Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer: Sürdürülebilirlik katılımla mümkün

0 Paylaşım

Nasıl insanoğlu obeziteden kurtulunca daha sağlıklı, daha uzun ve daha mutlu bir hayat yaşıyor; toplumlar da hızlı bir büyüme kavgasından uzaklaştıkça sürdürülebilir, uzun soluklu ve sağlıklı bir yaşam kurmuş olacaklar kendileri için. Seferihisar, işte bunu başaracak.


– Seferihisar Belediyesi olarak sürdürülebilir kalkınma gibi bir gündeminiz var. Sürdürülebilirliğin anlamı ne sizin için?
– Tunç Soyer: Dizginsiz büyüme ve kalkınma tutkusunu ben obeziteye benzetiyorum. Belki de bunun kökeni çok eskilerde. Avcı toplayıcılık zamanlarında insanlar beslendiği gıdaları mevsiminde toplamak zorunda kalmış. Onun için de bir telaşları olmuş. “Şu hurma iki gün sonra bitecek, acaba yarın gelsem bu inciri bulur muyum” telaşıyla, ne buluyorsa ve bulduğu anda tüketmeye çalışmış. O zamanlar artık çok geride kaldı, insan, doğayı ve kaynakları kullanmada ne yazık ki çok güçlü bir hegemonya elde etti. Ama buna rağmen, insan belki de hâlâ o ilkel güdüleri nedeniyle atıştırmaya, tüketmeye, dolabını doldurmaya, alabildiği kadar çok almaya devam ediyor. İşte bunun çağımızdaki sonucu obezite olarak tezahür ediyor.
Bunu toplumlara taşırsanız da şöyle bir tablo çıkıyor. Yarını hiç düşünmeden, yarına hiçbir şey bırakma kaygısı duymadan tüketmek, tüketebilmek için üretmek ve bu çapta bir üretim-tüketim zincirini karşılayabilmek için büyümek, hep büyümek… Hız ve büyüklük tutkusuyla beslenen bu büyüme telaşının toplumlarda da obeziteye yol alıştığını düşünüyorum.
O nedenle uluslararası ölçekte bu sorunu ele alan, büyümeyi dizginlemeyi ilk defa tartışan ve sürdürülebilir bir büyümeden bahseden Brundtland raporu çok mühim. Bunun anahtarlarını aramak lazım. Bence iki temel ve basit anahtarı var. Birincisi doğaya saygılı bir büyüme. Yani doğayı tahrip etmeden, onu koruyarak, onunla uyumlu yaşayarak. En önemlisi bu bence, bunu yapmak zorundasınız.
İkinci bir sırrı daha var. O da demokratik, katılımcı, şeffaf bir büyüme. İnsanların sadece cebini ve midesini dolduran değil, onların gerçek ihtiyaçlarından yola çıkan, gerçekten mutlu edecek, hayatın güzellikleriyle buluşturacak, hayatı kolaylaştıracak bir büyüme, ancak insanların sözünün dinlendiği, hayatları hakkında söz sahibi olmalarının mümkün olduğu bir yoldan gelişebilir. “En iyisini ben bilirim, toplum için en doğrusunu ben yaparım” zihniyetiyle olamaz bu.
Sürdürülebilir bir kalkınmanın iki temel anahtarı, iki temel sorunu bu bence.

– Bunlar bir yerel yönetim için çok büyük sorunlar değil mi peki?
– Doğru, bütün insanlığın sorunları, dünya çapında sorunlar bunlar. Aklınıza bu sorunun gelmesi çok normal yani. Ama işin aslı öyle değil ve giderek herkes farkına varıyor bunun. Somut örneğini 2015’teki Paris İklim Zirvesi’nde gördük. İklim değişikliği ile mücadele gibi küresel bir sorun için ilk defa belediye başkanlarını da davet etmişlerdi bu zirveye ve ben de oradaydım. Dünyanın en büyük devletleri, en etkili liderleri, en güçlü uluslararası sivil toplum kuruluşları ve bu konularda duyarlı en popüler sanatçıları -Leonardo di Caprio bile ☺- oradaydı ve önemli vurgulardan birisi, bu küresel mesele karşısında yerel yönetimler dahil olmadan etkili bir mücadele sürdürmenin mümkün olmadığıydı.

