Adil ve sağlıklı çocuk beslenmesi -3- Kadifekale’den annelerle röportaj
Gıda krizi, ailelerin ve bireylerin kişisel bir sorunu gibi gösterilmeye devam ederken en büyük sorumluluğu annelerin üzerine bırakıyor. Çocukların beslenememesi sadece annelerin yetersizliği veya hatası gibi sunulurken kamu, kamusal sorumluluğundan tamamen çekilmiş durumda gözüküyor.
İzmir’in Kadifekale semti, görece “ötekilerin” daha yoğun yaşadığı, hane ekonomilerinin güvencesiz ve kayıtsız işlerle yürütüldüğü mahallelerden biri. Kadifekale’de yaşayan ve okula giden birden fazla çocuk büyütmeye çalışan iki anne* ile bir araya geldik. Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan “Bugün çocukları nasıl besleyeceğim?” derdi, gece yatağa yatsalar da akıllarının bir köşesinde kalmaya devam ediyor.
Akşam kapıdan aç ve agresif giren çocuklar toplumumuzun görmezden geldiği en büyük gerçeklerinden biri. Görmemeye devam ettikçe de bu tablo değişmeyecek. Evde kalan çocuktan üniversiteye giden gence kadar tüm çocukların beslenme yükü annelerin sırtına bindi. Arkadaşının yanında mahcup olmasın diye kendi boğazından kısan annelerle çocukların yaşadığı çaresizliği konuştuk.
Anlattıkları sadece iki ailenin değil; Türkiye’de milyonlarca dar gelirli evin ortak hikâyesi…
Bizim yakıcı gerçekliğimiz!

‘Sabah koyduk gitti, öğlen ne yiyecekler?’
– Öncelikle görüşmeyi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Biraz kendinizden bahseder misiniz? Okula giden kaç çocuğunuz var?
– Fatma Hanım: Üç çocuğum var. İki çocuğum okula gidiyor. Kadifekale’de yaşıyoruz. Beslemede sıkıntı yaşıyoruz. Her sabah ne koyacağımızı düşünüyoruz. Hadi sabahları koyduk gitti, öğlen ne koyacağız? Hani okulda bir öğün yemek verseler çocuklara çok iyi olur. Bence, benim düşüncem bu.
Bir tanesi üniversiteye gidiyor, bir tanesi liseye gidiyor. Bence onlara da bir destek yapabilirler. O da yok, o da yok. “Devlet okutsun, özellikle kız çocukları okusun, yanlarındayız” diyorlar. Kızlar bursluluk sınavına giriyorlar. Diyelim iki puanla kaybettikleri zaman çok zorlarına gidiyor. Bu sefer ne oluyor? İstekleri kırılıyor. Mesela 420 alıyorlar geçemiyorlar, 435 puan alamadığı için o çocuk hayallerinden vazgeçiyor.
– Ayşe Hanım: Dört çocuğum var. Biri 6 yaşında, biri 8 yaşında. Kadifekale’deyiz. Üçü okula gidiyor; biri üniversiteye gidiyor, biri bütün gün evde kalıyor, biri liseye gidiyor. O geliyor, “Hadi akşam ne koyacağım?” sorusu başlıyor. Hadi sabahı verdim, öğlen yediler, peki akşam? O sıkıntı bizde çok var.
‘Bir küçük tost 60-70 lira; birini sevindirsek diğeri alınıyor’
– Üniversitede, lisede ve ilkokulda çocuğunuz var ve bu üçü için de aynı çaresizliği yaşadığınızı söylüyorsunuz, öyle mi?
– Ayşe Hanım: Benim düşüncem ilk günden beri bu yönde, özellikle bu sorunumuz çok büyük. Bizim bu çevrede oturan bütün kadınların bu desteğe ihtiyacı var. Kadınlara yardım etseler, çocuklarına mesela bir öğün yemek verebilirler bence. Ya da bir öğün yemek olmasa bile kantinde geçen bir beslenme kartı verilebilir.
– Gıda krizi ve ekonomik kriz hepimiz için derinleşti. Sofralarımızı doldurmakta zorlanıyoruz. Sizin evde durumlar nasıl? Gıda fiyatlarındaki artış mutfağınızı nasıl etkiledi?
– Fatma Hanım: Çocuklar okula gittiği için her gün beslenmelerine değişik bir şeyler istiyorlar. Her gün aynı şeyi yemiyorlar. Para verdiğim zaman kantinden bir şey almak istiyorlar ama kantinden de alamıyorlar. Bir küçücük tostu 60-70 liraya satıyorlar. İki çocuk gidiyor; birine versem diğerine vermesem bu sefer “Ona verdin, bana vermedin” diye alınıyor. Her gün beslenmesine ekmek arası yapıyorum, yemeyip geri getiriyorlar.
– Ayşe Hanım: Çocuklar da evden konulanı yemiyor aslında. Her gün değişik yemek istiyorlar ama pek mümkün olmuyor. İki üç günde bir aynı şeyleri koymak zorunda kalıyorum. Çevremizde market de yok. Çocuk bir şey istediğinde gidip hemen alalım desek o da yok. İllaki Eşrefpaşa’ya ya da başka yere gideceğiz ki ihtiyaçları alalım.
Bizim ev çok kötü etkilendi. İhtiyaçları, her şeyi alamıyoruz. Özellikle et isteseler, “Haftanın bir günü olsun” deseler o da zor. Çocuklar köfte, kırmızı et, balık istiyorlar. Gerçekten çok zor. Çocuklar da etkilendi, biz de etkilendik. Yeri geliyor, yetmediği zaman istesek de istemesek de bunu çocuklara yansıtıyoruz.
Eskiden 1 TL’ye 4 tane ekmek alabiliyorduk. 10 tane çocuk olsa da bir sıkıntı yoktu. Şu anda bir ekmek 12-15 TL, pide 22-23 TL civarlarında. 4 pide almaya kalksan al sana 100 lira para. Eskiden 1 TL’ye 4 ekmek alabiliyorduk. Gerçekten şu anda ekmekten bile kısıyoruz.

‘Çocuklar mahcup olmasın diye kendi boğazımızdan kısıyoruz’
– Çocukların beslenmesine öncelik vermeye çalışırken kendi ihtiyacınızdan veya evin diğer giderlerinden kısmak zorunda kalıyor musunuz?
– Fatma Hanım: Oluyor. Mesela kendime bir şey alacakken almıyorum. Çocukların gözü başkalarında kalmasın, arkadaşlarının yanında eksik görünmesinler diye mecbur onlara yapıyoruz, kendimizden kısıyoruz.
– Ayşe Hanım: Özellikle anne baba olarak biz gerçekten kendimizden çok kısıyoruz. Çocuklarımıza yetsin, arkadaşlarının içinde mahcup olmasınlar diye… Okulda bir su bile 20 lira olmuş. Bazen çocukların suyu yetmiyor. Çocuklar bir su bile alamıyor. Bazen bir su parası bile koyamıyoruz yanlarına. “Suyunuz bitince gidin alın” diyemiyoruz. Ne oluyor? Çocuk bütün gün eve gelene kadar susuz kalıyor. Ben bunu çok yaşıyorum.
– Fatma Hanım: Bizde de öyle… Sabah koyduğun suyla kalıyor çocuk. Bir suluk yetmiyor. Kışın yine idare ediyorlar ama yazın yetmediği zaman oğlum, “Anne, ben ya mutfaktan ya da bahçedeki çeşmeden dolduruyordum” diyordu.
‘Her şey pahalı: Çocuklar için beslenme çantası hazırlamak mücadeleye dönüştü’
– Peki beslenme çantalarına genelde neler koyuyorsunuz?
– Ayşe Hanım: Bazen patates kızartıp koyuyorum, bazen ekmek arası salam. Haftada bir kere kantinden tost almak istiyor, tost alıyor. Akşamdan makarna yaptıysam kalırsa sabahtan onu götürüyor. Elif götürür ama Ferhat asla götürmez; Ferhat bakkal, kantin şeylerini istiyor. Hamur işi yaptığım zaman koyuyorum, öyle idare ediyorum.
Acıktığı için demek ki, yetmiyorsa artık, yemeğini de bitirmiyor. Okul çıkışında o yemeği de yiyor tekrardan. Ama bilmiyorum artık 2-3 gündür Ferhat’ta hani böyle bir değişiklik var. “Okula gitmek istemiyorum” diyor. Karnı doymuyor, aç kalıyor. Bir de bir şey fark ettim. Erkek çocuğu kızdan biraz daha fazla yiyor. Erkek çocuğu sürekli bir şey atıştırmak istiyor ve bir şey yemek istiyor. Karnı doymadığı zaman sinirli olabiliyor. Kız çocuğunun biraz daha az ihtiyaçları var. Elif’te hiç yemek konusunda sıkıntı çekmiyorum. Ama Ferhat’ta daha yeni başladığına rağmen sıkıntı çekiyorum. Bir de her şeyi yemiyorlar. Her istediklerini yapmak gerçekten mümkün olmuyor.
– Doyurucu bir beslenme hazırlama süreci sizi nasıl zorluyor?
