Seferihisar’da tiyatro çemberleri

Seferihisar Belediyesi’nin başlattığı tiyatro çalışmaları on birinci yılında. On bir yılda üç merkezde on iki tiyatro grubu, 250’den fazla katılımcı, yurt içi ve yurt dışında ilgi gören oyunlar, ödüller, alkışlar… Çalışmalar her yaştan, her kesimden insanı tiyatro çemberi etrafında bir araya getiriyor, el ele verdiriyor. Çemberler gibi, tiyatro ilgisi ve sevgisi de halka halka büyüyor.
Tüm bu çalışmaların ve başarıların altında tanınmış oyuncu ve yönetmen, otuz yıllık tiyatro kariyeri, emeği, sevdasıyla Vedat Murat Güzel’in imzası bulunuyor. Tunç Soyer’in Seferihisar Belediye Başkanlığı döneminde kurulan Çocuk Belediyesi bünyesinde çocuk tiyatrosu ile başlayan eğitimler, gençlik tiyatrosu, yetişkin tiyatrosu, kadın tiyatrosu, köy tiyatrosu topluluklarıyla ve forum, doğaçlama, sokak tiyatrosu gibi tematik çalışmalarla devam etmiş.
Bir neslin kendisiyle büyüdüğünü söyleyen Vedat Murat Güzel, herkesi, aynı şevkle, sanata çağırmaya devam ediyor. “Sanattan korkma, gel deneyimle. Bu sana çok iyi gelecek. Her şeyden önce, sana iyi gelecek” diyen sanatçının, bir de sloganı var: “Sanata dokunan ellerde kir barınmaz!”
Vedat Murat Güzel, devam eden tiyatro eğitimi çalışmalarını dergi okurları için anlattı ve sanata, yaşama, insana dair duygu ve düşüncelerini bizlerle paylaştı.

 

Tiyatro amaç değil, yaşama dair bir araç
İnsanların yaşamlarına konfor katmak, farkındalık yaratmak, tiyatroyu amaç değil araç olarak kullanıp yaşama bir anlam katmak istiyorum. Sanatla ilgili insanların daha duygusal, daha merhametli, daha vicdanlı, daha üretken insanlar olduğundan yola çıkarak insanları sanatla buluşturmak ve daha yaşamın içindeki sanatla onları kaynaştırmak tüm çabam.
Eğitimlerdeki amacım artistik yönüyle şişmiş, sanatçı olmayı hedeflemiş bireyler yetiştirmek değil. Hayatın neresinde olursa olsun, hangi mesleği seçerse seçsin, yaptığı işte kalite arayan, fark yaratan, farklı yorumlarla o işi yapabilen bireyler olmalarını sağlamak. On bir yıl önce bu amaçla başladık ve bir tane çocuk ekibiyle başlayan hikâye, nereden nereye geldi.

Biz oyuncu olamasak da sahneye yüreğimizi koyabiliriz.
Çalışmalarımızda katılımcılara öncelikle sanatı sevdirmek, yapılan işin ezbere dayalı bir iş olmadığını, görsel bir iş olduğunu, görsellikte de samimiyetin önemli olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Onların bir araya gelmiş bir yığın değil, bir amaç için kenetlenmiş bir grup olmalarını sağlıyorum. Önceliğim sahne üzeri değil hiçbir zaman.
Bunu yaptıktan sonra, sanatın sert disiplinlerinden uzak olarak, sanatın aslında ne anlam ifade ettiğini yine eğlenceli oyunlarla, sıkmadan, birdenbire yükleme yapmadan anlamalarını sağlamaya, sahne bilgisi ve sunum becerisi yerleştirmeye çalışıyorum. Ardından grubun verimine göre, gruptan aldığım enerjiye göre artık çıtayı daha fazla yükseltip teatral anlamda çalışmalarla devam ediyorum. Ama bu aşamada da yine sanatın olmazsa olmazlarını kullanıp onlara kaldıracaklarından fazla yük bindirmek, sahnede büyük ama sahne arkasında onları yıpratan bir şey çıkartmak değil hedefim. O yüzden eğer yeri, zamanı gelmişse evet yapılacak o, ama yeri, zamanı gelmemişse şu andaki yapabilirliğimiz doğrultusunda bir şeyler ortaya koymalıyız. Çünkü biz sanatçı olamayız, oyuncu olamayız çünkü bu çok ciddi bir emektir ama biz samimiyetimizle, yüreğimizle bir şey yapabiliriz, sahnede yüreğimizi ortaya koyabiliriz, izleyiciye samimi duygular geçirebiliriz. Hep bunu anlatmaya çalışıyorum kursiyerlerimize.

