Kâğıt üstünde koruyucu imzalar, sahada ekolojik yıkım: Uluslararası sözleşmeler neden işlemiyor?

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın resmi internet sitesinde “Türkiye’nin Çevre Alanında Taraf Olduğu Uluslararası Anlaşmalar ve Sözleşmeler” başlığıyla duyurulan listede 14 ayrı küresel metin yer alıyor. Antarktika Sözleşmesi’nden Paris Anlaşması’na, Barselona ve Bükreş Sözleşmelerinden Basel, Minamata ve Stockholm anlaşmalarına kadar uzanan bu küresel taahhütler, Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca iç hukukun da üstünde bir bağlayıcılığa sahip. Türkiye bir yandan bu 14 uluslararası sözleşmeye tarafken, diğer yandan yaklaşan BM İklim Değişikliği Zirvesi COP31’in ev sahipliği ve eş başkanlığı için küresel ölçekte diplomasi yürütüyor.

Ancak Türkiye’nin imzaladığı bu 14 uluslararası sözleşmeye ve küresel zirvelerdeki vitrin rollerine rağmen, ülke genelinde ekolojik yıkım hız kesmeden devam ediyor. Kıyılardaki yapılaşma baskısından termik santrallerin esnetilen denetimlerine, kontrolsüz atık ithalatından Akbelen’de kömür madenleri için çıkarılan acele kamulaştırma kararlarına ve Gaziemir’deki nükleer atık muammasına kadar pek çok başlıkta, kâğıt üzerindeki taahhütler ile sahadaki gerçeklik taban tabana zıt bir tablo ortaya koyuyor.

Ekoloji Avukatı Arif Ali Cangı, uluslararası metinlerin sahada karşılık bulamamasının altında yatan temel nedenleri, Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmelerdeki kronik idari zafiyetleri ve COP31 sürecindeki büyük çelişkileri Seferi Keçi’ye değerlendirdi.

Avukat Arif Ali Cangı

Anayasa madde 90 var ama idare kulak tıkıyor

Uluslararası çevre sözleşmelerinin Türkiye’de etkisiz kalmasının ilk nedeninin küresel düzeyde bir yaptırım mekanizmasının bulunmayışı olduğunu belirten Avukat Arif Ali Cangı, sürecin tamamen devletlerin kendi beyanlarına ve kamuoyu baskısına terk edildiğini vurguladı.

Türkiye iç hukukundaki hiyerarşiye dikkat çeken Cangı, şunları söyledi:

“Sözleşmelerin uygulanması, o ülkedeki siyasi, politik ve toplumsal durumla doğrudan orantılı. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrasına göre; hak temelinde imzalanan bu tür uluslararası sözleşmeler iç hukuk metinleriyle çeliştiğinde öncelikli olarak uygulanmak zorundadır. Hatta Anayasa’ya aykırılığı dahi iddia edilemez; yani uluslararası sözleşme hükmü Anayasa’dan da üstündür. Ancak sahadaki bir idareci veya genel müdür, uluslararası sözleşmedeki açık hükme rağmen bunu dikkate almak istemiyor.”

Cangı, bu durumun doğrudan “hukuki güvenlik” ilkesini zedelediğini belirterek; “İnsanların hukuki güvenliği olmadığı gibi, ne yazık ki bu ülkenin dağının, taşının, ormanının ve tüm ekosisteminin de yaşam güvenliği kalmıyor” ifadelerini kullandı.

Taahhütler ve sahadaki gerçekler: Yedi temel çelişki

Türkiye’nin altına imza attığı temel çevre sözleşmeleri ile sahadaki uygulamalar arasındaki en belirgin uçurumlar şu yedi ana başlıkta toplanıyor:

1. İklim ve Enerji: Kömür sevdası sürüyor

– BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Kyoto ve Paris Anlaşması: Türkiye, 2021’de Paris Anlaşması’na taraf olarak 2053 Net Sıfır Emisyon hedefini açıkladı. Ancak mutlak bir emisyon azaltımı yerine “artıştan azaltım” modeli uygulandığı için emisyonlar tırmanmaya devam ediyor. Akbelen gibi ormanlık alanlarda kömür sahalarının genişletilmesi, kömürlü termik santrallere kapasite mekanizmalarıyla teşvik verilmesi ve net bir “kömürden çıkış takvimi” sunulmaması Paris Anlaşması’nın ruhuyla çelişiyor.

2. Atık ve Tehlikeli Kimyasallar: Avrupa’nın çöpü, İzmir’in Çernobili

– Basel Sözleşmesi: Tehlikeli atıkların sınır ötesi taşınımını engellemeyi amaçlayan sözleşmeye rağmen, Çin’in 2018’deki ithalat yasağı sonrası Türkiye Avrupa’nın en büyük plastik atık alıcısı haline geldi. Adana ve çevresinde tarım arazilerine dökülerek yakılan plastikler, denetim zafiyetini belgeliyor.

– Minamata ve Stockholm Sözleşmeleri: İnsan sağlığına zararlı ağır metallerin ve kalıcı kirleticilerin temizlenmesini öngörüyor. Ancak “İzmir’in Çernobili” olarak bilinen Gaziemir’deki eski kurşun fabrikası arazisinde gömülü olan radyoaktif ve ağır metal atıkların yıllardır uluslararası standartlarda şeffaf bir şekilde temizlenmemiş olması, bu yükümlülüğün sahada aksadığının somut kanıtı.

3. Denizler ve Kıyılar: Müsilajdan işgallere

– Barselona ve Bükreş Sözleşmeleri: Akdeniz ve Karadeniz’in kirliliğe karşı korunmasını taahhüt ediyor. 2021’de Marmara’yı kaplayan müsilaj krizi, yetersiz arıtma ve derin deniz deşarjlarının acı bir sonucuydu. Ege ve Akdeniz kıyılarındaki yoğun yapılaşma, turizm işgalleri ve Aliağa’daki ağır sanayi kirliliği, “kıyıların bütüncül yönetimi” ilkesinin göz ardı edildiğini gösteriyor.

4. Hava Kirliliği: Santrallere sürekli “ek süre”

– Uzun Menzilli Sınırötesi Hava Kirlenmesi Sözleşmesi: Kükürt ve azot oksit emisyonlarının sınırlandırılmasını hedefleniyor. Ancak Zonguldak ve Muğla (Yatağan) gibi bölgelerdeki eski termik santrallere baca gazı filtresi takmaları için mevzuat esnetilerek defalarca ek süreler tanındı.

5. Toprak Kaybı: Konya’da obruklar, ormanda madenler

– BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi: Türkiye’nin ev sahipliği de yaptığı sözleşmeye rağmen İç ve Güneydoğu Anadolu’da kontrolsüz yeraltı suyu kullanımı engellenemediği için dev obruklar oluşuyor. Orman ve mera alanlarının madencilik ve enerji tahsislerine açılması, toprağın çölleşmeye karşı direncini tamamen kırıyor.

6. Şeffaflık Sorunu: Veriler kamuoyuna kapalı

– Avrupa Çevre Ajansı (AÇA) Anlaşması: Çevre verilerinin şeffaf paylaşımını öngörüyor. Ancak sanayi bölgelerindeki hava kalitesi ölçüm istasyonlarında PM2.5 gibi kritik kirleticilerin verilerine erişim sıklıkla kesintiye uğruyor veya ölçüm yapılmıyor.

7. Ozon ve İklim Riski

– Viyana Sözleşmesi ve Montreal Protokolü: CFC gazlarının ithalatı başarıyla yasaklansa da, soğutma sektöründe ikame olarak kullanılan HFC (florlu) gazların güçlü birer sera gazı olması ve kaçakçılık denetimindeki yerel zafiyetler risk yaratmaya devam ediyor.

Unutulan veya uygulanmayan diğer sözleşmeler

Türkiye’nin taraf olduğu ancak kamuoyunda az bilinen diğer kritik uluslararası metinlere de dikkat çeken Avukat Arif Ali Cangı, “1971 Ramsar Sözleşmesi (Sulak Alanların Korunması), 1972 Paris Sözleşmesi (Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması), 1973 MARPOL (Denizlerin Gemilerce Kirlenmesinin Önlenmesi) ve 1979 Bern Sözleşmesi de göz göre göre ihlal ediliyor” diyor.

“Gaziemir için uluslararası bildirim yapılmadı”

Gaziemir’deki radyoaktif atık skandalına dair çok hayati bir hukuki ayrıntıyı paylaşan Cangı, Türkiye’nin taraf olduğu Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (1979/2005) yok sayıldığını vurguladı:

“Türkiye bu sözleşmeyi 1983’te imzaladı, 2016’da güncellenmiş halini yürürlüğe koydu. Sözleşmenin 5. maddesi son derece açıktır: Bir Taraf Devlet bünyesinde nükleer maddenin yasadışı yoldan elde edilmesi, tespiti veya ciddi bir tehlike hali söz konusu olduğunda, durumu derhal Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (IAEA) ve ilgili devletlere bildirmekle, bilgi alışverişinde bulunmakla yükümlüdür.

