Haritaları üst üste bindirmek

0 Paylaşım

Ekolojik bakış açısı dediğimiz de bu değil mi? Haritaları üstüste koyarak tercih yapmak, karar vermek, politika belirlemek. Hükümetin haritası ise çöl gibi görünen bir ülkedeki madenlerden ibaret. Bugün ülkenin en verimli tarım arazilerini taş ocaklarıyla delik deşik eden, ülkenin derelerini inşaatçılara peşkeş çekerek ovalarını, hayvanlarını, köylerini susuz bırakan da bu tek boyutlu bakış açısı.

Çocukken en sevdiğim kitap atlastı. Rengârenk bayraklarıyla ülkeler, renkli renkli her biri keşfedilmeyi bekleyen büyüklü küçüklü haritalar, ırklar, diller, dinler, yeryüzü zenginlikleri, yeraltı zenginlikleri, dağlar, ormanlar, göller, nehirler…
Her birinin bir haritası vardı.
Dünya devletlerini tek tek bilirdim, bayraklarıyla… Benim çocukluğumda ülke bayraklarına sarılı çikolatalar da vardı. Çikolatasını yer, kâğıdını saklardım. Böylece tatlı bir bayrak koleksiyonu yapmıştım.

Türkiye’nin haritaları

Türkiye ise, doğal olarak atlaslarda daha geniş yer kaplardı. Pastel renklerin bir araya geldiği idari coğrafya haritasında o günlerde 67 il vardı. Aynı renklere boyanmış iller arasında bir ilişki kurmaya zorlardım kendimi. Oysa gelişigüzelmiş. Sonra Türkiye’nin yedi bölgesini gösteren harita vardı. Her biri ayrı renk. İç Anadolu sarı olurdu hep nedense. Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nin “Bölge” diye ayrıştırılmadığı yıllardı.
Bir de dağları, ovaları, nehirleri göstereni vardı. Suni renklerin olmadığı, sınırlarla parçalanmamış olanı. Batı’dan Doğu’ya, yeşilden kahvenin her tonuna dağılan renklerin içinde irili ufaklı mavi lekeler ve çizgilerle… Dağlar, ovalar, göller, nehirler…
Atlaslarda iki sayfaya yayılan üç büyük haritaydı bunlar.

Benim küçük haritalarım

Benimse ilgimi aşağıdaki küçük ve konseptlerine ayrılmış haritalar çekerdi. 6-8 kadar olurdu bazen.
Biri iklimler haritasıydı mesela. Türkiye’nin en yüksek ve en düşük ısılarını gösteren ebruli haritalardı bunlar. En soğuk yer buz mavisi ile başlardı. En sıcak yerler kırmızı olurdu. Akdeniz hep sarılı kırmızılıydı mesela. Bir yağış haritası da vardı, ormanlarla birlikte. Bitki örtüsünün yeşille sarı arasında paylaşıldığı haritada Karadeniz Bölgesi seçilirdi en çok yeşiliyle, yağmuruyla.
Hayvancılığın gösterildiği, tarımın gösterildiği küçük haritalar olurdu bazı atlaslarda. Doğu Anadolu üzerinde inekler koyunlar gezerdi.
Yeraltı kaynakları haritasında ise üzerinde yaşadığımız toprakların altındaki zenginlikler elementlerin simgeleriyle yer bulurdu. Cr, Cu, Fe kısaltmaları bana nerede krom, nerede bakır, nerede demir var gösterirdi. Hatta her birisi için küçük metal kütle ikonları olurdu.

Madenden ibaret haritaya bakmak

Bu sonuncusunu yıllar yıllar sonra bir gün yeniden hatırladım, gözümde canlandırdım.
2007 yılıydı. Fortune Türkiye dergisi, şimdi cezaevinde bulunan Gazeteci Murat Sabuncu’nun Genel Yayın Yönetmenliğinde yayın hayatına başlamıştı. Dergi için dosya haberler yapmamı istemişti Murat. Metal maden fiyatlarının çok yükseldiği bir dönemdi ve bir maden dosyası hazırladım. Adını “Metal Yıllar” koyduğum dosya haberim için krom, altın, demir vb. maden piyasalarını incelemiş, üreticilerle görüşmüştüm. Hilmi Güler’in Enerji Bakanı olduğu o günlerde MTA’yı da ziyaret etmiş ve devlet-hükümet görüşünü de almıştım. Dönemin MTA Genel Müdürü Mehmet Üzer ile konuşmamı ise her zaman bir bakış açısı olarak anlatırım.
İktidarın liberallere göz kırpıp, Türkiye’nin yıkım yasalarını birer birer hayata geçirdikleri yıllardı. Bu yasaların (derelerin satışı, taş ocaklarının maden kapsamına alınması vs.) ülkeye nasıl felaketler getireceğinin farkında olanlar ise bir avuç “çevreci”ydi o günlerde.
MTA Genel Müdürü ise övünerek anlatıyordu.
“MTA 50 yıldır teknik çalışma raporlarını saklıyordu. 2003’ten itibaren bunların kullanımını özel sektöre açtık. Daha önce 200-250 metrede yapılan yüzey madencilikten 1000-1250 metrelerde yapılan derin madenciliğe geçildi ve daha büyük yataklara ulaşıldı. Bu sondajların anlamı da yeni keşifler yapmak ve Türkiye’nin bilinen ve ulaşılan maden potansiyelini artırarak bu alanları ruhsat alımlarına ve ihalelere açmak.”

Peki ya öbür haritalarda yaşayanlar

Sırtımdan akan soğuk terle birlikte gözümde çocukluğumun haritaları canlandı. Önce madenli olanı. Türkiye yalnızca o haritadan ibaret olsaydı, MTA Genel Müdürü haklı olabilirdi ama peki ya öbür haritalarda yaşayanlar ne olacaktı?
Mesela maden haritası ile tarım-hayvancılık haritasını üst üste koyduğunuzda hangisi öne çıkıyordu? Onun da üzerine ovaları, dereleri, gölleri, bitki örtüsü haritasını bindirdiğinizde ne olacaktı?
Çocukluğumda her biri birbirinden ayrı ülkelermiş gibi çizilmiş bu haritaları üst üste bindirirdim. Hepsini bir arada görebileceğim bir 3 boyutlu atlasım olsun isterdim hep.
Ekolojik bakış açısı dediğimiz de bu değil mi? Haritaları üstüste koyarak tercih yapmak, karar vermek, politika belirlemek.
Hükümetin haritası ise çöl gibi görünen bir ülkedeki madenlerden ibaretti. Bugün ülkenin en verimli tarım arazilerini taş ocaklarıyla delik deşik eden, ülkenin derelerini inşaatçılara peşkeş çekerek ovalarını, hayvanlarını, köylerini susuz bırakan da bu tek boyutlu bakış açısıydı.

Haritadan dere seç, HES yap

HES davalarının uzman avukatlarından Yakup Okumuşoğlu “Google Earth’den dere bulup HES projesi yapıyorlar” derken hiç de abartmıyordu. HES lisanslarının leblebi çekirdek gibi dağıtıldığı, bir dere üzerine, 30’dan fazla HES projelendirildiğine tanık oldu bu Anadolu. Öyle şuursuzlardı ki Antalya’nın Ahmetler köyünün eşsiz güzellikteki kanyonuna yapmayı arzuladıkları HES için yer tespiti bile yapma zahmetinde bulunmuyorlardı. Hükümet memuru valinin “ÇED gerekli değil” kararını verdiği HES inşaatı raporuna “yalnızca türbinin konacağı yeri belirlediklerini, ancak topoğrafik koşullar yüzünden suyun taşınacağı kanal ya da tünelin geçeceği güzergâhı tespit edemediklerini” yazma cesaretini gösterebiliyordu. Yani tam da akarsular haritasına bakıp HES konduruyorlardı. Oysa oradaki bitki örtüsü, tarım, ziraat, turizmi üst üste koyduğunuzda, HES’in değeri “sıfır”dı.

Üç boyutlu atlas

Aynı şekilde zeytinlikleri, meraları her türlü kullanıma açmak da, beşeri coğrafya haritalarını yok saymaktır. Bugün bir atlas yapsaydım, beşeri coğrafya haritalarını da detaylandırırdım. Kaç kadın tarımla uğraşır? Kaç tarihi yer, kültürel miras vardır? Kaç çocuk köyünde eğitim alır? Ve kaç ailenin yaşam alanıdır bu topraklar?..
Bizim bütün haritaları üst üste bindirmiş üç boyutlu bir atlasa acilen ihtiyacımız var.
Bir metrekarede var olan, yaşayan toprak, su, hava, bitki, hayvan, insan, tarih, kültür, tarım, hayvancılık, turizm, madenleri aynı anda görebilmeliyiz.
Ve çocuklarımıza geçmişten alınan mirasın gelecek nesillerin emaneti olarak neden korunması gerektiğini göstermeliyiz.

Yazar: Melda Onur

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir