Olcay Ormankıran ile İzmir bisiklet rotaları ve ’Az Bilinen Antik Kentler Turu‘ üzerine

0 Paylaşım

Olcay Ormankıran İzmir’de 2005 yılından beri pek çok dernek, topluluk ve platformda gönüllü görev almış ve 2012 yılından beri devam eden “Az Bilinen Antik Kentler” (ABAK) bisiklet turunu başlatan bisikletçi. Her yıl 23 Nisan’a denk getirdikleri üç dört günlük turda bir araya gelen 120 bisiklet sevdalısı, İzmir civarındaki adı pek duyulmamış antik kentleri geziyorlar. Birlikte kamp yapıyorlar; tecrübelerini paylaşıyor, dostluklar kuruyor, yeni projeler üretiyorlar. Bir de gelenekleri var; her 23 Nisan’da bir köy okulunu hediyelerle ziyaret edip, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını köy çocuklarıyla birlikte kutluyorlar. Olcay Ormankıran ABAK’ı organize etmek için hem kafa yorup hem pedallarken, İzmir ve civarındaki bisiklet rotalarına epeyce hâkim olmuş. Biz de kendisinden bu birikimini bizle paylaşmasını, oluşturulmasına katkıda bulunduğu EuroVelo İzmir rotasını anlatmasını rica ettik.

– İzmir’de bisiklet rotalarını belirlemek ihtiyacı nasıl doğdu?
Olcay Ormankıran: Aslına bakarsanız İzmir’de bir bisikletçi için çok fazla rota sıkıntısı yok. İzmir’in en büyük avantajı şehirden çıkıp çok hızlı bir şekilde kırsal alana (trafiğin daha az olduğu rotalara) ulaşabilmek. Narlıdere’den çıkıyorsun yukarı dağlara doğru, Menderes’e de inebilirsin, devam edip Gödence üzerinden Seferihisar’a da ulaşabilirsin ya da istersen Güzelbahçe’ye geçebilirsin. Aynı şekilde Karşıyaka’dan ya da Bornova’dan Yamanlar’a çıkabilirsin öbür tarafa Emiralem’e, Manisa tarafına inebilirsin. Buca’dan Nif’e tırmanabilirsin. Şehrin merkezinden çıkıp yarım saatte keyifli bir güzergâha ulaşma şansınız var yani.
Nitekim ben 2005 yılında bisiklete başladığımda İzmir’de bisiklet rotaları tamamen keyfiydi, insanlar kendi bildikleri, keşfettikleri yerleri geziyordu, hiçbir resmiyeti yoktu. Daha çok sadece hafta sonu bisiklete binen insanlar vardı. Havalar güzelse deniz kenarı olan yerlere gidiliyor ya da dağlara çıkılıyordu. Bisikleti bu anlamda sosyalleşme amacıyla kullanan bir avuç insandık. Yaş ortalaması da yüksekti, 45-50 gibiydi. Ondan sonra dernekler ve topluluklar kuruldu, yavaş yavaş insanlar arasında gezilen görülen yerler hakkında paylaşımlar da arttı.
Bir rotanın değerli olduğunu ise, özellikle “Gökova Pedallarımın Altında” turuyla fark ettik. Orası 2007 yılında Türkiye’de tur düzenlenen ilk rota oldu ve bisikletçiler için bir çekim merkezi oldu, Türkiye’deki tüm bisikletçiler orada buluşur hâle geldi. Bir rotanın ne kadar değerli olduğunu öyle anladık. Çünkü orada ne vardı? Bir tarafım deniz, bir tarafım dağ. Bir yeri ıskalamadan çok güzel turistik yerlerden geçebiliyorsun, çok güzel plajlarda yüzebiliyorsun. Ve bunu birlikte, ortak bir kültürü oluşturacak şekilde yapıyorsun. İzmir bu anlamda da avantajlı. Oradaki ve daha sonra katıldığım Karya Bisiklet Turu ve Burdur Durgun Sulara Yolculuk turlarındaki deneyimlerle niye İzmir’de bir tur yapmayalım fikri oluştu kafamızda. Başka şeylerle de birleşince “Az Bilinen Antik Kentler” turu fikri ortaya çıktı.

