- Seferi Keçi’de Gaye Boralıoğlu’yla “Her Şey Normalmiş Gibi” - Mart 25, 2026
- Seferi Keçi’de doğada öğrenme konuşuldu: Gaye Amus ile “Doğada Öğreniyoruz” - Mart 8, 2026
- Seferi Keçi’de tohumlar elden ele - Şubat 12, 2026
Seferihisar’da Seferi Keçi’nin düzenlediği etkinlikte, Finlandiya’da yaşayan eğitimci Gaye Amus, doğada öğrenme, orman okulu yaklaşımı ve alternatif eğitim modelleri üzerine deneyimlerini paylaştı.
Etkinliğin video kaydını Youtube kanalımızdan izleyebilirsiniz.
Yağmurlu havaya rağmen yoğun ilgiyle gerçekleşen buluşmada Amus, sınav ve sınıf merkezli geleneksel eğitim sisteminin çocukların merakını ve öğrenme isteğini törpülediğini, doğanın ise başlı başına güçlü bir öğrenme ortamı sunduğunu vurguladı.
Etkinliğin açılışında Türkiye’de eğitimin büyük ölçüde dört duvar arasında, sınav odaklı bir yarışa sıkıştığını hatırlatıp “Daha farklı bir eğitim mümkün mü?” sorusu ortaya kondu; Gaye Amus da bu soruya hem kendi yolculuğuyla hem Finlandiya deneyimiyle yanıt verdi.

Mühendislikten eğitime uzanan yol
Gaye Amus konuşmasına kendi yolculuğunu anlatarak başladı. Aslen mühendislik eğitimi aldığını, mezun olduktan sonra “fabrika, verimlilik, satış grafikleri” arasında bir hayat yerine insanın iyi olma haline odaklanan bir yol seçtiğini söyledi.
Deprem sonrası gönüllü öğretmenlik yaptığı dönemi bir dönüm noktası olarak anlatan Amus, “Çocukların gözündeki ışığı gördüm; o an eğitim alanında bir şeyler yapmak istediğimi fark ettim” dedi.
Bu süreçte alternatif eğitim yaklaşımlarıyla tanıştığını, Montessori ve Waldorf gibi modelleri incelediğini, ancak kalbine en çok dokunan yaklaşımın İtalya’da ortaya çıkan Reggio Emilia olduğunu paylaştı.
Reggio Emilia’nın temel sorusunun “Çocuk kimdir?” olduğunu vurgulayan Amus, “Eğitimde önce bu soruya verdiğimiz cevabı değiştirmemiz gerekiyor; çocuğu pasif alıcı değil, merak eden, üreten, soru soran bir özne olarak görmeliyiz” dedi.

Ormanda öğrenen çocuklar: Dört duvarın dışı da sınıf
Gaye Amus’un eğitimi öğrenme yolculuğu onu Kuzey Avrupa’ya götürdü. Norveç, İsveç, Almanya ve Finlandiya’da eğitim uygulamalarını yerinde gözlemlediğini anlatan Amus, özellikle doğada yapılan eğitim çalışmalarından çok etkilendiğini söyledi.
“Sabah çocuklar ormana geliyor, oyun oynuyor, keşfediyor” diyen Amus, orman anaokullarında öğrenmenin büyük ölçüde serbest oyun ve deneyim üzerinden ilerlediğini anlattı:
“Orman sadece bir mekân değil, aynı zamanda öğretmen. Ağaç, su, toprak, böcek… Hepsi birer eğitim malzemesi.”
Bu yaklaşımın yalnızca okul öncesi için değil, ilkokuldan üniversiteye kadar uygulanabileceğini vurgulayan Amus, öğrenmenin hayatla bağlantılı olması gerektiğini belirtti.
“Bir pantolonun nereden geldiğini merak eden çocukla pamuktan fabrikaya kadar bir yolculuk yapılabiliyor. Pizza yapmak isteyen çocuklarla bahçede domates yetiştiriliyor. Matematik, coğrafya, kültür, ekoloji… Hepsi bu sürecin içinde, doğal biçimde öğreniliyor” diyerek somut örnekler verdi.

“Kötü hava yoktur, yanlış kıyafet vardır”
Finlandiya’da doğa temelli eğitimin yıl boyunca sürdüğünü anlatan Amus, çocukların eksi 20’ye varan derecelerde bile dışarı çıktığını söyledi.
“Kötü hava yoktur, yanlış kıyafet vardır” cümlesinin Finlandiya’da ebeveynlerin ve öğretmenlerin sıkça kullandığı bir motto olduğunu, aslında çocuklara verilen gizli bir mesaj olduğunu anlattı:
“Çocuğa ‘Hava kötü, dışarı çıkma’ dediğinizde, yağmurdan, rüzgârdan, doğadan korkmayı öğretiyorsunuz. Doğru giyindiğimiz sürece hareket etmek, temiz hava almak, yağmurda yürümek çocukların hem fiziksel hem ruhsal sağlığı için çok kıymetli.”
Amus, doğada eğitimin “bıraktık ormana, ne olursa olsun” gibi kontrolsüz bir alan olmadığının altını çizdi. Öğretmenlerin her etkinlik öncesinde risk analizi yaptığını, hava durumunu, zemin koşullarını, en yakın sağlık merkezini, ilk yardım olanaklarını planladığını; yaş grubuna göre de etkinlikleri uyarladıklarını anlattı.

Risk ve tehlike: Sınırları öğrenmenin yolu
Söyleşide doğada eğitimin en çok tartışılan başlıklarından biri olan güvenlik meselesi de geniş yer tuttu. Gaye Amus, “risk” ve “tehlike” kavramlarının karıştırılmaması gerektiğini vurgulayarak şöyle dedi:
“Tehlike, ölümcül ya da ağır yaralanma riski taşıyan durumlar. Bunlardan elbette kaçınmak zorundayız. Ama risk, çocuğun kendi sınırlarını öğrenmesine yardımcı olan bir alan. Çocuk doğada kendi risk değerlendirmesini yapmayı öğreniyor: ‘Buraya basarsam kayar mıyım, bu dala çıkabilir miyim, bu taşın üstünde dengemi koruyabilir miyim?’”
raştırmalara göre kapalı alanlarda yaşanan kazaların açık alanlara göre daha fazla olduğuna dikkat çeken Amus, doğanın çocukların hareket ve keşif ihtiyaçlarını karşılayan güvenli bir ortam da olabileceğini ifade etti.
Finlandiya eğitiminden ne çıkarabiliriz?
Finlandiya eğitim sisteminin başarısının yalnızca akademik sonuçlarla açıklanamayacağını belirten Amus, bu sistemde çocukların “iyi olma halinin” merkezde olduğunu söyledi..
“Matematik ve fen başarısı elbette önemli ama tek ölçü bu değil. Çocuk mutlu mu, güvende mi, kendini ifade edebiliyor mu, hayatla bağ kurabiliyor mu? Asıl sormamız gereken sorular bunlar” dedi.
Gelen sorular üzerine Finlandiya’da öğretmenlere duyulan güvenin ve öğretmenlik mesleğinin yüksek saygınlığının sistemin kilit unsurlarından biri olduğunu anlattı. Öğretmenlerin “denetlenecek memur” değil, kendi alanında uzman, bilimsel çalışan ve sözüne güvenilen kişiler olarak görüldüğünü; okullarda müfettiş baskısı yerine öğretmen–müdür–aile iş birliğine dayalı bir kültür olduğunu paylaştı.
Her çocuğa mümkün olduğunca eşit koşullar sağlanmasının, kaynaştırma sınıflarının ve erken yaşta başlayan çok disiplinli destek mekanizmalarının da Finlandiya modelinin önemli parçaları arasında olduğunu söyledi.
Köy enstitülerine selam: “Tekerleği yeniden icat etmiyoruz”
Konuşmanın sonunda Türkiye’nin eğitim tarihine de dönen Gaye Amus, köy enstitülerini doğayla ve üretimle iç içe bir eğitim deneyimi olarak andı. “Türkiye’nin kültürü ve coğrafyası inanılmaz zengin. Dağlar, ovalar, endemik bitkiler, köyler, şehirler… Aslında her yer bir öğrenme alanı. Köy enstitülerinde bu ruhun bir örneğini zaten gördük; tekerleği yeniden icat etmiyoruz, hatırlatıyoruz” dedi.
Amus’a göre doğa temelli eğitim sadece bir pedagojik tercih değil, aynı zamanda çocukların yaşamla bağ kurmasını sağlayan bir yaklaşım:
“Yaşamın kendisi en güçlü öğretmen. Biz yetişkinler önce kapıyı açalım; çocuk zaten gerisini getiriyor.”
Seferi Keçi’nin bu buluşması hem öğretmenler hem ebeveynler hem de meraklı dinleyiciler için, dört duvarın dışına taşan bir eğitim hayalini konuşmanın ve küçük de olsa adım atmanın yollarını tartışarak sona erdi.













