“Hayatta Kalmanın Gündelik Hesaplarını Yapmak İstemiyoruz”
Gündem oldukça yoğun. Hem dünyada hem de Türkiye’de derinleşen çoklu krizler çağında mücadele en çok gençler etrafında gelişiyor. Yakın zamanda Boğaziçi Üniversitesi’nde başlayan beslenme hakkı mücadeleleri birçok üniversiteye sıçramış durumda. Temel bir hak olan beslenme hakkına erişemeyen öğrenciler, okullarda tüm gün aç kalıyor. Özel okullarda ise yıllık yüz binlerce lira ödenen yemekhane ücretlerine rağmen öğrenciler, nitelikli, sağlıklı ve yeterli bir beslenme menüsünden oldukça uzak bir işleyişle karşı karşıya kalıyor. Yemekhanelerin özel şirketlere devredildiği bu sistem, beslenme hakkının ticari bir alana dönüşmesini de beraberinde getiriyor.
Türkiye’de uzun zamandır bir beslenme hakkı mücadelesi yürütülüyor. Tartışmaların odağında ise bu durumdan en çok etkilenen gruplardan biri olan çocuklar yer alıyor. 2024 yılından bu yana çalışmalarını sürdüren Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu, Türkiye nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturan 18 yaş altı bireylerin okullarda en az bir öğün ücretsiz yemeğe ve temiz suya erişim hakkı için mücadele ediyor. Çocukların fiziksel ve ruhsal iyilik hâlini destekleyecek, okullardaki çatışmaları azaltacak ve gelecekteki sağlık yükünü hafifletecek kamusal bir politika olarak okul yemeği uygulaması büyük önem taşıyor.
Bu mücadelede öznelerin kendi deneyimlerini ve sorunlarını görünür kılması, çözümün mümkün olabilmesi açısından önemli bir adım. Beslenme hakkının öğrencilerin gündelik yaşamında nasıl karşılık bulduğunu anlamak için daha önce bir devlet lisesinde okumuş, şu anda ise özel bir okulda öğrenim gören Ayşe* ile konuştuk. (*İsim, kişinin kimliğini korumak amacıyla değiştirilmiştir.)
İmkânlar değişse de eşitsizlikler sürüyor
– Biraz kendinden bahsedebilir misin? Kaçıncı sınıftasın, okulda günün nasıl geçiyor?
– Merhaba. Güncel olarak İzmir’de bir özel okulda, 11. Sınıf öğrencisiyim. Lise eğitimimin ilk iki yılını yatılı bir devlet lisesinde geçirdim dolayısıyla devlet liselerindeki duruma da hakim olduğumu düşünüyorum. Günümün 8-9 saati okulda, 2-3 saati ulaşımda geçiyor.
– Özel okulda okuyorsun ama farklı türdeki (devlet, Anadolu, meslek vb.) okullarda okuyan arkadaşların da vardır. Arkadaş çevrenle konuştuğunda, okullardaki genel durum ve ortam hakkında neler gözlemliyorsun?
– Daha önce bir devlet lisesinde de eğitim gördüğüm için farklı okul türleri arasındaki eşitsizlikleri içeriden de değerlendirebiliyorum. Türkiye’de okulların sunduğu imkânların, öğrencilerin sosyoekonomik koşullarına ve yaşadıkları bölgelere göre ciddi biçimde farklılaştığını düşünüyorum. Bu farklılıklar salt eğitimin niteliğinden öte, sınıf mevcutlarından fiziksel altyapıya, sosyal ve kültürel etkinliklerden beslenme ve ulaşım olanaklarına kadar uzanıyor. Elbette devlet okullarının tamamını yetersiz, özel okulları da nitelikli olarak değerlendirmek mümkün değil. Ancak öğrencilerin eğitim olanaklarının her bileşeninin ailelerinin ekonomik gücüne bu kadar bağımlı olması başlı başına bir sorun. Bir devlet okulundan özel okula geçtiğimde bu farkın ne kadar derin olduğunu, özel okuldaki arkadaşlarıma devlet okullarında sabuna, tuvalet kağıdına, temiz tuvaletlere erişimin mümkün olmadığını; devlet liselerindeki arkadaşlarıma ise içme suyuna erişimin mümkün ve normal olduğunu anlattığımdaki yadırgamalarına şahit olduğumda kavramıştım.

Hem yetersiz hem niteliksiz
– Gün boyunca okulda beslenme sürecin nasıl işliyor? Günlük bütçen veya harçlığın okulda doyurucu ve dengeli beslenmeye yetebiliyor mu?
– Şu anda bir özel okulda öğrenim görmem sebebiyle dengeli bir öğüne erişebildiğimi söyleyebilirim. Ancak özel okullardaki durumun da kusursuz olmadığı, yıllık yemek ücretinin fahişliğinden ve beslenmenin kimi okulda kâr aracına dönüştürülmüş olmasından anlaşılabilir. Başka okullardaki arkadaşlarımdan öğrendiğim kadarıyla kimi dershaneden bozma özel liselerde yemek ücretinin ucuz görünmesine karşın yemeklerin kötü nitelendirilmesinden dolayı öğrencilerin öğünlerini dışarıdan yemeye yönelmesi de buna eklenebilir. Devlet okullarında ise durum daha da çarpıcı, devlet lisesinde okuduğum dönemde yurtta burslu kaldığımdan dolayı üç öğün yemeğe ücretsiz erişebiliyordum ancak bu bursluluk durumu, ailenin sosyoekonomik düzeyinden ziyade, öğrencinin ailesindeki herhangi bir kişinin sigortası olup olmamasıyla belirleniyordu, bundan dolayı bölgede çok yaygın olan sigortasız çiftçi ailelerinin çocukları veyahut ailesi kayıtsız işlerde çalışan göçmen arkadaşlarımız gelir durumlarını belgeleyemediği için bundan yararlanamayabiliyordu. Yurtta verilen öğünler hem besin değeri hem de porsiyon açısından çok yetersizdi ve sık sık yemekten rahatsızlanma, zehirlenme gibi durumlar oluşuyordu. Porsiyonların yetersizliği nedeniyle, içerikleri belli olmayan atıştırmalıkları ve hazır gıdaları tüketmeye mecbur kalıyorduk. Besin değeri açısından değerlendirirsek, makarna ve pilavın aynı öğünde yanında yalnızca yoğurtla verildiği günler oluyordu. Dolayısıyla bunları yemektense dışarıdan bir şeyler yemeye mecbur kalıyorduk ve kısıtlı bütçeyle tek alternatifimiz fast food türü yiyecekler oluyordu. Ayrıca hormonal bozukluklara sebep olması kanıksanan ve alay konusu olacak kadar normalleşen, yemeklere şap atıldığı iddiası da tüm bunların cabası ve yemekhaneye duyulan güvensizliğin kanıtıydı.
Gündüzlü bir meslek lisesinde öğrenim gören bir arkadaşım, zorunlu staja giden bir başkası, öğle yemeğini hayatından tamamen çıkardığını söylüyordu. Zorunlu staj yaptığı fabrikada öğle yemeği verilmiyormuş. Okulda geçirdiği zamanda da hijyen takıntısı olmayan birinin dahi bir şeyler yemekten çekineceği kantini tercih etmediğini, dışarıda ise yemediğinde midesinin daha huzurlu olduğunu söylediği fast food türevi yiyecekleri tüketmektense günde on saat aç kalmayı tercih ettiğini söylemişti.
– Okul kantinindeki fiyatlar ve satılan yemeklerin/ürünlerin içeriği (kalitesi, doyuruculuğu, çeşitliliği) hakkında ne düşünüyorsun?
– Şu an öğrenim gördüğüm okuldaki beslenme politikasından memnun olduğumu söyleyebilirim. Ancak geçmiş eğitim yaşantımda, normalde yönetmeliklerde yasak olduğu belirtilen gazlı içecekler, cips gibi atıştırmalıkların satıldığını ve öğün yerine geçebilecek tek alternatifin ekmek arası yiyecekler olduğunu söyleyebilirim. İlkokul ve ortaokul anılarımı yokladığımda, herhangi bir kurumsal market gibi yerlerde göremeyeceğim ve bir daha da görmediğim oyuncaklı garip yiyeceklerin kantinde satıldığını hatırlıyorum.

Sınıfsal ayrım evde de okulda da
– Öğrencilerin okula evden yemek getirmesi mümkün oluyor mu? Sence lisede yanında yemek taşımak kullanışlı ve kolay mı, nasıl karşılanıyor?
– Kaçıncı sınıfta olursak olalım, okula derslerde kapağını dahi açmadığımız kitapların ağırlığını taşıyan en az 4-5 kg çantalarla gidiyoruz. Yemek yiyeceğimiz kabın sağlıklı olabilmesi için cam yahut iyi bir plastik olacağını düşünürsek, ilaveten bunun ağırlığını taşımak işlevsiz olur. Ayrıca, lise öğrencileri için konuştuğumuzda örgün öğretimdeki bir öğrencinin kendi yemeğini hazırlamaya zamanı kalacağını sanmıyorum.
– Lisede evden kapta yemek getirmek arkadaşlar arasında nasıl karşılanıyor? Çekinme, garipsenme ya da farklı görülme gibi sosyal kaygılar yaşanıyor mu?
– Ortaokul yıllarımda bunun ayıplandığını hatırlıyorum ancak günümüzde sosyal medya etkisiyle evden yiyecek getirmenin yaygınlaştığını ya da yaygınlaşabileceğini düşünüyorum. Ancak bu eğilimin YouTube’daki Muhammed Haşim ve emsallerinin yarattığı estetikle birlikte belirli sınıfsal sınırlara takıldığı kanaatindeyim. Yani evden yemek götürmek trendleşti ama bununla birlikte getirdiğin yemeğin içeriği ve getirdiğin kabın markası da bu trende dahil oldu.
– Yediğiniz yemeklerin kalitesi ve miktarı sence eğitiminizi, dersteki dikkatinizi nasıl etkiliyor? Özellikle öğleden sonraki derslerde açlık ya da kalitesiz beslenme yüzünden odaklanma sorunu, yorgunluk veya baş ağrısı yaşayan arkadaşların oluyor mu?
Açken anlama kapasitemiz düşüyor elbette. Yemeye mecbur bırakıldığımız ucuz alternatifler olan kötü yağlı, dengesiz bir şeyler yediğimizde de kan şekerinin dalgalanmasıyla bir anda bitkin hissedebiliyor yahut yediğimiz şeyin içeriğinden rahatsız olabiliyoruz.
– Okulda temiz, güvenilir ve ücretsiz içme suyuna ulaşabiliyor musunuz? Matara dolduracak bir sistem var mı, yoksa suyu da kantinden satın almak zorunda mı kalıyorsunuz?
– Çoğu devlet okulunda arkadaşlarımız maalesef, temiz suya erişemiyor ve ders saatleri evden getirilecek bir matara suyun yetmeyeceği kadar uzun. Bu durum yalnızca devlet liselerine özgü değil, pet şişede su satılan özel okullarda da inanılmaz bir plastik israfıyla suya erişim olduğunu söyleyebiliriz.
– Sağlıklı gıdaya ve suya erişim okullarda tam ve ücretsiz olarak sağlansa, sence okullarda ve öğrencilerin hayatında neler değişir?
– Sürüklendiğimiz geleceksizliğin içinde bizler, yeme-içmemizden, tuvaletin temizliğinden-sudan sabundan tutun okulumuzda güvenlik olup olmayışına kadar, enerjimizi, bir de hayatta kalmanın gündelik hesaplarına ayırmak zorunda bırakılıyoruz. Öğrencilerin en temel haklarını ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesinin ailelerinin ekonomik gücüne veya okullarının türüne bağlı olmaması, her şeyden evvel temel bir insanlık hakkı. Elbette bu, eğitimdeki sınıfsal eşitsizlikleri tek başına ortadan kaldırmazdı ancak en temel insani ihtiyaçların dahi metalaştırıldığı bir düzlemde, beslenmenin bir ayrıcalık yahut sosyal yardım olmaktan çıkması kamusal hak olarak güvence altına alınması önemli bir kazanım olurdu.

















Bir cevap yazın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.