– Kaç yılında başlamıştı?
– 2012’de. 2010 yılında 10 kişiyle bir beta turu yapmıştık. Resmi değildi, sadece arkadaş çevremle yapmıştım. 2012’de ilk duyurulu resmi turu yaptık. Pandemi nedeniyle ara vermek zorunda kalmasaydık bu yıl dokuzuncusunu yapacaktık.

– Yıllar içinde yeni rotalar eklendi herhalde?
– Evet. Rota çıkarmak için özel bir çaba harcıyorsun. Sadece bisikletle gidilecek bir yol tespit etmek değil söz konusu olan. Şurayı görelim, burada denize gireriz, şurada yemek yeriz, burada bunu yaparız… Rotanın önemini bisiklete bindikçe ve bunu daha organize hale getirdikçe anladık. Antik kentler turunu yaptığımız zamanlarda EuroVelo denen organizasyonla tanıştık. EuroVelo Atina’ya kadar geliyordu. Turistler Türkiye’yi bizden daha iyi bilir deriz ya, EuroVelo rotasına dahil olmamışken de hızını alamayan pek çok yabancı bisikletli geliyordu. Rota Türkiye’ye devam etsin istiyorlardı. Bununla ilgili bir takım toplantılar oldu. EuroVelo’yu öğrendik. Antik kentler turu için çıkardığımız rotalar EuroVelo için biçilmiş kaftandı. Çünkü amaçladığın yollar, gezdiğin rotalar zaten bu doğrultuda. Bizim oluşturduğumuz rotalar çok uyumluydu.
Daha en başında diyorduk ki, 2012’de ilk tura gelen arkadaşlar bilirler, biz bu rotaları öyle yapalım ki, bizden sonra yapılacak projeler için hazır bir altyapı oluşturmuş olalım. 2015’teki Efes-Mimas tematik rotaları fikri ortaya çıktığında, Belediye yürüyüş rotalarını yürüyüş gruplarıyla ve dağcılık kulüpleriyle yaparken, bisiklet rotalarını da bisiklet topluluklarıyla yaptı. Doğal olarak biz de onun içine dâhil olduk ve hazır rotalarla gittik. Çok hızlı bir şekilde Efes-Mimas bisiklet rotaları adı altında 15 rota oluşturduk. Rotaların içine Çeşme-Selçuk güzergahında bir de EuroVelo öncelikli bir rota ekledik.
Belediyenin dış ilişkileriyle gelişen süreçle birlikte EuroVelo fikri daha perçinlendi. 2017 yılında Dikili-Çeşme-Selçuk hattına EuroVelo için bir dosya hazırlamak üzerinden resmi bir proje başladı. Onun içine de dâhil oldum. Rotayı hazırladık. Zaten güney kısmı Efes-Mimas Bisiklet Rotası ile az çok belliydi, ufak değişiklerle güncelledik. Kuzey kısmında da Dikili, Bergama, Aliağa, Foça, Kuş Cenneti taraflarından İzmir’e uzanan bir rota yaptık. İzmir’den Güzelbahçe üstünden Urla, Ildır, Çeşme, yine Urla’nın köylerinden geçerek Sığacık, Seferihisar, Ürkmez, Gümüldür, Özdere, Ahmetbeyli deyip İzmir’in en güneydeki ilçesi Selçuk’ta sonlanan bir rota ortaya çıktı. Böylece Efes gibi çok önemli bir antik kentte bitmiş oldu rota ve UNESCO Dünya Mirası Listesindeki iki kenti Efes ve Pergammon antik kentlerini birleştirmiş olduk.
Bizim bu rotayı belirlerken kaygılarımızdan biri de yerel kalkınmaydı. Onu düşünerek yakınından geçtiği bütün köyleri dâhil eden bir rota çıkardık. Yüze yakın köyden geçiyor rota.