– Fatma Hanım: Yapacak bir şey yok, zorlansak da zorlanmasak da mecbur bir şeyler koyacağız. Mesela iki üç akşamdır Ferhat durmuyor, sinirinden okul çıkışında ağlıyor. “Ne oldu, Ferhat, niye okula gitmek istemiyorsun?” diye sordum. “Artık acıkıyorum” diyor.
Acıktığı için ağlıyor, eve zor yetiştiriyorum. Karnı doymadığı için okula gitmek istemiyor. Bir de erkek çocuğu kızdan daha fazla yiyor, sürekli bir şey atıştırmak istiyor. Karnı doymadığı zaman sinirli olabiliyor. Elif’te yemek konusunda sıkıntı çekmiyorum ama Ferhat’ta daha yeni başlamasına rağmen çok zorlanıyorum. Bir de her istediğini yapmak gerçekten mümkün olmuyor.
– Haftalık düşündüğünüzde çocukları doyurmak için neler yapıyorsunuz?
– Fatma Hanım: Bir sigara böreği koyabiliyorum, ekmeğe çikolata sürüyorum, bazen poğaça koyuyorum. Poğaça sevmez, poğaça geri eve gelir. Yanına bir ayran parası veriyorum. Akşamdan sarma yaparsak onu götürüyor. Öğlenci olduklarında akşam yemeğinden kalanı değerlendirebiliyorduk ama şimdi sabahçı oldukları için akşam yemeğini sabah kahvaltısı niyetine çocuğa veremiyorsun. Tam gün veya yarım gün olmasına göre planlama değişiyor.
– Ayşe Hanım: İhtiyaçlarını karşılayamıyoruz. Ya çikolatalı ekmek ya krep ya da sigara böreği yapıyoruz karnı doysun diye. Ama aklımız hep onlarda. Eve gelseler de açlar. En sessiz olan çocuk bile et istiyor, döner istiyor. Çocuk bu; pizza, hamburger ister ama imkansız olduğu için veremiyoruz.

‘Okuldan ağlayarak geliyor, “Açım” diyor’
– Okuldan eve aç döndüklerine ya da beslenme yetersizliği nedeniyle üzüldüklerine şahit oldunuz mu?
– Fatma Hanım: Çok şahit oldum. Daha kapının önünde “Açım” diyerek çantasını atıyor. Hatta bazen ağladığı da oluyor. Karnı doymadığı için ağladığı. Açım dediğini duydum, şahit oldum.
– Ayşe Hanım: Benimki de aynı. Aynen öyle. Hoşuna gitmeyen şeyi koyarsan da geri eve gelir, öyle aç. Artık okulda ağlamaya başlar eve gidene kadar, açım diye.
– Arkadaşlarının beslenmesiyle kendi durumlarını kıyaslıyorlar mı?
– Fatma Hanım: Söylüyorlar tabii. “Arkadaşım bugün bunu getirdi, annesi bunu koymuş” diye anlatıyorlar.
– Ayşe Hanım: Çocuklar bunu çok dile getiriyor. Beslenme koyduğumuz zaman üçü de başkalarının imkanı daha çok diye söylenir. “Arkadaşım sürekli kantinden yiyor, ben niye yemiyorum?” sorusunu çok duydum. “Arkadaşımız sandviç yapıyor” diyorlar. Ben sırf mahcup olmasınlar diye bazen evde sandviç ekmeği alıp üçüne de yapmaya çalışıyorum. Hep diyor, “okulda anne bu sandviç yedi, niye bu sürekli bakkala gidiyor”… Anneleri cüzdan koyuyor herhalde yanlarına. Bakkala gidip geliyorlar. “Benim niye cüzdanım yok? Niye istediğim saatte gidip kantinden bir şey alamıyorum?” diyor. Ben bu sorularla çok karşılaştım.
– Fatma Hanım: Evden aynısını koysan bile gözleri kantinde. İllaki kantinden bir şey almak istiyorlar.
‘Kantinde bir tost bir ayran 100 lira; hijyenik de değil’
– Kantin fiyatları ve satılan gıdaların niteliği hakkında ne düşünüyorsunuz?
– Fatma Hanım: Fiyatlar çok pahalı. Bir tostla bir ayran bizim kantinde 100 lira. O kadar da hijyenik değil. Koydukları iki tane sucuk var; biri başında, biri sonunda… Ben kendim şahit oldum. İçindeki sucuğa bin şahit lazım, ben olsam yemem. Valla hem de çok pahalı. Üstelik markasız kekler, jelibonlar, topitoplar satılıyor. Bunların kantinde olmaması lazım ama sadece para kazanmak için satıyorlar.
– Ayşe Hanım: Aynen bence de öyle. Küçücük tost ile bir ayran 100 lira. Bir de doymuyorlar. Doyacaklarını bilsem içim acımayacak. Kantinden tost alsa bile doymayacağı için yanına evden ekstradan bir şey koymam gerekiyor. Geçen gün istedi, “Gönlü olsun” diye aldım ama doymadı. Evden koyduğumu da yedi. ‘Tostunu da yedin mi?’ dedim ‘evet, ikisini yedim sonra doydum’” dedi.
– Çocuklar okulda kaç saat kalıyor?
– Ayşe Hanım: Bir buçuktan altı buçuğa kadar, yani 5 saat okuldalar. Evde kahvaltı yapıp çıkıyorlar, okulda ne zaman yiyebilirlerse o… Eve geldiklerinde baygınlık geçirecek hale geliyorlar, doyuruyorum odur yani sesini kesiyorum.
– Fatma Hanım: Benimkiler 8’de gidip 1’de çıkıyor, onlar da 5 saat okulda kalıyor.
Çözüm çağrısı: ‘Okullarda ücretsiz sıcak yemek ve süt verilmeli’
– Okulda verdikleri sıcak bir yemek gibi mi? Okullarda her gün bir öğün ücretsiz ve sağlıklı yemek verilseydi bu durum size ve çocuğunuza nasıl gelirdi?
– Fatma Hanım:Okullarda kesinlikle ücretsiz sıcak yemek verilmeli. Devletin çocuklara bir öğün yemek sağlaması lazım. Hani bir öğün olsa bile yine iyi olur yani. Ayrıca meyve suyu yerine çocuklara ücretsiz süt dağıtılabilir. Çocukların gelişimi ve vitamini için bu çok önemli.
Yani bu herkes için. Sadece ilkokula giden değil. Valla lisedeki de çok sıkıntı çekiyor. İşe giden çocuklar da sıkıntı çekiyor. Fark etmiyor. Okula giden bütün çocuklar çekiyor. Ama bence en çok da ilkokula giden öğrencilerin de biraz daha ihtiyacı var… Daha küçükler, beslenmeye daha çok ihtiyaçları var.
– Ayşe Hanım: Bence de verilmeli. Bir öğün sıcak yemek bile bizim için çok büyük kolaylık olur. Yanında iki günde bir ceviz, kuruyemiş, kayısı gibi beynin gelişimi için gerekli gıdaları beslenmelerinde görmek isteriz. Bu sadece ilkokul değil; lise öğrencisi de çalışan gençler de sıkıntı çekiyor. Ama en çok ilkokul çocuklarının ihtiyacı var, çünkü onlar daha küçükler ve beslenmeye daha çok muhtaçlar.
* Teşekkür ve Açıklama
Saha çalışmasında desteğini esirgemeyen ve bu görüşmeyi mümkün kılan Rozerin Özer’e kalp dolusu teşekkürler!
Röportajda yer alan isimler, kişilerin mahremiyetini korumak amacıyla değiştirilmiştir.
Dizinin önceki yazıları:
Adil ve sağlıklı çocuk beslenmesi -1- Devlet lisesinden özel okula bir liselinin tanıklığı
Adil ve sağlıklı çocuk beslenmesi -2- Öğretmen Özlem Candan ile röportaj
Sizin için özetledikKadifekale'de yaşayan anneler, çocuklarını beslemek için günlük olarak ciddi ekonomik zorluklar yaşamaktadır. Hane ekonomilerinin güvencesiz ve kayıtsız işlerle yürütüldüğü bu mahallede, anneler sabahtan akşama kadar çocuklarının beslenme sorunu hakkında endişe duymaktadır.
Çocuk beslenme sorunu, kamu tarafından tamamen kişisel bir aile sorunu olarak gösterilmekte ve kamu, kamusal sorumluluğundan çekilmiş durumdadır. Beslenemeyen çocukların durumu, annelerin yetersizliği veya hatası gibi sunulmaktadır.
İzmir'in Kadifekale semti, görece daha fazla sayıda 'ötekileştirilmiş' nüfusun yaşadığı ve hane ekonomilerinin güvencesiz ve kayıtsız işlerle yürütüldüğü mahallelerden biridir.
Annelerin 'Bugün çocuklarını nasıl besleyeceğim?' endişesi sabahın ilk ışıklarıyla başlamakta ve gece yatağa yatsalar da akıllarının bir köşesinde kalmaya devam etmektedir.
Röportajda yer alan Fatma Hanım'ın üç çocuğu bulunmakta ve bunlardan iki çocuğu okula gitmektedir.

