Necati Usta’nın udları geçmişi geleceğe taşıyor

0 Paylaşım

Büyülü mekânlar vardır, sizi alır usulca tarihin geçmiş bir sayfasına götürür. Taşın neminde, ahşabın kokusunda bir maziyi duyarsınız. Hele o maziden kalıp da yaşayan bir şey varsa mekânda, gördüğünüz bir düş mü gerçek mi, ayırdına varamazsınız. Kemeraltı’nda Kestelli Mahallesi… Cumhuriyet’ten önce bir Musevi mahallesiymiş, şimdilerde tekstilcilerin ve ayakkabıcıların merkezi… Bir dönem ise İzmirli çalgı yapımcılarının merkezi olmuş, Zeynel Abidin ilk cümbüşünü Beyler Sokağı’ndaki atölyesinde imal etmiş. Şimdi mahallede kalan tek çalgı yapımcısı Necati Gürbüz. Necati Usta, 16 yıldır Kestelli’de iki katlı bir evdeki atölyesinde, geçmişten kalan sesler eşliğinde enstrüman yapıyor. O anlattı, biz dinledik:

Necati Gürbüz. Arkadaki fotoğrafta ud yapımının iki kuşak ustaları, Manol Usta’nın çırağı Hamza Usta ve onun çırağı Hadi Usta.

“1955 doğumluyum. 15.5.1955, böyle hatırlaması kolay oluyor. İzmirliyim, doğum yerim Çimentepe. 83’te enstrüman yapmaya başladım. O yıllarda Araplara ud yapma furyası vardı piyasada. Ben de siyasi olarak kaçak yaşıyorum. Öğrencilik dönemimde Mamak’ta hapis yatmışım, ara tahliyeyle çıkmışım ama kesin ceza verecekler, ben de kaçıyorum. Pazarlarda triko, çorap falan satarak geçimimi sağlıyorum.
O kaçak dönemde tanıştım meslekle. Etrafımda ud yapan atölyeler vardı, ben de bu işi yapabilir miyim dedim, tekne tabir edilen gövde kısmını yaparak başladım.
Meslek okulu çıkışlıyım; biraz o atölyeden, biraz bu atölyeden derken, sadece seyrederek kısa sürede öğrendim. Piyasada bir yer edindim.”

“O yıllarda Devlet Korosu kuruldu İzmir’de. Konservatuar da var ama çalgı yapım bölümü yok. Müzik aletine ihtiyaç var ama usta yok. “Sen bunu böyle yapıyorsun, şunu da yaparsın” diyen sanatçıların yönlendirmesiyle, çeşitli müzik aletleriyle uğraştım. İlk yaptığım çalgı klasik kemençe oldu. Sonra uda dönüş yaptım.”

“Kendi atölyemi 91’de açtım. Hâlâ kaçak olduğum için şehir dışında yerler tutmaya çalışıyorum. Güzelbahçe’nin tepesinde bir köyün üstünde, su deposunun orada bir dam tuttum. Orada enstrüman yapıyorum.
O dönemki Devlet Korosu Müdürüyle birlikte Türk dünyasının çalgılarına giriştik, kırktan fazla çalgıyla uğraştık. Elimizde sadece Kiril alfabesiyle yazılmış kitaplar var. Ama şekiller şekil değil, fotoğraflar fotoğraf değil. Sovyetler daha dağılmamış, elimizde başka hiçbir kaynak yok, sazı görmemişiz, dinlememişiz. Fotoğrafta bir kişinin kucağındaki tardan yola çıkarak, onu diğer sazlarla kıyaslayarak çalgılar yapmaya çalıştık. Sovyetler dağıldı, bu çalgıların asılları elimize geçti. Kimisini tutturmuşuz, kimisinin yakınından bile geçmemişiz. Bambaşka bir şey olmuş.
İhtisaslaşmadan bu iş olmaz diyerek sadece uda yöneldim. Udda bir düzeye geldikten sonra klasik kemençeyi, daha sonra da kanunu ekledim. O şekilde uzun yıllardır gidiyor.”

“Bu atölyede 16 yılı bitirdim. Kestelli diye anılan bir muhit burası. Yan sokağımız eski birçok ustanın atölyesinin olduğu sokak. Zeynel Abidin Cümbüş bile bu sokaktan gitme. Bir zamanlar enstrüman arayanlar buraya geliyormuş. Şimdi bir ben kaldım burada.”

Necati Gürbüz’ün Kemeraltı Kestelli Mahallesi’ndeki atölyesi. Bu atölyede sürdürdüğü zanaatla, Necati Usta İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin verdiği “Tarihi Mekânda Geleneksel Zanaatların Yaşatılması Ödülü”ne layık görüldü.

 

“Hep araştırıyorsun, düşünüyorsun, denemeler yapıyorsun, daha iyisini nasıl yaparım diye. Bunun için başta hep hafızama güvenirdim, hafızam gerçekten kuvvetlidir. Ama bir gün, yeni bir arayıştayım, balkon denemeleri yapıyorum, eski bir udum tamire geldi bana. Kaza geçirmiş, göğüs kırılmış. Kapağı çıkardım, gördüm ki o gün deneyip bulmaya çalıştığım şeyi yıllar önce yapmışım. Demek ki kafadaki kayıt siliniyor dedim, kayıt tutmaya başladım. Şimdi yıllardır yaptığım her ud için kayıt tutuyorum. Şu ağaçtan yapmışım, ağacın damar yapısı şöyleymiş diye not ederim. Kafes deliklerinden çıkan ağacı dosyaya iliştiririm. Hangi sıcaklıkta, hangi nemde yapıldı; balkon ölçüleri, kapak ölçüleri nedir; nasıl bir sonuç aldım, hepsini kayıt altına alırım.
Benim enstrümanımı bilen usta bir udi, çalan sazı görmese bile, radyodan dinlediği sesten “bu Necati Usta’nın udu” diyebiliyor. Ayrı bir rengi, ayrı bir tınısı var.”

“Mesleğin geleceği konusunda iyimser değilim. Aslında eskisine göre daha bilinçli gençler yetişiyor. Çalgı yapım bölümleri için önce üniversite sınavından, sonra yetenek sınavından geçiyorlar. Hevesle okullarına başlıyorlar, yabancı kaynaklardan, ustaların yanında kendilerini geliştiriyorlar. Ama sonra bakıyorlar iş yok. Mesleğe karşı da kırılmış, küsmüş oluyorlar.
Eskiden belki her evde varmış bu enstrüman, şimdi çalan da dinleyen de yok. Emperyalist kültür baskı altına almış, sen soyutlanmışsın. Bizim hükümetler de kültür odaklı yerleri kapatmaya çalışıyorlar. Hiçbir yerde duymadığı bir çalgıya niye meyletsin insanlar. Mesleğin geleceği ne olabilir ki bu durumda.
Benim gibi tek tük kalmış ustaların çabasıyla olmaz bu iş. Devletin desteği lazım. Konservatuara giden genç lanet okuyor. Bırak gitsin parkta, metroda çalsın. Sen para öde, o tanıtsın sazını. Hem zevk alsın, hem harçlığını çıkarsın. Birileri de görüp duysun. İki sınav geçmiş, belli bir kapasitenin üstünde çocuklar bunlar. Sen bunları heba ediyorsun, hiç ediyorsun. Bir sevgisi varsa onu yok ediyorsun.”

________________

Bildiğiniz gibi bir usta-çırak ilişkisi değil

Ozan Özdemir Necati Usta’nın çırağı. Ama bildiğiniz gibi bir usta-çırak ilişkisi değil onlarınki. Ozan ustasından öğrenmiş, ustası da ondan. Başka atölyede böyle bir ortam bulamazsınız diyor Ozan Özdemir ve devam ediyor:


Okullu değilim ben. Okuldan çıkan da bu işi yapabilir ama yetmez, muhakkak bir ustanın yanında çalışması, bazı incelikleri orada görmesi lazım. Ve tabii kişinin kendisini geliştirmesi çok önemli.
Ozan Özdemir’in yaptığı ve çaldığı esas enstrüman santur. Santurla ilişkisi bir tutku gibi. Her ülkenin santurunu araştırmış, çoğunu yapmış. Buzuki, cura ve cümbüşün yanı sıra, çağlama, curabab gibi yeni deneysel çalgılar da yapmaya çalışıyor.
Symrneika ve rebetiko çalıp söyleyen Şinadika adlı bir grupları var, orada buzuki ve cura çalıyor. Bunun dışında MÜZİKSEV Müzik Müzesi’ndeki atölyede çalgıların bakımını ve tamirini yapıyor.