırlık aşamasından, uygulama ve izleme aşamasına kadar tüm süreçlerde kadınlar aktif olarak rol almalıdır.

Kadınlar ekoloji mücadelesinin hep ön saflarında!

Türkiye’nin dört bir köşesindeki ekoloji mücadeleleri kadınların öncülüğünde ilerliyor. İkizdere’den Bergama’ya, Tavşanlı Çobanköy’den Soma’nın Yırca Köyü’ne, Rize Fındıklı’dan Erzurum Tortum’a, Tire Başköy’den Muğla Yuvarlakçay’a, Artvin Cerattepe’den Sinop Gerze’ye, Kaz Dağları’ndan Aydın Germencik Dağyeni köyüne kadar kadınlar emeğin ve doğanın sömürülmediği bir dünya için ekoloji mücadelesinde hep ön sıralarda yer alıyor.

Kadınların her biri ağacına, havasına, deresine, suyuna, taşına, toprağına, ormanına kısacası doğasına sonuna kadar sahip çıkıyor. Yaşam haklarının elinden alınmaması için hem ataerkil düzene hem de kapitalist sisteme karşı var gücüyle mücadele ediyor.

Her biri direnişçi, her biri hak savunucusu.

İklim politikalarında kadınlara yer açılmalı!

Dünya genelinde kadınların seçim ve atama ile gelinen tüm karar alma süreçlerindeki eksik temsil sorunu “çevre” ve “iklim politikaları” mekanizmalarında da geçerli. Halihazırda iklim krizine sebep olan politikalar patriarkal sistemin bir sonucu. Çevre ve iklim politikaları belirlenirken kadınların ihtiyaçları, beklentileri ve talepleri görmezden geliniyor, yok sayılıyor ve göz ardı ediliyor. Dolayısıyla, yaşadığımız bu iklim krizinin sebebi de eril zihniyettir. Ne yazık ki yanlış politikaların yükünü kadınlar daha fazla çekiyor. Kuraklıklar, aşırı sıcaklar, aşırı yağışlar, sıcak hava dalgaları, orman yangınları, seller, şiddetli fırtınalar, hortumlar ve kasırgalar kısacası iklim krizi en çok kadınları ve kız çocuklarını etkiliyor, kırılganlıklarını arttırıyor ve daha savunmasız hale getiriyor.

Türkiye’de iklim politikalarının merkezinde yer alan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kendi kuruluşunu 1848 yılına dayandırıyor. Şimdiye dek geçen 174 yıllık sürede, bu Bakanlıkta sadece 3 kadın bakan görev yapmıştır. 2022 itibariyle 4 bakan yardımcısından sadece 1’i kadındır, genel müdürlük düzeyinde de kadın temsili bir elin parmaklarını geçmiyor. Aslında bu rakamlar nüfusun yarısını oluşturan (potansiyelin de yarısı demektir) kadınların iklim politikaları belirlenirken görmezden gelindiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Oysaki, kadınların eşit temsili temel bir insan hakkıdır. Yaşadıkları çevreye ilişkin politikalar belirlenirken kadınların bu sürecin merkezinde yer alması gerekir.

 Toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanamadan iklim değişikliğiyle mücadele edilemez!

 İklim krizi toplumsal cinsiyet eşitliği ile doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla, toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadan iklim değişikliği ile mücadele edilmesi mümkün değildir. Devletler iklim krizi ile mücadele ederken politikalarını “toplumsal cinsiyet eşitliği” odağında katılımcı bir yöntemle geliştirmeli, hayata geçirebilmek için yeterli düzeyde finansman kaynağı ayırmalı, sivil toplum örgütleri ile iş birliği halinde politikalarını uygulamalı ve gelişmeyi düzenli periyotlarla izlemelidir.

Son söz, iklim politikalarındaki eril zihniyet bir an önce değişmelidir. Kadınlar iklim politikalarının öznesi olmalıdır. İklim değişikliği politikaları öncelik haline getirilmeli ve stratejik bir alan olarak görmelidir. Çocuklardan başlayarak tüm yaş gruplarında farkındalık ve bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık verilmelidir. Üniversiteler, özel sektör, kamu kurumları ve sivil toplum örgütleri birlikte hareket etmelidir.

Başka bir dünyamız yok. Daha eşit, özgür, adil, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir dünya “toplumsal cinsiyet eşitliği” ile mümkündür!

Ezcümle, toplumsal cinsiyet eşitliği “sürdürülebilir bir dünyanın” anahtarıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.