Balıklıova Köy Tiyatrosu 12 yaşında

En büyük düşüm, insanların gündelik hayatlarında mahallelerde, ilçelerde, köylerde sanatla uğraşmaları, köylerde mahallelerde dans toplulukları, korolar, tiyatrolar olması, bunların kalıcı hale gelmesi.

Balıklıova İzmir’de Karaburun yolu üzerinde bir mahalle. Bir yasa değişikliğiyle birdenbire kentin mahallesi oluveren köylerden. Biraz çiftçilik yapılıyor tabii ama adı üstünde, esas balıkçılıkla ve küçük balık lokantalarıyla meşhur. On iki yıldır bir de köy tiyatrosuyla biliniyor.

Köylülerle birlikte Balıklıova Köy Tiyatrosu’nu kuran Semih Çelenk’le beraberiz. Semih Hoca Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölüm Başkanı. Adını yazdığı kitaplardan, yönettiği oyunlardan duymadıysanız, hakkında yürütülen soruşturmalardan, idari davalardan hatırlarsınız. Güzel Sanatlar binasının yıkılıp okulun Tınaztepe Kampüsü’ne taşınmasına ve kent içindeki kültür mekanlarının yok edilmesine karşı çıktığı için, okul idaresi tarafından defalarca görevinden alınıp geri dönmüştü.

Prof. Dr. Semih Çelenk

Semih Hoca, Balıklıova’da bir köy tiyatrosu kurma işine köyün muhtarı Akın Yılmaz’ın önerisiyle başlamış. İlk prova bir felaketmiş. “O kadar kötü okudular ki bütün kariyeri buraya gömeceğim diye düşündüm” diye anlatıyor o günleri. Sonra köylüler daha sıkı sarılmış. İşlerinden, güçlerinden, ailelerinden ayırdıkları zamanla, kimi kocasına kimi babasına isyan ederek, hep birlikte büyük emek vermişler. Ve ilk oyun, “Rumuz Goncagül”… Oyunlar, turneler, ödüller derken bugüne gelmiş. Doğaçlamalarla, metinleri kendi hikayeleri haline getirip oynayarak, köyün ağzını kullanmaktan kaçınmadan, kendi üslubunu oluşturan bir köy tiyatrosu olmuş. Ve el birliğiyle Balıklıova’da on iki yıllık bir köy tiyatrosu geleneği yaratmışlar.
Semih Hoca’ya köy tiyatrolarını ve Balıklıova’yı sorduk…

– Mahmut Ölmez: Bir akademisyen ve tiyatro emekçisi olarak sizce köy tiyatrosunun önemi nedir?
– Semih Çelenk: “Köy tiyatrosu” dediğimiz tiyatro, geleneksel anlamda “seyirlik köy tiyatrosu”nu ifade etmiyor bizim örneğimizde. Bildiğiniz gibi seyirlik oyunlar, tiyatronun ta doğuşundan bu yana, hasat zamanlarında oynanan, ölüm-yaşam, bereket-kıtlık, gece-gündüz gibi doğadaki ikilikler üzerine kurulu kutlama, kutsama nitelikli oyunlardır ve geleneksel olarak kuşaktan kuşağa tekrarlanır. Bizim köyde kurduğumuz tiyatroda “köy tiyatrosu” yaşadığımız yere vurgu yapan bir niteleme. Balıklıova Köyü’nün tiyatrosu, Limontepe Mahallesi’nin tiyatrosu, İzmir Şehir Tiyatrosu gibi. Benim bir akademisyen ve tiyatro sanatçısı olarak özellikle üzerinde durduğum bir konu kültürün ve sanatın merkezden çepere gitmesi… En büyük düşüm, insanların gündelik hayatlarında mahallelerde, ilçelerde, köylerde sanatla uğraşmaları, köylerde mahallelerde dans toplulukları, korolar, tiyatrolar olması, bunların kalıcı hale gelmesi. Sadece düş mü? Elbette değil. Bademler köyünün 90 yaşını bulmuş bir tiyatrosu’nun olması bunun bir düş olmadığını gösteriyor.

– Tiyatronun kaynağı olan Dionysos şenliklerinde şekillenen oyunlar ile bizim köy seyirlik oyunlarımız arasında nasıl bir ilişki kurabiliriz? Tarihsel olarak Tragedya ve komedya olarak dönüşen ve günümüze kadar gelen tiyatro serüvenini düşündüğümüzde köy seyirlik oyunlar için bugün böyle bir gelişim söz konusu mudur?
– Bugün özellikle Kuzey Ege köylerinde geçmişten bugüne hasat zamanlarında oynanan köy seyirlik oyunları örneklerini tek tük görebiliyoruz. Tabii ki bu oyunlarla Dionysos şenliklerinde de, öncesinde erginleme törenlerinde de canlandırılan kutlama-kutsama ritüelleri akraba sayılır. Dionysos adına yapılan şenliklerde tiyatronun evrildiğini biliyoruz ama bizim köy seyirlik oyunlarımız ne yazık ki bu dönüşümü yaşamamış ve yaşantımızda köyün bitmesine koşut olarak kaybolup gitmiş…

– Balıklıova Köy Tiyatrosu nasıl kuruldu, Balıklıovalılar bu sürece nasıl dâhil oldular?
– Bundan 11-12 yıl önce deniz kanarında, eski düğün salonunun önündeki büfede otururken arkadaşlar hocam tiyatro çalışsak yardımcı olur musun dediler. Benim böyle bir planım yoktu. Tamam olur dedim. Bir hafta sonra aynı yerde buluştuk. Ben “Rumuz Goncagül” oyununu seçmiştim. Fotokopileri çektirmiştim okulda, onları getirdim. Başladık okumaya. Tatsız tuzsuz bir okumaydı. Acaba vazgeçsem mi diye düşündüm yalan yok. Sonra işte bir mucize oldu. Adım adım bugünlere geldik. Artık bir üslubumuz oldu. Bir kumpanyayız artık. Ağırlıklı olarak yerli komediler oynuyoruz. Güncele, gündeme bağlı, doğaçlamalarla ilerleyen serbest bir stilimiz var.

– Hangi oyunları çalıştınız ve şu an ne oynuyorsunuz?
Bugüne kadar “Rumuz Goncagül”, “Midas’ın Kulakları”, “Deliler Boşandı”, “Resimli Osmanlı Tarihi”, “Toros Canavarı” ve “Vatan Kurtaran Şaban”ı oynamıştık. Şimdi “Vatan Kurtaran Şaban”ı bir kez daha güncelleyerek oynayacağız. Provalarımız sürüyor. Pandemi nedeniyle bir buçuk yıl ara vermiştik. Mart ayında Ethos Ankara Tiyatro Festivali’ne katılacağız. Nisan ya da Mayıs aylarında da bir İstanbul turnesi planlıyoruz.

Balıklıova Köy Tiyatrosu şimdilik çalışmalarını küçük bir balık lokantasında yapıyor.

Balıklıova oyuncularından…

Semra Özçelik: Ben çiftçiyim. Semih hoca köye yerleşip bu işe başladığında beni de çağırdılar. Bir olur dedik, bir korktuk, sonra başladık. On iki yıldır da devam ediyor. Yedi oyun oynadık şimdiye kadar. Eskiden bir iki kişiyle konuşurken bile heyecanlanırdım. İlk başta sesler titriyordu, elimiz ayağımız titriyordu. Şimdi 600 700 kişiye oynuyoruz.
 
Esin Karagöz: Balıklıova’ya gelin geldim. Başta eşim izin vermiyordu, eve bile kilitlediği oldu. Kaçıp gelip çalışmalara katıldım. Ama şimdi O da kabul etti ve destekliyor, her oyunuma gelir izler. Eskiden bir insanla konuşmaya sıkılırdım, utanırdım. Ama tiyatro sayesinde şimdi daha girişken, farklı bir insan oldum.
 
Akın Yılmaz: Çiftçiyim, enginar ve nergiz yetiştiriyorum. Balıkçılık da yapıyorum. Bir de muhtarlık görevim var. Semih hocamla Ankara Ekin Tiyatrosu’ndan Faruk Gönenç buraya gelmişlerdi. Tanıştık arkadaş olduk. Hatta köyde bir oyun oynadılar. Öyle olsun böyle olsun derken biz de bir tiyatro kuralım dedik, hocam da kırmadı bizi. O gün bugün devam ediyoruz.
Esas işimiz bu değil tabii, hepimizin meşguliyetleri var. Provalara haftada bir 1-2 saat ancak ayırabiliyoruz. Semih hocayla provayı planlıyoruz mesela, Önder’i arıyorum, “bir masa var daha kapatmadım” diyor. Semra abla “ocakta yemeğim var” diyor. Midas’ın kulaklarını oynarken çocuklar vardı, “Akın amca yarın sınavımız var” diyorlar. Böyle zorluklarla bugünlere geldik.
Esas derdimiz köyde gençler gelsin, kötü alışkanlıklarla değil tiyatroyla uğraşsınlar. Bunu biraz “Midas’ın Kulakları”nda başarabildik. Çok şey kattı çocuklara. Antalya’ya turneye gittik, sokakta sanki Balıklıova mahalle içinde yürür gibi özgüvenliler. Pandemiden sonra biraz çekirdek kadroya sıkıştık, çok iştirak bulamadık ama bu sevdadan da vazgeçemedik.
 
Önder Kutlu: Ben balıkçıyım, aynı zamanda restorancıyım. Biraz da çiftçilik yapıyorum. Semih hoca sayesinde başladım tiyatroya. Muhtarla konuşmuşlar, ben de meraklıyım böyle şeylere, öyle girdik. Tiyatro sayesinde bakış açım değişti, insanları ölçme tartma adına daha net kararlar alabiliyorsun. Bazı roller yapışıyor insanın üzerine. “Rumuz Goncagül”de pezevenk rolü oynamıştım. Köyde “pezevenk yukarı pezevenk aşağı” diye çağırdılar. İkinci oyunda kral rolü oynadım, dedim unuturlar artık, kral derler. Olmadı, pezevenk kral demeye başladılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.