2019 Yılı En Başarılı Anadolu Tiyatrosu: Ürkmez Kadın Tiyatrosu
Altı yıl önce Tunç Soyer başkanla, Ürkmez’de tiyatro çalışmalarını başlatırken kadın katılımcıların çok fazla olduğunu ve hepsinin çok derin hikâyelerinin bulunduğunu görerek kadınların sahnede sesi olan, kadın sorunlarını dile getiren ve sadece kadın oyunları oynayan bir ekip kurmayı istedim. Bu ekip tabii ki ilk yıllarda çok az katılımla oluştu ama her geçen yıl üstüne bir şeyler koydular Ürkmezli kadınlar. Yapabilirlikleri giderek artmaya başladı. Emekleriyle, üretkenlikleriyle parmakla gösterilen bireyler oldular ve bunun sonunda bizim hedeflemediğimiz şey önümüze geldi. 2019 yılı Bedia Muvahhit “Yılın En Başarılı Anadolu Tiyatrosu” ödülü, annemin anısına yazdığım “Kız Çocuğu” adlı oyunla, Göksel Kortay’ın elinden Ürkmez Kadın Tiyatro’muza geldi. Aynı ödül töreninde Tunç Soyer de “Sanata Değer Veren Yerel Yönetici” ödülü aldı yapılan bu çalışmalar doğrultusunda.

Kahve önünden geçemeyen bireylerden kahvede oyun sergileyen topluluğa: Ulamış Köy Tiyatrosu
Ulamış Köy Tiyatrosu iki buçuk yıl önce yine Tunç başkanımızın isteğiyle başlattığımız bir çalışma. Orada ilk baştaki zorluğumuz, gelin bizimle oynayın, diyememekti. Tiyatro hakkında çok fazla bilgisi olmayan, tiyatro izlememiş köylülere bunu diyemezdik. Buna genelde cesaret edilemez aslında. O nedenle onları, gelin birlikte muhabbet edeceğiz, çalışmalar eğlenceli geçecek, diye ikna etmeye çalıştım. Bunu sözle söylediğinizde çok ikna edici olmuyor ama pazarda satış yaparken onlara yardım ettiğinizde, hayvanlarıyla toprağıyla uğraşırken onlarla sohbet ettiğinizde, emek verdiğinizde sizin samimiyetinize güvenmeye, sizi sevmeye başlıyorlar. Onlar da güvendiler sağ olsunlar. Dört beş kişilik bir oyun oynadılar başta, sonra onun uyandırdığı yankı, özgüven hepsini çok mutlu etti, sayı arttı, 35’e kadar çıktık. Prömiyerimizi İstanbul’da yaptık “Yaşamın İçinde” adlı, derlediğim bir oyunla. Onların rahatlıkla uyum sağlayabileceği, yapabileceği bir oyundu bu. Sonra bu oyunu Ankara’da oynadık. Üçüncü oyun Eskişehir, dördüncü oyun İzmir merkezde lösemili çocuklar içindi. Beşinci oyunu köylerinde oynayabildiler. Müthiş bir özgüven kazandılar, keyif aldılar. Bu, bütün köyü sardı. Süreç içerisinde çocuk tiyatrosu, gençlik tiyatrosu kurduk orada. Böylece üç nesil gelmeye başladılar. Benim için çok değerli geri dönüşler var. Örneğin; eskiden kahvenin önünden geçmeye çekinirdik, geçemezdik, şimdi kahvede sen bize oyun oynattın hoca, dediler.Oradaki tiyatro hikâyemiz kısa filme çekildi, festivallerde gösteriliyor. Ulamış Köy Tiyatrosu ile şimdi ikinci oyunumuzu oynuyoruz: “Düğün ya da Davul.” Hem Ulamış’ı, tanıtıyoruz, hem köylünün toprağıyla, hayvanıyla yaptığı üretimi, sanatla da başarabildiğine somut bir örnek olarak bunu herkesle paylaşıyoruz.


Belediyeler sanata sahip çıkmalı
Ben belediyelerden sanata sahip çıkmalarını, mahallede, beldede bu işe emek verenlere imkân yaratmalarını istiyorum. Salon yapmalarını, ses ve ışık sistemi kurmalarını, çalışacak mekânlar vermelerini istiyorum. Belediyelerin desteği bu çerçevede olmalı diye düşünüyorum. Para versin, dekorumuzu o yapsın, afişimizi bassın kısmına hayır. Bunu sen yapmalısın. Bu senin işin. Yoksa yaptığın işten hiçbir şey öğrenemezsin. O yüzden her şeyi belediyeden, hükümetten, birilerinden beklemek yerine, kendi iç kaynağını, gücünü ve sevgini ortaya dökme yeridir tiyatro toplulukları. Ama biz şanslıyız ki Ankara Sanat Tiyatrosu kurucularından olan Tunç Soyer ve Seferihisar Belediye Tiyatrosu çatısı altında oyuncumuz olmuş İsmail Yetişkin, yaşamlarında tiyatroyla bağlantı kurmuş belediye başkanları. Sevgileri, destekleri, verdikleri değer de devam ediyor tiyatroya.


2017 Bedia Muvahhit Tiyatro Ödülleri-Komedi Dalında Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu
Ben küçükken de tiyatro yapıyordum. Bilmeden yapıyordum belki ama yapıyordum ve çok eğleniyordum. Çok da eğlendiriyordum. Şimdi 47 yaşındayım, aynı şeyi yapıyorum. Tek fark; şimdi ekmek paramı da buradan kazanıyorum.
İlk başlarda, tabii ki tiyatro arzumu finanse etmem gerekiyordu, çünkü cebimizde metelik yoktu. İşte o noktada palyaçoluk çıktı karşıma. O zamanlarda İzmir’de pek yoktu bu işi yapan, bu nedenle de maddi getirisi çok iyiydi. Böylece ben palyaçoluk yaparak tiyatroyu finanse etmeye başladım. Zaman içinde kendi tiyatromuzu kurduk. Sonra TV programı, radyo programı yaptım. Yani tiyatronun değebileceği ucundan kenarından hepsini deneyimledim. Çünkü, tiyatroya âşıktım. Ben keyif aldıkça onlar da başarıya dönüştü.


Bir insana dokunduğunuzda, aldığınız en büyük ödüllerden çok daha büyüğünü alıyorsunuz
Herkesin hayatında olduğu gibi benim de hayatımda kırılma noktaları var. Örneğin ilk 10 yıl tiyatronun olmazsa olmazlarıyla yaşadım. Tiyatronun sert disiplinleri, sanat kaygıları, siyaset, her şey benim için çok önemliydi. Çok serttim, acımasızdım o konuda. Öyle herkes tiyatro konuşmamalı, yapmamalı filan, haddini bildirirdik, forumlara katılırdık. Sonra hayat sizin burnunuzu sürtüyor tabii ki. Yaşamın sadece sanatsal kaygılardan, keskin çizgilerden ibaret olmadığını er ya da geç öğretiyor.
Babamı kaybettim önce, sonra benim hayatımda en önemli figür olan, tiyatroyu, azdan çok yaratmayı, her şeye pozitif bakmayı öğrendiğim annemi kaybettim, sonra abimi kaybettim. Bu üç kayıptan sonra bir yerde artık dank ediyor size. Anladım ki; yaşamın özünde başka şeyler var. Önemli olan sevgiyle, anlayarak, hissederek, sabırla bir şeyi yapılandırmak. Bir insana dokunduğunuzda, aldığınız bir Oscar’dan çok daha büyük ödül alıyorsunuz. Bir insana bir şey katmak çok değerli. Çünkü o insan mahalledeki insanları, çocuğunu, eşini etkiliyor, bir “kelebek etkisi” oluşuyor. Bunu gördükçe coştum ve senin artık misyonun bu, dedim kendime. İzmir’in dört bir yanında hiç tiyatro yapmamışlarla, köylülerle, kadınlarla, 80 yaşındaki ninelerle, dört yaşındaki çocuklarla, Levantenlerle buluşmaya başladım ve bu yelpaze bana çok iyi geldi. Sanatçı kişiliğime iyi geldi, üretkenliğime iyi geldi. Yolunu çizmiş, hedefini belirlemiş biri olarak daha huzurlu, daha mutlu ilerlemeye başladım.