“Türkiye’de henüz bir nükleer santral işletmede değilken, resmi makamlarca nükleer atık tespiti yapıldı. Ancak Türkiye, bu sözleşmede yapılması zorunlu olan bildirimleri Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na yapmadı. Yani bu sözleşme Gaziemir özelinde hiç uygulanmadı.”

“Sinop nükleer santral projesinde Bükreş Sözleşmesi çiğnendi”

Karadeniz’in korunmasını hedefleyen 1992 tarihli Bükreş Sözleşmesi ve bağlı protokollerine (Kara Kökenli Kirlenme, Acil Durumlar, Biyolojik Çeşitliliğin Korunması) değinen Cangı, bölgedeki dev projelerde bu taahhütlerin devre dışı bırakıldığını belirtti:

“Bükreş Sözleşmesi, taraf ülkelerin Karadeniz’deki kirliliği önlemek adına bilimsel ve teknik iş birliği yapmasını, çevresel durumun izlenmesini ve kirlilik oluşmadan önleyici tedbirler alınmasını şart koşar. Ancak Sinop Nükleer Santral Projesi süreçlerinde bu sözleşme hükümleri ve yükümlülükleri hiç dikkate alınmadı, sözleşmeye hiç uyulmadı.”

COP31 vitrini ve sahadaki çelişki

Türkiye’nin uluslararası iklim diplomasisindeki duruşunu ve yaklaşan COP31 sürecini değerlendiren Avukat Arif Ali Cangı, Türkiye’nin ev sahipliği ve eş başkanlığı üstlenme hedeflerinin sahadaki gerçeklerle uyuşmadığına dikkat çekti:

“İklim zirvelerinin (COP) temel amacı iklim krizine karşı çözüm üretmektir. Türkiye’nin bu zirveye ev sahipliği yapmasının anlamlı olabilmesi için örnek iklim politikalarını hayata geçirmesi gerekir. Oysa bugün Akbelen’de tarlalar, ormanlar acele kamulaştırılarak kömür madenleri açılmak isteniyor; ömrünü tamamlamış termik santrallerin çalışma süreleri uzatılmaya çalışılıyor. COP31 yaklaşırken bu tutarsızlıkların kamuoyu tarafından bilinmesi ve hükümet politikalarının eleştirilmesi son derece hayati.”

Resmi müzakerelerin dışındaki çelişkilere karşı sivil toplumun sesini yükseltmesi gerektiğini belirten Cangı, sözlerini şöyle tamamladı:

“Kapalı kapılar ardındaki resmi toplantılarda gerçeklerle bağdaşmayan iklim politikaları inşa edilirken, dışarıda halkın ve ekoloji hareketlerinin kendi sözünü söyleyeceği alternatif bir ‘Halkın İklim Zirvesi’ örgütlenmelidir. Gerçeklerin, sahadaki tahribatın ve yapılması gereken doğru politikaların tartışılacağı bu zemin, zirveden doğa lehine anlamlı bir kararın çıkması için en büyük umuttur.”

Sonuç: Sözleşmeler kâğıt üstünde, mücadele sahada

Türkiye’de çevre mevzuatı ve taraf olunan uluslararası anlaşmalar, kâğıt üzerinde dünyanın en gelişmiş koruma kalkanlarından birini sunuyor. Ancak ekonomik büyüme baskısı, denetimsizlik ve idari isteksizlik birleştiğinde bu metinler birer temenni belgesine dönüşüyor. Hukukçular, Anayasa’nın 90. maddesinin idari kararlarda birincil rehber kabul edilmesi, uluslararası denetim mekanizmalarının çalıştırılması ve COP31 gibi süreçlerde sivil denetimin artırılması sağlanmadıkça ekolojik tahribatın önüne geçilemeyeceği konusunda hemfikir.

BAKANLIĞIN BEYAN ETTİĞİ 14 SÖZLEŞME

  1. Antarktika Sözleşmesi
  2. Avrupa Çevre Ajansı ve Avrupa Bilgi ve Gözlem Ağı’na Katılım Anlaşması
  3. Barselona Sözleşmesi
  4. Basel Sözleşmesi
  5. Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi
  6. Bükreş Sözleşmesi
  7. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi
  8. Kyoto Protokolü
  9. Minamata Sözleşmesi
  10. Paris Anlaşması
  11. Rotterdam Sözleşmesi
  12. Stockholm Sözleşmesi
  13. Uzun Menzilli Sınırötesi Hava Kirlenmesi Sözleşmesi
  14. Viyana Sözleşmesi
Paylaşmak için:

Bir cevap yazın