Şurup


Bir kedi öyküsü anlatacağım, epeyce kedi öyküsü var bende. Belki sonra başkalarını anlatma fırsatım da olabilir.

Evdeki kedi nüfusunun artmaya başladığı ilk yıllardı. Esas kız olan Boncuk ikinci kez yavrulamış ve sekiz olmuştu nüfusumuz. Boncuk’un cinsel hayatına müdahale etmenin etik olup olmadığı sorgulamalarının varoluşumu yıprattığı, ebelik ve dadılık faaliyetlerinin beni yorduğu günlerdi. Bahçede baktığım bir de Tekir vardı üstüne ve O da hamileydi. Sokakta doğurmasına içim elvermiyordu. O’nun da niyeti yoktu zaten doğumunu başka bir yerde yapmaya. Gün içinde sık sık eve girip, doğum için kendisine yer bakınmaya başlamıştı. Niyetini anlamıştım ama mümkün değildi o kadar yavru kedi nüfusuna sahip çıkabilmem.

Sonunda arka bahçede sakin, huzurlu bir doğumhane-yatakhane oluşturmaya karar verdim, epey düşündükten ve onları eve alma isteğimi dizginledikten sonra. Öyle ya, binlerce kedi dışarıda hallediyor bu işi dedim kendime. Ve bir tekli koltuğu arka bahçeye çıkardım, derme çatma bir çadır yaptım, battaniyeler falan derken mis gibi bir yuva oldu. Aldım karşıma Tekir’i ve kısa bir konuşma yaptım. Kabul etti hemen ve birkaç gün sonra bebeklerimize kavuştuk. Nur topu gibi üç yavrumuz oldu, her şey yolundaydı.

Bu arada yasaklardan nasılsa kurtulabilmiş iki konser için şehir dışına gittim. Eve üç gün sonra dönebilecektim. Böylesi günlerde kızım bakardı kedilere. Sık sık arayıp bilgi alıyordum bir aksilik var mı diye. İlk gün her şey yolundaydı. Ertesi gün Tekir’in yavrularından ikisinin olmadığını söyledi. İçim cız etti duyunca ama kızım üzülmesin diye “bekleyelim, belki başka bir yere taşınıyorlardır” dedim. O akşam da ertesi gün de hâlâ yoklardı. Ertesi gece alt kattaki depodan miyavlamalar geldiğini söyledi. Ev sahibini aradık hemen, aksi gibi evde değildi. Sabahına eve döndüm ve ev sahibi ile birlikte hemen depoya koştuk. Ve iki yavruyu bitkin bir halde bulduk.

Meğer ev sahibi depoyu havalandırmak için bütün gün kapıyı açık bırakmış. Bizim anne de (haklı bir gerekçesi vardı herhalde) yavruları oraya taşımaya karar vermiş. Fakat iki yavruyu indirdikten sonra üçüncüyü taşımak için çıktığında ev sahibimiz gelmiş ve kapıyı kilitleyip gitmiş.
İki gündür aç susuz kalan iki bebek, bir hafta yoğun bir bakım gördü. Anneleri ve diğer kardeş de evde kaldılar o süre zarfında. Çabuk toparladılar, tekrar bahçeye çıkmaya, oynamaya başladılar.

Üç kızdı bunlar; siyah-kızıl kahve olanın adı, Şurup oldu. Tekir olan Misket ve en sessiz kıza da Keje dedik. Keje’yi sahiplendirdik. O’nu çok seven bir annesi oldu. Bir evin bir kedisiydi artık. Fakat mutluluğumuz uzun sürmedi, sara krizine benzer bir kriz geçirdi ve kaybettik Keje’yi.
Diğer ikisi anneleri ile beraber bahçede bir düzen kurmuşlardı kendilerine. Yuvarlanıp gidiyorduk.

Misket ve Şurup

Bir sabah hepsini besleyip stüdyoya kayda gittim. Akşamüzeri minibüsten inmiş eve yürürken caddenin kenarında yatan bir kedi gördüm. Çok fazla hayvan trafiğe kurban gidiyordu o yolda hep. Ölmemiştir, belki yaralıdır da kurtarabilirim umuduyla gittim yanına ve beynimden vurulmuşa döndüm. Şurup’a çok benziyordu. Ölmüştü. İnanmak istemedim fakat çenesinin altındaki sarı tüylere kadar her şeyiyle O’ydu. Biraz büyüktü sadece, o da ölümün getirdiği bir şeydi herhalde, şişmişti. Kucakladım ve eve getirdim.
Komşuyla mezar yeri bulmaya çalıştık, olmadı, bulamadık. Kazmaya çalıştığımız zemin ilerlememize olanak vermedi her denememizde. Sonra grubumuzda davul çalan arkadaşımı, Yaşar’ı aradım. Anlattım durumu ve evimize çok yakın olan Fatih Ormanı’na gitmemiz gerektiğini söyledim. Bu arada gece on ikiyi geçmişti saat. Bir arkadaşıyla birlikte geldi ve ormana gittik. Araba farının ışığında bir mezar kazdık, cenazemizi defnettik. Helalleştim ve keder içinde döndüm eve.

Aradan beş altı gün geçti. Diyarbakır’da bir toplantıya gidecektim. Sabah erkenden kalktım yolculuk hazırlığı için. Perdeyi açtığımda gözlerime inanamadım; Şurup penceredeydi, yanında da Misket. Kâh gülüp kâh ağlayarak sarıldık bir süre birbirimize. Şurup’uma çok benzeyen ölmüş kedi için çok kederliydim ama Şurup için bir bayram vardı kalbimde. Sonra dedim ki: Kızlar böyle olmuyor bu iş, siz de artık evde bizimle birlikte kalın. Zaten anneleri de yeni aşklara yelken açmıştı çoktan. Kabul ettiler ve sonra çok güzel günlerimiz oldu birlikte.

Şurup çok güzel bir alto sese sahipti ve konuşmayı çok severdi. Öyle bir edayla konuşurdu ki filozof sanırdınız. Kişisel sorunlarına gülüp geçebilen, çelebi bir kediydi.

2016 Ağustos’unda kaybettim Şurup’umu. On iki buçuk yaşındaydı ve beş yıl süren böbrek yetmezliğinin üzerine gelen inatçı bir göz enfeksiyonuna dayanamadı. Çok direndi ama olmadı. Kardeşi Misket de 26 Kasım’da tıpkı kardeşi gibi böbrek yetmezliğinden vefat etti. 16 yaşına az kalmıştı. Şimdi Seferihisar’daki bahçemizde yatıyorlar diğer göçen canlarımızla birlikte.