Sakin adam güncesi -4

0 Paylaşım

Merhaba sevgili okur. Güzel bahar aylarının ardından yeniden sizlerle beraber olmanın mutluluğu içerisindeyiz. Bahar erken açan mandalina çiçeklerinden gelen mesajla güldürmüştü yüzlerimizi. Taşranın dar sokaklarında öksüren kömür dumanı, yerini ıhlamur ve yasemin esansına bırakmıştı. Yumuşak geçen kıştan pek şikayetçi değildik. Bahar zaten bizim mevsimimiz. Nihayetinde ılıman iklimin insanlarıyız.
Nihayet yaz geldi. Sakin kentimizin ismiyle kontrast oluşturan popülaritesi de yeniden yükselişe geçti. Normal şartlarda en fazla dört kişinin yan yana yürüyebileceği Sığacık Kaleiçi’nin dar sokaklarına, yüzlerce ziyaretçi eşzamanlı intikale başladı. Şimdi yerli halkın bahçelerinden topladıkları meyve ve sebzeler tezgahlara sıralanacak. Evlerinde yaptıkları tatlı ve böreklerin tadına bakılacak. Tüm bu leziz yiyecek ve içecek sergilerinin arasında birkaç ziyaretçi çıkacak ve tezgahın arkasında domates satan amcaya soracak: “Amcacım organik mi bu domatesler?”. “Organik, organik. Daha sabah topladım bahçeden.” Bu sihirli kelimeyi duyan ziyaretçi kişisi ise gaza gelip 5 kilo domates alacak. Akşam hazırladığı mevsim salataya bu domatesi doğrayacak. Yemek vakti salatanın tadına bakıp, “ Vallahi biz şehirde bu kadar lezzetli domates bulamıyoruz, kokusu bile bambaşka bunun. İmkanın olacak satacaksın evi barkı yerleşeceksin köye, kendi domatesini kendin yetiştireceksin.” diyecek. Ertesi gün gidecek işyerinde önüne gelene domatesi anlatacak. Sonraki akşam yeniden aynı domatesle salata yapılacak fakat bu sefer salatanın fotoğrafı çekilip, #organikdomat, #seferihisar, #sığacık, #pazargezmecesi, #salad, #villagelife vb. hashtaglerle instagram’a yüklenecek. Kısacası sevgili okur, o domates bir hafta içerisinde senden benden daha popüler hale gelecek. O saatten sonra o domates sana bana bakar mı? Bakmaz tabi! Kimin cebinde parası varsa ona bakar.
Bazen görgüsüzlükte sınır tanımıyoruz sevgili okur. Çok geriye gitmeye gerek yok, birkaç yıl evveline kadar insanların yediğini içtiğini anlatması pek hoş karşılanmazdı. Hatta anlatılacak dahi olsa “ayıptır söylemesi şunu yedik” tarzı sözlerle yumuşatılırdı. Çünkü ayıptı söylemesi. Herkesin ekonomik gücü bir değil ki. Yiyecek içecekle nispet yapmanın anlamı var mı? Şimdiyse sosyal mecralarda kahve kupası paylaşmayanı ayıplar olduk.
Fotoğrafçılık hakikaten çok keyifli bir uğraş. Hele ışık, renk, diyafram gibi kavramları tanıyorsanız daha da zevkli hale geliyor. Fakat daracık sokakta, 40 derece sıcaklıkta, gözleme ve yaprak sarma tütsüsü yüzünüze vururken yürümeye çalışıyorsanız, tam da o sırada 3 kişilik bir arkadaş grubu sokağın göbeğinde selfie çekmek için barikat kurmuşsa, işte o zaman tüm sanatlardan soğuyorsunuz. O vakit anlıyorsunuz ki sanat ne toplum içinmiş ne de sanat için. Doğrusu efendim, sanat, doyumsuz egonun masasına meze olmak içinmiş. İsterseniz her köşe başında, bütün cumbalı evlerin önünde fotoğraf çektirin, doyuramazsınız nefsinizi. Çünkü popüler kültürün yegâne amacı, tüketim toplumunun kısır döngüsünü yeniden ve yeniden üretebilmek için, şahısların tatmin olma güdülerini tek yönlü ve idare edilebilir mecralara kanalize etmek.
Tüm bu teorik teferruatın ötesinde yaşananlar ise, saliseler içerisinde verilen istem dışı bir karardan ibarettir; durup beklemek ya da fotoğrafın ortasına dalarak “bi bitmediniz abi” bakışı atmak. Bizim güzel yürekli ve sabırlı insanımız genelde birinci seçeneği tercih ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir