Sofia Kapsourou ile tiyatro, Seferihisar ve kardeşlik üzerine: Sanatla köprüler inşa etmek

Geçen hafta küçük bir tatil için Samos’taydım. Samos Türkiye’ye en yakın Yunan adalarından. Mesafe yakın, duygular yakın… Bizi birbirimize bağlayan o kadar çok şeye şahit oldum ki üç gün boyunca. Ama bir o kadar zıtlık da var düşündüren. Mesela Adanın Türkiye’ye en yakın noktalarından Psili Ammos’ta, kıyıdan biraz açıkta küçük bir kaya parçasına Yunan bayrağı dikmişler, nispet olsun diye herhalde. Bizi ayıran şeyleri gözümüze gözümüze sokma huyu bizim politikacılarda da var, en az bir o kadar.

Bu duygularla Seferihisar’a döndüm. 18. Tiyatro Buluşması yeni başlamış, Türkiye’nin dört yanından tiyatrocular “Hayal gücü iktidara” şiarıyla bir araya gelmiş. Yunanistan’ın önde gelen tiyatro sanatçılarından, oyuncu ve eğitmen Sofia Kapsourou da bu yılki konuklar arasındaydı. Bu duygumu onla paylaşmak, bir sanatçı olarak onun fikrini öğrenmek istedim. Türkiye’ye daha önce birçok kez gelen, hatta daha önce Tiyatro Buluşması’nda bir ödül alan Kapsourou ile Seferihisar’daki tiyatro buluşmasından Türk-Yunan dostluğuna, sanatsal üretiminden Orhan Veli’ye uzanan samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Sofia merhaba, hoş geldiniz. Daha önce pek çok kez Türkiye’ye geldiniz. Geçen yıl yine Tiyatro Buluşması için Efes Selçuk’taydınız. Başka etkinlikler için İstanbul’da bulundunuz. Türkiye’yle aranızda tiyatro üzerinden oluşmuş özel bir bağ olduğunuz söylemek yanlış olmaz sanırım. Bu doğru mu? Bu bağı sizin için özel kılan ne? Seferihisar’ın ve genel olarak Türkiye’nin tiyatro atmosferini nasıl buluyorsunuz?

– Sofia Kapsourou: Merhaba. Evet, bu çok doğru. Bunun için minnettarım ve hayat beni Türkiye’ye, İstanbul’a, Efes Selçuk’a ve Seferihisar’a getirdiği için kendimi kutsanmış hissediyorum. Türkiye’ye ne zaman gelsem, kendimi anavatanımda, kendi memleketimde gibi hissediyorum. Bunu 2023’te ilk kez İstanbul’a geldiğim ilk andan itibaren hissettim. İstanbul Devlet Tiyatrosu beni bir kadın oyun yazarı olarak Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Festivali’nde Yunanistan’ı temsil etmem için davet etmişti. İlk geldiğimde, öğleden sonra saat 5 civarıydı, Kasım ayıydı ve güneşin batışını gördüm. Güneşin rengi eşsizdi, kırmızıya çalan o altın rengi, o turuncu. Kendi kendime, “Tamam, gözlerini aç, kalbini aç, çünkü hayat sana bir hediye verdi” dedim. “Şu anda dünyanın başka hiçbir yerinde göremeyeceğin bir şey görüyorsun.” Şimdi de biliyorum, turuncu rengin diyarında, Seferihisar’dayım.

Türkiye bana hep hayatın bir armağan olduğunu hatırlatıyor. Burada sahne aldığımda, Türk sanatçılarla tanışıp arkadaş olduğumda, her yıl daha fazla arkadaşım olduğunda ve daha da büyüyen bir aile edindiğimde şunu fark ediyorum; tiyatroya olan tutkum tiyatro bilgimi aşacak denli çoğalıyor.

Biliyorum ki bu topraklar muazzam bir tarihe sahip. Evet, bu tarih kandan ve mücadeleden doğmuş, çünkü hayatta bir şey kazanmak istediğinizde mücadele ve kan vardır. Ama bu kan aynı zamanda tutkudur. Ben bu yönünü görüyorum Türkiye’ye baktığımda.

Sofia Kapsourou “Karaiskakena Efsanesi” adlı oyunuyla sahnede.

Halkların kalbinde ayrılık yok

İstanbul’da Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Festivali’nde “Karaiskakena Efsanesi” adlı oyununuz sahnelendi. Bu nasıl bir deneyimdi sizin için? Bildiğim kadarıyla oyununuz “bir kadının savaş karşıtı şarkısı” olarak tanımlanıyor. Bu tema Türk izleyicisinde nasıl bir etki yarattı?

– Evet, yönetmenliğini Dimitris Karadias’ın, yapımcılığını Vault Theatre Plus’ın üstlendiği “Karaiskakena Efsanesi” adlı tek kişilik oyunumu sahneledim. Bu oyun, Yunan bağımsızlık savaşında çok popüler bir general olan Georgios Karaiskakis’in annesinin hikayesini anlatıyor. 200 yıl önce yaşamış bir karakter. Ben anneyi oynadım. Annesi bir rahibeydi. Ama tuhaf bir rahibe. Çok sıra dışı bir, topluma sığmayan, özgür ruhlu bir kadındı. Kendisini ve çocuğunu çağın şiddetinden korumaya çalıştı. Bu hikâyede ben kahramanların köklerine, onları doğuran kadınlara dikkat çekmek istedim.  

İstanbul’da Türk izleyicisinin önünde oynadığım o gece, şimdiye kadar yaşadığım en iyi gecelerden biriydi. Büyük bir kucaklaşmaydı. Seyirci nefesini tutmuş gibiydi. Sahnede “bu insanlar nefeslerini nereye saklıyorlar” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Anlatmak istediğim her şeyi anladılar, her şeyi hissettiler. Oyun sonrası yaptığımız sohbette de bunu gördüm. Türkler ve Yunanlar olarak bizi ayıran şeylerin siyasetin oyunu olduğunu, geçmişe ait olduğunu, halkların kalbinde ayrılık olmadığını hissettik hep birlikte.

Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Festivali’nde “Karaiskakena Efsanesi” adlı oyun sonrasında tiyatrocularla söyleşide.

Bir askerin hikâyesiyle bu duyguyu vermek bir tezat olmuş, öyle değil mi?

Evet, sonuçta sizin insanlarınızı öldürenler karşı tarafın askerleri. Karşı tarafın ölen insanları ve acıları var. Tüm bunların doğurduğu tezat söylemek istediğim şeyi saklanmadan söyleme imkânı verdi. Ben bu hikâyeyi kendi hikâyemi bulmak için kullandım aslında, çünkü aynı denizi, aynı rüyaları, aynı çabayı ve aynı antik tarihi paylaşıyoruz. Bizi ayıran tek şey dil ama o da bir engel değil, kendi dilinizi daha iyi öğrenmek için bir fırsattır, büyük bir zenginliktir.

Belki bir de din?..

– Evet ama eğer insanları seviyorsanız, kendinizi seviyorsanız, din her yerde aynı şeyi söyler.

Sanatın gücü ve dostluk köprüleri

– Ayrılıkların politikanın oyunu olduğunu söylediniz. Politikanın gerginlikleri devam ediyor. Buna karşı sanatın Türk ve Yunan halkları arasında gerçek bir köprü kurabileceğine inanıyor musunuz? Sanat bunu başarabilir mi?

– Bunu başarabilecek tek şey sanattır. Evet, sadece sanat. Politikacılar bunu biliyor ve bu yüzden sanattan korkuyorlar. Özellikle tiyatrodan… Çünkü tiyatro aklın, kalbin ve ruhun birleştiği yerdir. Tiyatro duyarlı, hassas, uyanık ve aklıyla kalbi arasında bir akış olan insanları çoğaltır ve hiçbir iktidar uyanık halk istemez. Bu yüzden sanat, inşa edebileceğimiz tek sağlam köprüdür. Seferihisar’daki bu Tiyatro Buluşması, sanat aracılığıyla insanları birleştirebileceğinizin kanıtıdır.

– Bu köprüyü kurmaya odaklanan başka projelere dahil oldunuz mu?

Avrasya Tiyatro Birliği’nin bir üyesiyim ve Yunanistan’ı bu birlik içinde temsil ediyorum. Geçen yıl İstanbul’daki toplantıda Türkiye, Ukrayna, Romanya, İtalya, Malta, Kosova, Makedonya, Kıbrıs, Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan’dan sanatçılarla tanıştım. Bu birlik sayesinde çok uzak milletlerden insanlarla bile birleşme gücünü deneyimledim. Bu birliğin de kökü Türkiye’ydi. Bu davet, Türk sanatçı Kubilay Erdelikara sayesinde geldi. Bu yüzden ne zaman “Türkiye” desem, kalbimin yarısını değil, tümünü veriyorum.

Tiyatro atölyesi ve genç tiyatrocularla bağlar

– Tiyatro Buluşması’nda antik tragedyalar üzerine bir atölye çalışması yaptınız. Buradaki genç oyuncuların ilgisi nasıldı?

Bu ikinci deneyimim oldu. Geçen yıl Efes tiyatrosunda çalışmıştık. Her ikisinde de yaşadıklarımı tarif edecek kelime bulamıyorum. Katılımcılar profesyonel Türk oyuncular, drama okulu öğrencileri ve lise öğrencileriydi. Tiyatronun çok ama çok eski ve ne kadar eski olursa o kadar yeni doğmuş olduğunu hatırlatmak için bir buçuk saatimiz vardı.

Türk oyuncularla çalışmak olağanüstüydü. Çok açık ve çok isteklilerdi. Antigone ve Medea üzerine konuştuk, ardından doğaçlamalar yaptık. Onlara yalnızca metinle değil, kendi hayatlarıyla da bağ kurmayı önerdim. Atölye çalışmamda katılımcılardan antik trajedinin temasıyla ilgili olan, ama sevdikleri Türkçe şarkıları söylemelerini istedim. Onlardan kalplerini açmalarını ve bize kendi kişisel hikâyelerini anlatmalarını istedim.

Türk sanatçılara hayranlık duyuyorum, çünkü bir bağlantı kurmaya susamışlar ve kendilerini açıyorlar. Katılımcılardan biri bana şöyle dedi: “Sayende koronun anlamını anladım. Neden var, neyi temsil ediyor, şimdi biliyorum.” Bu, bir sanatçının duyabileceği en değerli teşekkürlerden biridir. Atölyeler benim için her zaman yeniden doğuş anlarıdır.

18. Tiyatro Buluşması’nda Seferihisar’da genç tiyatrocularla atölye çalışması.

Müzik, şiir ve ortak duygular

– Tiyatronun yanı sıra müzikle de ilgileniyorsunuz. Tiyatro ve müzik birbirini nasıl besliyor?

Sofia Kapsourou: Tiyatro müziktir çünkü tiyatral dilde ritim her şeydir. Yabancı dilde bir performansı anlamasam bile ritmi ve titreşimi hissedebilirim. Öte yandan müzik de bir tiyatrodur, çünkü her şarkı her melodi bir hikâye anlatır ya da anlatmalıdır. Müziğin tercümeye ihtiyacı olmayan evrensel bir dili var. Ben yönetmenlik yaparken müzik her zaman oyunlarımda ana bir rol oynar, adeta sahnede bir oyuncudur, hatta bazen en güçlüsü. O sahnede bir varlıktır, dinlemelisiniz, sessiz kalmalısınız. Müziğin parlamasını sağlamalısınız çünkü müzik sizi parlatır. Ben sizin de Yunan halkı gibi müziğe tapan, hayatını müzik aracılığıyla yaşayan insanlar olduğunuzu biliyorum.

Ve şiir tabii. Ben bir söz yazarıyım. Şiir her zaman merkezimde. Benim için tiyatro ve müziği buluşturan da şiir olmuştur.

Bir şey daha söyleyeyim. Tiyatro ve müzik çalışmalarımda bana ilham veren, etkilendiğim sanatçılardan biri de Nâzım Hikmet’tir. Babam sayesinde dört yaşımdan beri onun şiirleriyle büyüdüm. Nâzım Hikmet beni bugünkü ben yapan üç şairden biridir. Bu yıl Tiyatro Buluşması’nda bir başka şairinizle tanıştım, Orhan Veli. Onun şiirlerinden esinlenen bir performans izledim ve onu keşfettiğim için yeniden doğmuş gibi hissettim. Bazen sadece şiirin bize hak ettiğimiz hayatı verebileceğini hissediyorum.

Sofia Kapsourou 17. Tiyatro Buluşması’nda Efes Selçuk’ta Uluslararası Başarı Ödülünü Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel’in elinden aldı.

– Gerçekten de çok sahici bağlarınız var bu topraklarla. Peki son olarak, Seferihisar’daki bu tiyatro buluşmasından size kalan en özel an ne oldu? Sizi en çok etkileyen, dokunan?

– Biliyorsunuz, Antik Yunan’da tiyatro şifaydı. Bu yüzden Epidauros tiyatrosu Batı dünyasının ilk hekimi Asklepios’un kutsal tapınağının yanına inşa edilmiş. Ben burada şifa buldum. Seferihisar’da geçirdiğim üç günün ardından kendimi hafiflemiş hissediyorum. Burada yeni tanıştığım insanları, atölyelerimdeki katılımcıların ışıltılı gözlerini kalbimde taşıyacağım. Benim Türkçe bilmediğimi unutup hararetli bir şekilde benle konuşan insanları unutmayacağım. Gerçekten çok güçlü bağlar var aramızda. Bizi ayıran şeyleri bir an unuttuğumuzda, bu en sade haliyle ortaya çıkıyor. Burada bunu yeniden öğrendim ve bunu yanımda götüreceğim. Türk ve Yunan halkının paylaşması gereken tek şey bir öpücük, bir bardak rakı, bir dilim ekmek… Ortak bir bayrak, ortak bir marş, hayallerimiz için ortak bir sahne…

– Söylediğiniz gibi, tiyatro ve sanat bir şifaysa belki Türk ve Yunan halklarının acısını da iyileştirebilir, acılarımızı iyileştirdiğimizde, dostça yaşayabileceğimiz ortak sahneyi de yaratabiliriz.

– Kesinlikle. Hayat acıyla dolu, mücadelelerle dolu, kendini yeniden keşfetmekle dolu. Dediğim gibi şiir ve tiyatro bize hak ettiğimiz hayatı verebilir. Bu yüzden hayaller diyarına tek bilet şiirdir, tiyatrodur. Tiyatro Buluşmasında bunu yaşadım. Bu büyük şölenin bir parçası olmama izin verdiğiniz için teşekkür ederim.

Sofia Kapsourou Efes Selçuk’ta sahnede.
Sofia Kapsourou
Yunan oyun yazarı, yönetmen, oyuncu ve söz yazarı.
Sofia Kapsourou, Yunan tiyatrosunun önde gelen isimlerinden. “Şiirsel biyografi” türünün ilk Yunan oyun yazarı olarak anılan Kapsourou, eserleriyle Yunanistan Ulusal Tiyatrosu’ndan Pekin Ulusal Tiyatrosu’na, Napoli Tiyatro Festivali’nden İstanbul Devlet Tiyatrosu’ndan Türkiye Tiyatro Buluşmaları’na kadar pek çok sahnede yer aldı.
Tiyatro alanındaki başarıları nedeniyle pek çok ödüle layık görülen Kapsourou, yönetmen ve oyuncu olarak kendi eserlerinde sahne aldı; söz yazarı olarak ise tiyatro, sinema ve televizyon için şarkılar kaleme aldı ve ünlü besteci Minos Matsas ile çalıştı. Yunanistan’ı uluslararası festivallerde, Avrasya Tiyatro Birliği toplantılarında ve Türkiye Tiyatro Buluşmaları’nda temsil eden sanatçı, aynı zamanda oyun yazarlığı, dramaturji ve oyunculuk üzerine atölyeler düzenlemektedir.

Paylaşmak için: