Sürdürülebilir gelişim için İzmir’de kent ittifakı

0 Paylaşım

Önce bir hatırlatma yapalım. Son zamanlarda en sık duyduğumuz kavramlardan biri, sürdürülebilir kalkınma. Kaynaklar azaldıkça, iklim krizinin sonuçları barizleştikçe, yani kısaca insanlığın önündeki sorunlar birikip dünyanın geleceğine ilişkin kaygılar büyüdükçe, bu kavram da daha sık gündeme gelir oldu.
Dolayısıyla “sürdürülebilir kalkınma”, gerçekte dünyanın tahribatının esas sorumlusu olan büyük devletlerin kontrolündeki Birleşmiş Milletler’in gündeminde de önemli bir yer tutuyor. BM 2015 yılında bu kavramın içeriğini netleştirmek için “sürdürülebilir kalkınma hedefleri” adıyla 17 ana başlık altında 169 hedef belirlemişti. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri kapsamında öncekinden farklı bir vurgu da, artık bu süreçte devletlerin yanı sıra yerel yönetimlerin, özel sektörün ve sivil toplum örgütlerinin de asli bir muhatap olarak görülmesiydi.
Bu süreci en başından beri yakından takip eden ve inisiyatif geliştiren Seferihisar Belediyesi, 2018 yılında tüm faaliyetlerini sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle hizalayacak bir çalışmaya başlamıştı. O dönemki Belediye Başkanı Tunç Soyer ve bu çalışmayı koordine eden Ruhisu Can Al ile bu konuda geniş birer röportaj yapmış, Seferi Keçi’nin geçmiş sayılarında paylaşmıştık. Şimdi Tunç Soyer İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, Ruhisu Can Al da danışmanlık görevini sürdürüyor ve bu hedefler doğrultusunda bir çalışmayı, büyüyen ölçekte yürütmeye devam ediyor.
Bu çerçevede 2019’un yazında Türkiye çapında 21 kentin katılımıyla bir Sürdürülebilir Kentsel Gelişim Ağı kuruldu. Bu ağın sekretaryasını üstlenen İzmir, bu hedefleri tüm ilçelerine yaymak için geçtiğimiz günlerde 25 ilçe belediyesiyle bir toplantı yaptı. Amaç örnek bir model oluşturmak ve Sürdürülebilir Kentsel Gelişim Ağı’na üye belediyeler üzerinden tüm Türkiye’ye yaymak.
Ruhisu Can Al’a bu modeli ve İzmir’e kazandıracaklarını sorduk.

– Sürdürülebilirlik hedeflerini daha önce konuşmuştuk sizinle. O günden bu yana nasıl bir gelişme oldu?
– Bizim için Seferihisar’da başlayan sürdürülebilirlik yolculuğunun, bugün hem İzmir’de somut bir hedef olarak konuşulmaya başlanması hem sadece İzmir sınırları içerisine hapsolmayıp yavaş yavaş Türkiye’de de bir gündem haline gelmeye başlaması, son derece sevindirici bir gelişme. Bunun iki tane ayağı var. Birincisi, devletin bu konuda vermiş olduğu destek. Cumhurbaşkanlığı 11. Kalkınma Planı’nda özellikle sürdürülebilir kalkınma ile uyumlu stratejik planların oluşturulmasına vurgu yaptı ve bu konuda bir ulusal koordinasyon mekanizması için hazırlıklar başlatıldı. İkinci ayağında da bizim Yereliz Derneği ile birlikte kurmuş olduğumuz, Sürdürülebilir Kentsel Gelişim Ağı var. Bugün 24 tane belediyenin dâhil olduğu bu ağ içerisinde İzmir Büyükşehir Belediyesi sekretarya görevini üstlendi ki diğer belediyelerin bizi bu göreve layık görmesinde bir etken de, bizim Seferihisar’da kat ettiğimiz mesafe.
Bu noktada bizim şöyle bir temel sorumluluğumuz var. Hem Cumhurbaşkanlığı’nın 11. Kalkınma Planını gözeterek hem de Sürdürülebilir Kentsel Gelişim ağındaki bu yeni sorumluluğumuzu dikkate alarak, İzmir’den yeni bir model kurmak zorundayız. Önermiş olduğumuz model kapsamında, ilçe belediyeleriyle daha sıkı ve yakın bir işbirliği içerisinde çalışmamız son derece önemli. Çünkü eğer biz İzmir’in ilçe belediyelerini sürdürülebilirlik çatısı altında bir vizyon ortaklığıyla bir araya getirirsek, bu noktada çok daha güzel işler yapabilme fırsatımız doğacak. Geçtiğimiz günlerde Havagazı Fabrikası’nda yapmış olduğumuz toplantı, aslında bu çalışmaların sonucuydu.

Dayanışmaya dayanan bir sistem

– Nasıl bir model çıktı toplantıdan?
– Bu çalışmanın önünü açacak, ilçe belediyelerinin ihtiyaçlarını giderecek bir dayanışma modeli aslında. Kent güçlerinin bir araya geldiği bir dayanışma modeli. Şöyle anlatayım. Biz ilk önce, İzmir’den ürettiğimiz sürdürülebilirlik vizyon ortaklığı kapsamında, dayanışmaya dayalı bir sistem oluşturmak istiyoruz. Bugün ilçe belediyeleri kendi sınırları içerisine hapsolmuş durumdalar. Hem kaynaktan hem de yetkiden yoksun bir şekilde gelişimlerini sağlamaya çalışıyorlar. Onların önünü açacak yapılar ve mekanizmalar kurmaya ihtiyacımız var. Kurmuş olduğumuz model, sürdürülebilir kalkınma hedefleri bağlamında bunu sağlayacak. Bunun için üç temel ayak öngörüyoruz.


Üniversiteler aktif yer alacak

Birincisi, İzmir için bir Sürdürülebilirlik Kurulu oluşturduk. Bu çalışmalara başladı bile. Bu kurul içerisinde alanında uzman, donanımlı kişileri topladık. Üniversitelerden akademisyenler, özel sektör ve diğer kurum ve kuruluşlardan belli uzmanlığa sahip insanlar bu kurulu oluşturuyor. Kentsel dönüşüm, şehir planlaması, iklim değişikliği gibi alanlarda, hatta sokak ekonomisi gibi yepyeni çalışma alanlarında uzman hocalarımız var. Bu konularda çalışan gönüllü arkadaşlarımız da mevcut. Aslında tam anlamıyla, sürdürülebilir kentsel gelişimin temel başlıklarını kapsayacak kişilerden oluşan karma bir yapı. Bu kurulu yavaş yavaş ve sağlam adımlarla büyütme amacını taşıyoruz. Bu birinci ayak…
İkinci ayakta da, bu kurula bağlı çalışma grupları oluşturmayı planlıyoruz. Sürdürülebilirlik Kurulu İzmir’in ilçeleri için temel stratejiler ve politikalar üretecek. Ama bunlara dair yapılacak çalışmalarda bu kurul tek başına yeterli olmayabilir. O yüzden ikinci ayakta bu çalışma gruplarının oluşturulmasını öngörüyoruz. Bu çalışma gruplarının her birisi çeşitli başlıklar altın tanımlanacak. Mesela iklim değişikliği, toplum sağlığı, göç, cinsiyet eşitliği, sürdürülebilir finans, dezavantajlı gruplar gibi başlıkları kapsayan çalışma grupları oluşturulacak.


– Bu yapının içerisinde ilçelerden de temsilciler olacak mı?
– Tabii ki. Bu sayede Kurul’un oluşturacağı strateji ve politikalar, çalışma grupları üzerinden ilçe belediyelerine taşınabilecek. Bu çalışma grupları aslında ilçe belediyeleriyle daha yakın bir mesai harcayacak, daha sıkı bir işbirliğine girecek. Hem saha çalışmaları yürütebilecek hem de bu ilçelerden veri alabilecek, bu verilerden raporlar hazırlayabilecek. Bu çalışma grupları üniversitelerde bu alanda çalışan insanlardan da beslenecek, böylelikle ilçe belediyelerinin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını sağlamış da olacağız.
Modelin en özgün yanı ise üçüncü ayak diye tabir ettiğimiz “çözüm ortaklığı”. Çözüm ortaklığı dediğimiz model, başta belirttiğim kaynak ve yetki yoksunluğuna cevap verebilecek bir modeli üretiyor. Bu model içerisinde çeşitli uzmanlık bilgisine sahip kurum ve kuruluşlarla, ikili işbirliği protokolleri imzalayarak ortaklıklar geliştirmeyi istiyoruz. Bu kurum ve kuruluşların temel itibariyle uzmanlık bilgisinden faydalanmak ve bunu da ilçe belediyelerimizin talep ve beklentileriyle buluşturmak istiyoruz. Somut örneklerle konuşmak gerekirse; çözüm ortaklığımız içerisinde Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı mevcut. Bugün BMKP kalkınma odaklı birçok projeye finansman sağlıyor. Eğer biz BMKP gibi bir kuruluşla, bir ilçe belediyemizin ihtiyacı ve talebi doğrultusunda bir ortak proje oluşturabilirsek ve bu ilçe belediyesinin üzerindeki bir yükü almış olacak.
Bu kurumların her birinde proje hazırlayabilecek birimler ve ekipler zaten mevcut. Ama bütçe sıkıntıları nedeniyle bizim ilçe belediyelerimizde böyle ekiplerin yok ne yazık ki. BMKP, BM Mülteci Komiserliği, İzmir Barosu, Köy Koop, Genç İşi Kooperatif, ICLEI gibi kuruluşlarla bu çözüm ortaklığı geliştirerek, onların kendi alanlarındaki bilgi, deneyim, uygun nitelikte kadro ve kaynak gibi birikimlerini ilçe belediyelerimizin ihtiyaçlarıyla buluşturmayı hedefliyoruz. Bu çözüm ortaklarıyla modüller oluşturduğumuzda, ilçe belediyelerimize dönüp diyeceğiz ki; bakın arkadaşlar, kooperatifçilik alanında şöyle bir temel eğitim var, insan hakları alanında bu tür bir eğitim programı var, atık yönetimi ya da yeşil enerji konusunda şöyle bir proje var. İlçe belediyeleri de kendi ihtiyaçlarına göre bu çözüm ortaklıklarından faydalanma şansına sahip olacak.


– Özel sektör ya da üniversiteler var mı bu çözüm ortakları arasında?
– Evet, özel sektörden örneğin danışmanlık ya da araştırma şirketleri olabilir. Ama bizim için en önemli çözüm ortakları kesinlikle üniversiteler. Çünkü üniversiteler sürdürülebilir kentsel gelişim için her türlü bilgi ve donanıma sahip kurumlar. Biz her alanda üniversitelerden faydalanmak istiyoruz. Örneğin Yaşar Üniversitesi’yle görüşmelerimizi tamamlamak üzereyiz ve onlarla yakın zamanda bir işbirliği protokolü imzalayacağız. Sürdürülebilir kentsel dönüşümden, gastronomi ve turizme kadar tüm başlıklar altında, hem ilçe belediyelerimizin ihtiyacı olan bilgi, belge, eğitimi karşılamayı, saha çalışmaları üretmeyi hem de üniversite öğrencileriyle beraber o kente katma değer sağlayacak projeleri birlikte hayata geçirmeyi öngörüyoruz. Aynı şekilde İzmir Ekonomi Üniversitesi’yle yenilenebilir enerji ağırlıklı olmak üzere bir işbirliği protokolünü tamamlamak üzereyiz. Bunu gerçekleştirdiğimiz zaman, İzmir’in karbon salınımının azaltılmasına destek verebilecek, iklim eylem planına hizmet edecek tüm projeler doğrudan doğruya üniversite işbirliğiyle hayata geçirilmiş olacak.
Çözüm ortaklığı dediğimiz modelin içerisinde en çok arzu ettiğimiz durum, buradan çözüm laboratuvarları çıkarabilmek. Yenilenebilir enerji, sürdürülebilir finansman, sürdürülebilir kentsel dönüşüm, cinsiyet eşitliği, toplum sağlığı gibi pek çok alanda uzmanlık bilgisine ihtiyaç duyduğumuz çözüm ortaklarını kümelemeyi, birer çözüm laboratuvarına dönüştürmeyi amaçlıyoruz. Bu laboratuvarlarda bir forum ortamı yaratmak ve İzmir’e yarar sağlayacak projeleri de irdeleyip, değerlendirmelerini, uygulanabilir hale getirmelerini sağlamak mümkün.
Aslında bizim bu modelle yapmış olduğumuz şey, temel itibariyle büyük bir diyalog ve dayanışma zemini oluşturmak. Bu sistemle bir kent ittifakı kurmuş oluyoruz. Böylelikle yaşadığı kent için daha iyisini, daha güzelini isteyen ve bu alanda bilgi, deneyim, yetki ya da sorumluluk sahibi olan tüm kent güçlerinin enerjisini, birikimini bir çatı altında toplamayı hedefliyoruz.
– Teşekkür ederim.

__________________________

17 Başlıkta Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri

1. Yoksulluğa son
2. Açlığa son
3. Sağlıklı Bireyler
4. Nitelikli Eğitim
5. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
6. Temiz Su ve Sıhhi Koşullar
7. Erişilebilir ve Temiz Enerji
8. İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
9. Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
10. Eşitsizliklerin Azaltılması
11. Sürdürülebilir Şehir ve Yaşam Alanları
12. Sorumlu Tüketim ve Üretim
13. İklim Eylemi
14. Sudaki Yaşam
15. Karasal Yaşam
16. Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
17. Hedefler İçin Ortaklıklar

________________________

Tunç Soyer’e göre sürdürülebilir kalkınmanın iki temel anahtarı…

Dizginsiz büyüme ve kalkınma tutkusunu ben obeziteye benzetiyorum. Belki de bunun kökeni çok eskilerde. Avcı toplayıcılık zamanlarında insanlar beslendiği gıdaları mevsiminde toplamak zorunda kalmış. Onun için de bir telaşları olmuş. “Şu hurma iki gün sonra bitecek, acaba yarın gelsem bu inciri bulur muyum” telaşıyla, ne buluyorsa ve bulduğu anda tüketmeye çalışmış. O zamanlar artık çok geride kaldı, insan, doğayı ve kaynakları kullanmada ne yazık ki çok güçlü bir hegemonya elde etti. Ama buna rağmen, insan belki de hâlâ o ilkel güdüleri nedeniyle atıştırmaya, tüketmeye, dolabını doldurmaya, alabildiği kadar çok almaya devam ediyor. İşte bunun çağımızdaki sonucu obezite olarak tezahür ediyor.
Bunu toplumlara taşırsanız da şöyle bir tablo çıkıyor. Yarını hiç düşünmeden, yarına hiçbir şey bırakma kaygısı duymadan tüketmek, tüketebilmek için üretmek ve bu çapta bir üretim-tüketim zincirini karşılayabilmek için büyümek, hep büyümek… Hız ve büyüklük tutkusuyla beslenen bu büyüme telaşının toplumlarda da obeziteye yol alıştığını düşünüyorum.
O nedenle uluslararası ölçekte bu sorunu ele alan, büyümeyi dizginlemeyi ilk defa tartışan ve sürdürülebilir bir büyümeden bahseden Brundtland raporu çok mühim. Bunun anahtarlarını aramak lazım. Bence iki temel ve basit anahtarı var. Birincisi doğaya saygılı bir büyüme. Yani doğayı tahrip etmeden, onu koruyarak, onunla uyumlu yaşayarak. En önemlisi bu bence, bunu yapmak zorundasınız.
İkinci bir sırrı daha var. O da demokratik, katılımcı, şeffaf bir büyüme. İnsanların sadece cebini ve midesini dolduran değil, onların gerçek ihtiyaçlarından yola çıkan, gerçekten mutlu edecek, hayatın güzellikleriyle buluşturacak, hayatı kolaylaştıracak bir büyüme, ancak insanların sözünün dinlendiği, hayatları hakkında söz sahibi olmalarının mümkün olduğu bir yoldan gelişebilir. “En iyisini ben bilirim, toplum için en doğrusunu ben yaparım” zihniyetiyle olamaz bu.
Sürdürülebilir bir kalkınmanın iki temel anahtarı, iki temel sorunu bu bence.