Fransa kıyılarında Antik Teos mermeri

0 Paylaşım

Patrick Lagrou Belçikalı bir tarihçi, yazar. Teos mermerleri ve Teoslu şair Anakreon üzerine araştırma yapmak için yolu buralara düşmüş. Kendisiyle tanıştık, o bizi, biz onu sevdik. Ülkesine döner dönmez, sağ olsun, “Seferi Keçi” için Fransa açıklarındaki Teos mermerleri batığının hikâyesini yazdı. Fotoğrafta görüyorsunuz, 31 metre derinde kuzu gibi yatıyorlar. Dalgıç da Patrick Lagrou’nun kendisi.

Çeviren: Emrah Sekendiz

 

Bu batık, doğudan batıya neredeyse tüm Akdeniz’i boydan boya kat etmişti. Üstelik, ilk kez deniz dibinde bu tür mermer taşıyan bir batık bulunuyordu. Africano mermeri taşıyan bir batığın keşfi aynı zamanda bu mermerin Roma döneminde kullanılan en pahalı mermerlerden biri olması açısından da önemliydi.

 

Dramont Burnu’nun açığında denizin dibinde yatan üç koca mermer kütlesi, dalgıçların sualtını keşfetmeye başladığı 1950’lerden itibaren alışıldık bir görüntü olmuştu. Dramont Burnu, Fransız Rivierası’nda Cannes’la St. Raphael arasında kızıla çalan rengiyle bilinir. Hemen açığındaki küçük Ile d’Or (Altın Ada) ve üzerindeki Kuzey Afrika kulesi kalıntıları, bu sahilin tipik manzaralarından biridir.
Tam bu adacığın yakınında, 31 metre derinlikte bu üç mermer blok, bölgedeki deniz kazalarının çoğunun sebebi olan dev su altı kayasının 50 metre kadar ötesinde öylece yatıyor. Kayanın su yüzeyinin bir metre kadar altındaki jilet keskinliğindeki tepesi, yüzyıllar boyunca birçok geminin gövdesini parçaladı. Bu gemilerin arasında amfora taşıyan çok sayıda Yunan ve Roma gemisi de vardı. Bu yüzden günümüzde Dramont Burnu dünyadaki tüm sualtı arkeologları arasında ünlü bir yerdir.
Ne var ki bu bilim insanlarının hiçbiri, insan yapısı olduğu su götürmez bu mermer bloklarla ilgilenmedi. Görmezden gelme sebeplerinden biri, hemen yakınlarda bulunan modern bir taş ocağıydı. Herkes, bu üç bloğun bu ocaktan çıkma esterelit mermeri olduğunu düşünüyordu. Yüz yıl kadar önce, ocak yeni kurulmuşken batan bir nakliye gemisine ait olduğunu sanıyorlardı.

Dramont burnu kızıl kayalarıyla (altta) ve karşısındaki küçük Ile d’Or Adasının üzerindeki eski kuleyle (üstte) meşhurdur. Oklar, buruna ve adaya göre, Teos mermeri batığının yerini gösteriyor.

 

 

 

Hatta 1970 ve 80’lerde bölgedeki en güzel amfora kalıntılarını bilimsel yöntemlerle çıkaran o zamanın genç amatör arkeoloğu Jean-Pierre Joncheray bile taşlarla ilgilenmemişti.
1981-91 arasında Fransa’nın Akdeniz sahillerinde daha çok mermer kalıntıları bulundu. Yükler genellikle bloklar, küçük sütunlar ve kaideler şeklindeydi. Hepsi aynı döneme aitti ve aynı yerden geliyordu: Birinci yüzyılda, Kuzey İtalya’daki Carrara’dan.
Bu batıklardan birinde, Saint Tropez A Batığı’nda tamamı koca kaidelerden oluşan yük denizden çıkartılmış, hatta daha sonra çıkartılan bu kaideler Joncheray’ın yaşadığı Fréjus’ta iki sütunun kent meydanına dikilmesinde kullanılmıştı.
Günün birinde bu sütunları inceleyen Joncheray kaidelerin dış yüzeylerindeki çok sayıda deliği gördü. Bu deliklerin genişliği bir santimetreden fazlaydı ve derinlikleri de neredeyse 10 santimetreyi buluyordu. İçlerine kolaylıkla parmak giriyordu. Bu delikler litofaj denilen bir tür taş-yiyen deniz solucanının işiydi. Yumuşak bir taş olan mermer bu tuhaf deniz canlılarına kolayca av olurken, granit ve porfir gibi daha sert taşlar kurtuluyordu.
Amatör arkeolog, o anda Dramont Burnu’ndaki mermerlerin gravyer peyniri gibi, deliklerle dolu olduğunu hatırladı. Bu delikler yüzünden mermerlerin esterelit olamayacağına karar verdi çünkü bir tür porfir olan esterelit, litofajların yiyebildiği taşlardan değildi.
Ertesi gün Joncheray yanına bir keski, bir de çekiç alıp mermer bloklara daldı. Aletlerin yardımıyla bloklardan birinin köşesinden bir numune aldı. Dışarıya çıkınca numunenin üzerine damlatılan bir kaç damla sirke, taşın porfir değil başka bir kalsiyum-karbonat mermeri olduğunu gösterdi.
Joncheray müthiş bir keşif yapmıştı. Daha önce Fransa kıyılarında hiç bu kadar büyük mermer bloklar bulunmamıştı. Ama esas büyük sürpriz bir yıl sonra gelecekti.
1992’de amatör arkeolog mermer blokların olduğu bölgede sualtı kazıları için izin almayı başardı. Yazın bir ay kadar süren çalışmaların sonuçları muhteşemdi.
Üç mermer bloğun yakınında, ince bir kum tabakasının altında büyük bir ağaç gemi gövdesinin alt kısmını buldular. 16 metre uzunluğunda ve 4 metre genişliğindeydi. Geminin antik çağlardan kalma olduğu şüphe götürmezdi. Bu parça, ancak bu blokları taşıyan gemiye ait olabilirdi.
Geminin yaşam alanında birkaç parça kırık seramik buldular: Bir iki amfora, bir leğen, bir sürahi ve bir de yağ lambası. Bunlara ve geminin mimarisine bakarak geminin MÖ 50 yılından, İmparator Claudius zamanından kalma olduğunu oldukça büyük kesinlikte saptadılar.
Bu arada üç bloğun boyutlarını da ölçtüler. Uzunlukları 2,20 ile 3,80 metre arasında değişiyordu, enleri 1 metre kadardı ve üçünün toplam ağırlığı 23 tondu. Konuyla ilgili herkes, hâlâ mermerlerin Güney Fransa’daki Carrara bölgesinden geldiğini sanıyordu.
Derken bir kaç tuhaf olay oldu. Tayfaların kişisel eşyaları arasında bakırdan yapılmış, zarif bir kobra figürü vardı. Bu, doğulu bir kökene işaret ediyordu.
Yine geminin kalıntılarının yakınında arkeologlar birkaç yüz kilo zımpara taşı buldular. Elmastan sonra en sert malzemelerden biri olan bu mineral, antik çağlarda mermeri cilalamakta kullanılıyordu. O dönemde zımpara taşı Nakşa (Naxos) adasındaki ocaklardan çıkarılıyordu. Son olarak, aşağı yukarı aynı miktarda yine mermer işlemede kullanılan ponza taşlarından bulunmuştu. Bu taşlar da Sicilya yakınlarındaki Lipari adalarından geliyor olabilirdi.
Joncheray aniden geminin zannettiklerinden çok daha uzak bir yerden geliyor olabileceğinin farkına vardı. Belki mermerler de uzaktan geliyordu. Alınan numuneler bu konuda uzman bir kuruluşa gönderildi ve gelen yanıt şaşırtıcıydı: Mermer sanıldığı gibi beyaz Carrara değil, kırmızı-beyaz lekeli, koyu gri bir mermerdi. İngiliz arkeolog Michael Ballance’ın 1966’da Seferihisar-Teos’taki Karagöl’de keşfettiği mermerin aynısıydı. Bu üç blok mermer, Rönesans döneminde “Africano” ya da MÖ 1. yüzyılda Roma’daki ismiyle, “Marmor Lucellum”du.
Joncheray, keşfinin önemini hemen fark etti. Bu, Batı Akdeniz’e Doğu Akdeniz’den mermer taşıyan ilk gemi enkazıydı. Bu zamana kadar Ege’den gelen mermer gemileri hep güney İtalya ve Sicilya’da bulunmuştu, çoğunun varış noktası Roma’ydı.


Bu batık, doğudan batıya neredeyse tüm Akdeniz’i boydan boya kat etmişti. Üstelik, ilk kez deniz dibinde bu tür mermer taşıyan bir batık bulunuyordu. Sicilya ve İtalya’da batan antik mermer gemilerinin yükü genellikle Marmara veya Thasos’tan gelen beyaz bloklar ya da Euboea atasından çıkan yeşilimtrak mermerler oluyordu. Africano mermeri taşıyan bir batığın keşfi aynı zamanda bu mermerin Roma döneminde kullanılan en pahalı mermerlerden biri olması açısından da önemliydi.
Sonuç itibarıyla Joncheray, Dramont I batığındaki mermerlerin Seferihisar-Teos bölgesinden geldiğinin şüphesiz olduğunu belirtiyor. Büyük ihtimalle Teos yakınındaki, günümüzde Karagöl denilen en büyük ocaktan çıkmaydılar.
Karada kısa bir yolculuktan sonra bloklar muhtemelen Teos’un güney limanından gemiye yüklenmişti. Ardından Ege’yi geçen gemi Nakşa’ya uğrayıp zımpara taşı yüklemişti. Gemi rotasını izlemeye devam etti, Sicilya’yı geçti ve Lipari adalarında yine limana uğrayıp bu sefer de ponza taşı yükledi.
Tiren Denizi’ni aştıktan sonra Galya kıyılarına erişen gemi, Dramont Burnu’na kadar açıktan sahili izledi. Geminin kaptanı burada büyük bir hata yaptı, gemisini adacığa fazla yaklaştırdı ve suyun altındaki devasa kayanın sivri ucu gemiyi deldi. Akdeniz’in suları geminin ambarlarına hücum etti, gemi alabora oldu ve taşıdığı mermer bloklar derinlere doğru süzülürken gemi de onları izledi.
19 yüzyıl boyunca burada durdular. Üç mermer blok ilk modern dalgıçlar tarafından hemen keşfedilse de önemleri anlaşılmadı. Ancak 40 yıl sonra konuşup hikâyelerini anlatabildiler. Sonunda bize antik dönem gemiciliği hakkında güzel bir öykü verdiler. Ne yazık ki varamadıkları limanın hangisi olduğunu herhalde asla bilemeyeceğiz.

Mermer blokların Teos yakınlarındaki Karagöl’de bir zamanlar işletilen ocaktan çıktığı sanılıyor (üstte).
Mermerler büyük olasılıkla Teos’un güney limanından yüklenmişti (altta).

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir