Seferi Kadınlar Kooperatifi: Sıfır atık, onarıcı tarım, adil kazanç…

0 Paylaşım

Kooperatifler küçük üreticilerin güçlerini birleştirerek, üretim maliyetlerinden pazarlama imkânlarına kadar pek çok alanda, tek başına altından kalkamayacakları sorunları aşmasını sağlayan bir örgütlenme modeli olmaya devam ediyor. En çok da kadın üreticilerin kooperatife ihtiyacı var. Görünmeyen emeğiyle “ev işi” denilen yükü omuzlayan, çoğu zaman bu bitmeyen iş yükü yüzünden eve hapsolan, kapının dışına adım atıp iş hayatına girdiğinde ise pek çok engelle karşılaşan kadın üretici, zaten bir adım geriden başlıyor. Kooperatif çatısı altındaki dayanışma, bu mesafeyi kapatmakta da güç veriyor kadın üreticiye.
Sevindirici bir gelişme, Türkiye’de kadın kooperatiflerinin sayısı hızla artıyor. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın verilerine göre 179’u üretim ve işletme, 43’ü kırsal kalkınma olmak üzere 222 kadın kooperatifi var. Bunun yarıya yakınının aktif olmadığını kaydetmek lazım yalnız. En çok kadın kooperatifi ise, ulaşabildiğimiz rakamlara göre İzmir’de yer alıyor.
Geçtiğimiz günlerde bunlara Seferihisar’dan bir kooperatif daha eklendi, Seferi Kadınlar Kooperatifi. Seferihisar’da her biri ayrı ayrı sebzesinden meyvesine tarımsal üretim yapan, lavanta üreten, yağını sıkan, türlü türlü sabunlar yapan, reçeller marmelatlar hazırlayan kadınlar, bir araya gelerek bir kooperatif kurdu.
Çiçeği burnunda Seferi Kadınlar Kooperatifi, ürünlerini tanıtmak ve pazarlamak için İstanbul Fuar Merkezi’ndeki doğal, organik ve sağlıklı ürünler fuarı Exponatura’ya katıldı. Çok da ilgi gördü.
Kooperatif, suyu, toprağı ve canlı çeşitliliğini koruyup geliştiren onarıcı tarım anlayışıyla üretim yapmayı esas alan, doğadan aldığı kadar doğaya kazandırmayı hedefleyen bir tarımsal üretim gerçekleştirmeyi kendisine ilke edinmiş. Sıfır atık kaygısıyla, her ürünün atığını bir başka ürünün hammaddesine dönüştürmeye çalışıyor. Ürün yelpazesindeki katma değerli ürünleri çoğaltmak için çalışmalar yapıyor.
Daha fazlasını Kooperatif kurucularından Tuğba Karahanoğlu’na sorduk:

– Zaten üretiyorsunuz, neden bir kooperatife gerek duydunuz?
– Buradaki üreticilerin sorunları ortak. Ortak sorunların da birtakım ortak çözümleri var. Hepimiz üretiyoruz, paketleyip üzerine etiket koyuyoruz, pazarda internette orada burada satmaya çalışıyoruz. Tahmin edeceğiniz üzere bunların hepsini layığıyla yapmak kolay değil. Biz zaten yaklaşık 1,5 yıldır birlikte iş yapan insanlardık. Dedik ki bunca zamandır flört ediyoruz, bunun adını koyalım. En azından bir araya gelerek ticari bağımızı geliştirelim, üretim araçlarımızı güçlendirelim. Ayrıca kooperatif olmanın sağladığı bazı müthiş imkânlar var. Örneğin kooperatif olduğumuz için tanınan uygun katılım şartları sayesinde, daha 35 günlük bir kooperatifken İstanbul’da ExpoNatura gibi kapsamlı bir fuara gidebildik, . Ya da tek başına asla gücümüzün yetmeyeceği yatırımları yapabilmek için faydalanabileceğiniz hibe programları, destekler var.


Onarıcı tarım, sıfır atık gibi, üretimde gözetmeyi ilke edindiğiniz anlayışlar var, nasıl uyguluyorsunuz?
– Örneğin bizim üzüm bağımız var, bu üzümlerden sirke ve şarap yapıyoruz. Dibine çöken çekirdekleri çıkarıyor, yıkıyor kurutuyoruz. Bir bölümün ham çekirdek olarak, bir bölümünü öğütülmüş olarak, bir bölümünün yağını, bir bölümünü de tentür yaparak satıyoruz. Aynı asmaların yapraklarından ekstratlar yapıyoruz. En son posa atık dediğimiz kısım ya gübreye dönüşmüş oluyor ya da hayvanların yemi oluyor. Sıfır atıktan kastımız bu. Aynı zamanda üzümün yağını sıktıktan sonra oluşan dip tortusunu kooperatifimizin başka bir ortağı sabun yapıyor. Yani ürünümüzün atığı başka bir ürünün hammaddesi oluyor. Kooperatif içinde kendi aramızda bir simbiyotik bağ oluşuyor.


– Ürün yelpazenize bakıldığında, tarımsal ürünlere katma değer kattığınız ürünler göze çarpıyor. Bu neden önemli?
– Birincisi tabii ki değeri ve kazancı artmış oluyor. İkincisi iklimsel olarak sürekli dönüşüyoruz ve bazı ürünleri bir gün yetiştiremez hale geleceğiz. Ürünleri daha uzun süre korumak ve yeni tarımsal ürünlerle çeşitlendirmek önem kazanıyor. Ahlat, yani yabani armut önemli bir örnek. Domuzların ve keçilerin çok sevdiği, aslında insanların da çok sevdiği ama çok kıtırlı olduğu için yiyemediği bir meyve. Biz bunları üç yıldır işliyoruz. Topluyoruz, kurutuyoruz, öğütüyoruz ve un haline getiriyoruz. İki yıldır sadece un olarak satıyorduk, bu yıl fıstık ezmesinin içine katmaya başladık ve çok güzel bir sporcu yiyeceği oldu. Ahlatlı granola olarak, çocukların da bayıla bayıla yediği güzel bir kahvaltılık malzemeye dönüştü. Üstelik bütün yabani meyve ve sebzelerde olduğu gibi aşılılara göre çok zengin bir besin değeri var. İnsülin direnci yaratmadan tokluk hissini artıran sağlıklı bir besin. Bağlarda kendiliğinden yetişen ama insanların faydalanmadığı bu kadar önemli bir meyveyi işleyip bir değere dönüştürmüş olduk.
Böylelikle toplamda bir model yaratmış oluyoruz aslında. Başka bir çıkış yolu olduğunu göstermiş oluyoruz. Doğaya zarar vermeden, aksine onu koruyup onararak tarımsal üretim yapmak ve para kazanmak mümkün. Gıda üretiminden para kazanmak için illa McDonald’s olmak zorunda değiliz. Sistemdeki bütün üreticiler, türeticiler, işletmeler aynı vizyonla hareket ederlerse hem toprağı, suyu, iklimi koruyarak üretim yapıp geçimimizi sağlamak hem de temiz gıdaya, kozmetiğe ulaşmak mümkün.

Seferi Kadınlar Kooperatifi’nin ürünlerine
www.seferikadinlar.com adresinden ulaşabilirsiniz.