– Bu rotanın İzmir’in merkezinden geçişi nasıl? Rahat bir geçiş mümkün mü kent içi ulaşımı bakımından?
– Kent merkezindeki rota olarak Mavişehir’den sonrasını sayabiliriz, çünkü oradan öncesi Kuş Cenneti’nden geliyor, kırsal gibi bir bisiklet rotası var. Karşıyaka, Alaybey, Tersane, Bayraklı rekreasyon alanı ve sonra Alsancak. Alsancak Limanı Belediyenin İzmir içinde yaptığı bisiklet rotalarının sıkıntılı noktası. Orada hâlâ birbirine bağlanamıyor. Ama bildiğim kadarıyla Devlet Demiryollarıyla yapılan bir proje ile burası da bağlanacak. Sonrası Alsancak Kordon, Konak, Güzelyalı sahil bulvarı, İnciraltı Kent Ormanı’na kadar devam ediyor. Güzelbahçeşde bile neredeyse rekreasyon alanının içinde ilerleyen bir rota…
EuroVelo’nun yaygın olduğu Avrupa şehirlerine baktığımızda ise, adamların sıfırdan yeni rota yapmak gibi bir dertleri olmadığını görüyoruz. Zaten her şehrin bisiklet rotası var ve diğer şehirle sınırında rota devam ediyor. EuroVelo bir tek şunu yapmış, belli rotaları anayol olarak belirlemiş. Bu rotalardan giderseniz şuraya ulaşırsınız demiş. Ama aslında onların her yere ağ gibi yayılmış bisiklet rotaları var.

– Biraz da kentte günlük yaşamda bisiklet kullanımına değinelim. İşe rahatlıkla bisikletle gidip gelmek sorun mu bisikletçiler için?
– Benim evim biraz yokuş ama yine de pek zorlamıyor. Azcık erken kalkmam gerekiyor, bunda zorlanıyorum. Toplu taşımayla biraz yürümem gerektiğinden yaklaşık aynı sürede gidebiliyorum. Çok büyük avantajları var bisikletle ulaşımın. Evden çıkar çıkmaz ulaşım aracınızdasın. İstediğin yoldan, istediğin yerde istediğin kadar durarak gidebiliyorsun. Bir de şunu öğrendim, iş kazalarının çoğu sabah saatlerinde, insanlar henüz tam olarak ayılmadan işe başlamışken gerçekleşiyormuş. Bisikletle gitmişsen çakı gibi oluyorsun. Ben işe her bisikletle gittiğimde öyle hissediyorum kendimi.
Kentte günlük hayatta bisiklet kullanımında bisiklet yolları ve rotalar kadar entegrasyon da önemli tabii. İzmir’de evvelden beri vapuru kullanmak mümkündü. Metronun ve İZBAN’ın bisikletliler tarafından kullanılabilmesi için çok eylem yaptık bisiklet toplulukları olarak ve bu hakları elde ettik. Başlangıçta belli saatler vardı, ekstra para ödüyordun, bisikleti merdivenlerde sırtında indirip çıkarıyordun. Şimdi her saat binebiliyorsun, ekstra ücretler de kalktı. Merdivenlerde taşıma kanallarının daha işlevli olması lazım, kullanışlı değil. Asansöre ise hâlâ izin verilmiyor. Orada bir inat var ama o da kırılacak eminim, çünkü çok anlamsız. Özellikle tırmanışlı hatlarda, Bornova’nın Buca’nın belli hatlarında bisiklet taşıma aparatları olan otobüsler de var ayrıca. Bu entegrasyon giderek iyileşiyor.
Şehir merkezinde yaşayanlar bunu çok iyi bilir, ulaşımda o kadar zaman ve kaynak kaybediyoruz ki. Geçenlerde öğrendiğim bir şeyi paylaşayım, İstanbul’un trafik sıkışıklığından kaynaklı her sene 6 milyar lira ekstra para harcaması gerekiyormuş. Bunun dünyadaki tek çözümü belli, bisiklet. İzmir’in iklimi ve coğrafyası hem bisikletli turizm için hem ulaşım için hem de spor faaliyetleri için çok uygun. İzmir, kentin ulaşım sorununu bisikletle çözdüğünde ve doğru bir tanıtımla bunu turistik bir etkinlik için değerlendirdiğinde, çok büyük bir şey başarmış olacak. Turizmde kurtarıcı, çevrede kurtarıcı, sağlık açısından kurtarıcı, ulaşımda kurtarıcı… İzmir’in kurtuluşu bisiklet sayesinde yani…