– Öyleyse, Seferihisar’ın gündeminde ne var sürdürülebilir bir kalkınma için?
– Biz Seferihisar Belediyesi olarak, sürdürülebilir kalkınma gibi küresel ve ulusal boyutları olan bir soruna yönelik ne yapabiliriz, şimdi önümüzde duran soru bu.
Sürdürülebilir kalkınma, biliyorsunuz, uluslararası düzeyde 17 ana hedef üzerinden ifade edildi. Biz bu 17 hedefle ilgili şimdiye dek birçok şey yaptık. Bir büro kurduk, bütün müdürlüklerimizi ve departmanlarımızı çalışmalarını bu 17 hedefe uygun hale getirmeye yönlendirdik, hizalamalar yaptık, göstergeler ve gelecek planları çıkardık. Bunlar işin teknik tarafıydı.
Özüne gelirsek, bu işin iki anahtarı var dedim ya, biz aslında birincisinde iyiyiz. Doğayla uyumlu bir gelişmenin takipçisi olma konusunda ciddi gayretlerimiz var. Orkinos çiftliklerini gönderdik, Ürkmez’e yat limanı yaptırmıyoruz. Böyle kazanımlarla perçinlenen bir duruşumuz var ki bu çok değerli bence. Birçok kente ilham verecek bir başarı grafiği yakaladık. Elbette yeterli değil ve yapacağımız çok şey var. Gücümüz ve yetkimiz el verdiğince imar düzenlemeleri yapmalıyız, mandalina bahçelerimizi koruyabilmeliyiz. Daha pek çok şey sayılabilir. İşte burada ikinci anahtara, benim daha fazla önemsediğim meseleye geliyoruz.

– Yani bunun halkla birlikte gerçekleşmesine?..
– Biz tüm bunlar ve Seferihisar’ın başka sorunları için, halkın katılımını sağlamak zorundayız. Ancak bunu başarırsak tüm sorunlarda kalıcı ve sürdürülebilir başarılar kazanabiliriz. Önümüzdeki esas görev bu yani.
Bunun için ne yapacağız, örneğin Kent Konseyi çok önemli bir enstrüman. Gerçekten çok önemli, çünkü hiçbir beklentisi olmadan, hiçbir siyasi kariyer beklentisi, hiçbir maddi beklentisi olmaksızın sadece Seferihisar’ın iyiliği için kafa yoran, tecrübe ve birikimlerini buraya aktarmak isteyen çok kıymetli insanlar var bu yapıda. Onların bu sürdürülebilir kalkınma hedefleri konusunda taşın altına ellerini sokmasını, daha somut rol oynamalarını bekliyoruz.
Hemşeri derneklerimiz, esnaf ve başka meslek gruplarında ait odalarımız, turizmcilerimiz, çiftçilerimiz var. Bu insanlarla bir araya gelip onları dinleyerek, onların sorunlarını bu 17 hedef temelinde ele alarak, onlarla birlikte çözümler üreterek ilerlemek istiyoruz. Biz yepyeni bir şey başlatacağız sürdürülebilir kalkınma hedefleri ile ilgili. Seferihisar’da Seferihisarlının dahil olduğu, kendisini çözümün bir parçası olarak hissettiği bir süreç olacak bu.

“En doğrusunu ben bilirim”le olmaz
– Bu katılımın mekanizmaları ne olacak? Bunlar olmadan, “katılım” hoş bir söz olarak kalıyor çünkü genelde…
– Kesinlikle doğru ama bu öncelikle bir konsantrasyon meselesi. Bu erken seçim telaşından sonra Belediye olarak ve şahsen benim konsantre olacağımız şeylerin başında bu geliyor. Ben artık buna “mış gibi değil”, gerçekten inanıyorum. Belki on sene önce de aklımda bunlar vardı ama şimdi bunun mümkün olduğunu görüyorum. Hemşeri derneklerinin yöneticileriyle, Kent Konseyi’yle bir araya gelip konuştuğumuzda, sorunları tarif etme ve çözüm önerileri geliştirme anlayışı bakımından, ben bu aşın piştiğini görüyorum. Yapıyı bunun üzerine inşa etmek çok mümkün ve biz bunu yapacağız.
O mekanizmalar böyle kurulacak. “Burada en belirleyici otorite benim, her şeyi ben bilirim, mekanizmayı da ben tarif edeceğim ve buna uyacaksınız” yaklaşımıyla yürümez bu iş. “Herkes konuşsun ama ben dediğimi yaparım” yaklaşımıyla olmaz. Eksikliğimiz olmuştur belki ama belediye olarak biz hiçbir zaman böyle bir tavırda olmadık. Ve bundan sonra bu noktada daha titiz ve ısrarlı olmaya hazırız. Konsantrasyon derken bunu da kastediyorum. Ben bu noktadayım, yetkilerimi kimseden esirgemiyor, kıskanmıyorum. Herkesle beraber daha fazla güçleneceğimizi düşünüyorum.
“Bu koltukta ben oturuyorum. Ben başkan seçildim. En doğrusunu ben yaparım, en iyisini ben bilirim”; böyle bir dünya yok, olmamalı. Eğer biz dünya değişsin, daha güzel bir yer olsun istiyorsak bunu yapmamız lazım ve ben hazırım. Sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin önemli anahtarının bu olduğunu düşünüyorum.

– Bu yaklaşımın karşılık bulacağından umutlusunuz gördüğüm kadarıyla…
– Elbette, çünkü Seferihisar’da bu sürece katılabilecek çok nitelikli bir insan potansiyeli var. Ama aynı yaklaşımı tüm taraflardan bekliyorum. Biz elbette ki her türlü eleştiriye açığız. Fakat “her şeyi ben bilirim, söyledim ve ruhumu kurtardım” anlayışıyla yapılan bir eleştirinin Seferihisar’a bir katkısı olmuyor ne yazık ki. Konunun özünü bilmeden ve öğrenme gayretine girmeden yapılan eleştiriler bizi ilerletmiyor.
Örneğin çöpten, sokaklarımızın sahillerimizin temizliğinden mi şikâyet ediyor insanlarımız. Bu elbette Belediye’nin sorumluluğu ama eleştirip kenara çekilmekten daha fazlasını bekliyoruz insanlarımızdan. Haftada bir gün hep beraber çıkalım, mıntıka temizliği yapalım. Hem sorunumuz daha hızlı çözülür -çünkü gerçekten Belediyemizin imkanları yetişmiyor her yere- hem de doğayı, çevresini koruyan, sorunlarına müdahale eden bir kentlilik bilincini geliştiririz.
Ya da bir başka örnek, Seferihisar gerçekten çok nitelikli bir göç alıyor ve bu çok kıymetli. Her meslekten, çok geniş bir bilgi ve birikime sahip yeni hemşerilerimiz var. Buyursunlar, çocuklarımıza gönüllü olarak yabancı dil öğretsinler. Birikimleri neyse paylaşsınlar. Onların anlayacağı dilde, mühendisliği, gazeteciliği, bilişimciliği anlatıp onların ufuklarını açsınlar. Çocuk Belediyemizin imkanları, çocuklarımızın bu nitelikten faydalanabilmesi için çok uygun.
Engellilerle ilgili, yoksulluk ve sosyal adalet ile ilgili, yenilenebilir enerjiyle ilgili ve daha pek çok konuda birlikte çalışmanın, bu niteliği kentimize katmanın yollarını bulabiliriz. En doğrusunu ben bilirim yaklaşımını bıraktığımızda, beraber konuşup daha iyisini birlikte bulmaya açık olduğumuzda ve elbette, onun üzerine birlikte emek koyduğumuzda, ben eminim ki ortaya çıkacak enerji Seferihisar’a çok şey katacaktır.

-Sonuç olarak, 17 başlıkta ifade edilen sürdürülebilir kalkınma hedefleri yönündeki adımlar ne kazandıracak Seferihisar’a?
– Obeziteden uzaklaştıracak. Organik ve sürdürülebilir bir büyümeyi getirecek. Kaynaklarımız neyse onu daha sağlıklı kullanacağız. Hep birlikte bu kadar çok yapılaşmanın önünde duracağız. Mandalina bahçelerini, lavanta tarlalarını koruyacağız. Denizin dibini koruyacağız. Dağlarımızı koruyacağız. Ovalarımızı koruyacağız. Tarım arazilerimizi koruyacağız. Balıklarımızı, kuşlarımızı koruyacağız. Otumuzu, ağacımızı koruyacağız. Yani doğamıza sahip çıkacağız.
Ve bunu yaparken de bir ekonomik büyüme ve kalkınmanın mümkün olduğunu göstereceğiz. Nasıl insanoğlu obeziteden kurtulunca daha sağlıklı, daha uzun ve daha mutlu bir hayat yaşıyor; toplumlar da hızlı bir büyüme kavgasından uzaklaştıkça sürdürülebilir, uzun soluklu ve sağlıklı bir yaşam kurmuş olacaklar kendileri için. Seferihisar, işte bunu başaracak.
Biz bunu yapabileceğimizi gösterdik de. Tarımda tohum takas şenliklerimiz, köylüye yeni bir ürün seçeneği olarak gelişen lavanta tarlalarımız, alım garantisi verdiğimiz karakılçık buğdayı üretimimiz, mandalinayı işleyip değer katmamız hep bunun örnekleri. Enerji alanında yenilenebilir kaynaklara yönelişimiz; “Hepimiz Seferihisarlıyız” gibi çalışmalarla sosyal barışa yaptığımız katkı… Pek çok şey yaptık ve şimdi bütün bunları 17 hedefte ifade edilen bir omurga etrafında, bir yol haritası doğrultusunda geliştireceğiz. Seferihisar bu alanda da öncü olacak, örnek olacak, ilham verici olacak. Bunun mümkün olduğunu, bunu başaracağımızı düşünüyorum.
– Vakit ayırdığınız için teşekkürler. Kolaylıklar dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir