3 Kas 17° İstanbul — Yağmurlu

Google'da tercih et

Bozdağlar’da maden ruhsatlarına karşı köylüler yaşam alanlarını savunuyor: Mücadeleye devam

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MAPEG) Şubat 2026’da İzmir’in Ödemiş ve Kiraz ilçelerinde maden ihalesine açtığı sahalara karşı köylülerin mücadelesi sürüyor. Bozdağlar’da Kemer, Yılanlı ve Dokuzlar köylerini kapsayan sahaya ilişkin açılan davada Ankara 24. İdare Mahkemesi, yürütmenin durdurulması talebini reddetti. Kararın ardından Küçük Menderes Çevre, Kültür ve Sanat Derneği (KüMen-Der) Başkanı Servet Ali Çınar, “Madenci şirketler vazgeçmiyor, bizler de direnmekten vazgeçmeyeceğiz. Havzamızın talan edilmesine asla izin vermeyeceğiz” dedi.

MAPEG’in Şubat 2026’da ihale takvimine aldığı dört maden sahasından en büyük ikisi, Ödemiş ve Kiraz ilçe sınırlarında, Bozdağlar üzerinde yan yana bulunuyor. Toplam büyüklüğü 2 bin hektarı aşan alanlar, altın dahil metalik maden aramalarına izin verebilen IV. Grup ruhsat sınıfında yer alıyor. Bu sahalardan 1.562 hektarlık alanın 19 Şubat’ta yapılan ihaleyle Ahlatçı Altın İşletmeleri A.Ş.’ye verildiğini belirten Çınar, olası madencilik faaliyetlerinin Küçük Menderes Havzası’nın su kaynaklarını ve tarımsal üretimini tehdit ettiğini savundu.

Ruhsat sahalarının Kemer, Yılanlı ve Dokuzlar köyleri ile havzayı besleyen su kaynaklarına yakınlığı bölgede kaygı yaratıyor. Köylüler, geçimlerini sağladıkları tarım alanlarının, kestane bahçelerinin ve dağlardan gelen içme suyunun madencilik faaliyetlerinden etkilenmesinden endişe ediyor. Küçük Menderes Direniyor Platformu ise geçmiş yıllardaki maden karşıtı mücadelelerden edindiği deneyimle köy toplantılarını ve hukuki girişimlerini sürdürüyor.

Suyun izlediği güzergâh havzaya ilişkin kaygıları büyütüyor

Küçük Menderes Direniyor Platformu Sözcüsü ve KüMen-Der Başkanı Servet Ali Çınar, ruhsat sahalarından birinin Küçük Menderes Nehri’nin doğduğu Kemer ve Yılanlı köyleri çevresinde bulunduğunu söyledi. Çınar, bölgedeki kestane bahçelerinin ardından Yılanlı ve Dokuzlar köylerinin, daha aşağı kesimlerde ise Kiraz’a bağlı yerleşimlerin bulunduğunu anlattı.

Dağlardan doğan Gümüşlü suyunun Çatak ve Beydağ barajlarına, oradan da havzanın aşağı kesimlerine ulaştığını belirten Çınar, olası bir kirliliğin yalnızca ruhsat alanının yakınındaki köylerle sınırlı kalmayacağını savundu. Çınar’a göre risk, suyun izlediği güzergâh üzerinden Ödemiş, Tire, Bayındır, Torbalı ve Selçuk’a kadar uzanabilir. Platform, madencilik faaliyetlerinin yeraltı suları, tarım alanları ve hava üzerinde olumsuz sonuçlar yaratabileceği uyarısında bulunuyor.

Çınar, havzadaki tarımsal üretimin bölge dışındaki kentlerin gıda tedariki açısından da önemli olduğunu vurguladı. Küçük Menderes Havzası’nda yılda üç ürün alındığını, burada yetiştirilen ürünlerin Türkiye’nin farklı bölgelerine gönderildiğini söyleyen Çınar, üretimde yaşanacak kaybın gıda fiyatlarına da yansıyabileceğini ifade etti.

Servet Ali Çınar

Bozdağ’da tarımın yanı sıra yaylalar ve kayak merkezi de gündemde

Ruhsat alanlarına yakın yerleşimlerden Bozdağ’da ekonomi büyük ölçüde tarım, hayvancılık ve mevsimsel turizme dayanıyor. Bozdağ Muhtarı İsmail Hakkı Balcı, ruhsat sürecinden belediye toplantıları ve basına yansıyan haberler aracılığıyla haberdar olduklarını, kendisine resmi bir bilgilendirme yapılmadığını söyledi.

Balcı, köyün içme suyunun pompalarla başka bir bölgeden taşınmadığını, doğrudan Bozdağlar’daki doğal kaynaklardan geldiğini belirtti. Yılanlı ve Dokuzlar’ın ruhsat sahalarına en yakın köyler arasında olduğunu söyleyen Balcı, Bozdağlıların tarım arazilerinin de bu yönde bulunduğunu anlattı. Gündalan, Büyük Çavdar ve Küçük Çavdar yaylaları ile Büyük Çavdar’daki kayak merkezini hatırlatan Balcı, doğal yapının bozulmasının tarım kadar turizmi de etkileyeceğinden kaygı duyduklarını dile getirdi.

Köyde özellikle gençlerin sürece ilgi gösterdiğini belirten Balcı, toplantı çağrılarının karşılık bulduğunu söyledi. Mücadeleyi sürdüreceklerini vurgulayan Balcı, “Biz Bozdağlılar olarak bu altın madenine karşı mücadelede varız. Hep birlikte varız ve bırakmaya niyetimiz yok. Buraları çölleştirmeyeceğiz” dedi.

İsmail Hakkı Balcı

Üreticiler geçim kaynaklarının zarar görmesinden endişeli

Birgi’de yaşayan üretici Yaşar Uygun da madencilik faaliyetlerinin tarımsal üretim üzerindeki olası etkilerine dikkat çekti. İncir, kestane ve patatesin bölgenin başlıca ürünleri arasında bulunduğunu söyleyen Uygun, bu ürünlerin bir bölümünün ihraç edildiğini belirtti. “Biz üreticiyiz. Eğer biz üretmezsek burada yaşam nasıl sürecek?” diye soran Uygun, köylülerin doğal koşullarda üretmeye devam etmek istediğini ifade etti.

Uygun, olası bir madencilik faaliyetinde kullanılabilecek yöntemlerin hava, toprak ve ürünler üzerinde yaratabileceği etkilerden kaygı duyduklarını söyledi. Bölge halkı ve platform temsilcileri, alanların siyanürlü altın madenciliğine açılabileceği ihtimali üzerinden itirazlarını sürdürüyor. Ancak ruhsat sınıfı ve ihale bilgileri, sahada hangi madencilik yöntemlerinin kullanılacağını tek başına ortaya koymuyor.

Yaşar Uygun

Kemer’de kestane köy ekonomisinin temelini oluşturuyor

Kemer Köyü’nde temel geçim kaynaklarının başında kestane geliyor. Bölgede yıllık ortalama 5 ila 6 bin ton kestane üretildiği belirtiliyor. Hasat edilen kestaneler iç pazarda satılmasının yanı sıra özellikle Orta Doğu ülkelerine ihraç ediliyor.

Kemerli üretici Barış Kıvrak, köyde yaklaşık iki asırdır kestane yetiştirildiğini, kendisinin de çocukluğundan beri bu üretimin içinde olduğunu anlattı. Kıvrak, Kemer’in kestanesi için coğrafi işaret alma yönünde çalışma yürütüldüğünü belirterek madencilik faaliyetlerinin başlaması halinde köyün temel geçim kaynağının zarar göreceğini söyledi.

“Bizim tek gelirimiz kestane. Yerin yüzündeki hazine bizim yerin üzerinde. Yerin altındaki hazineye ihtiyacımız yok” diyen Kıvrak, dağlardan gelen suyun çok sayıda köyün içme ve sulama ihtiyacını karşıladığını vurguladı. Kestaneden başka düzenli bir gelir kaynaklarının bulunmadığını belirten Kıvrak, köylülerin ruhsatlara karşı mücadele edeceğini dile getirdi.

Barış Kıvrak

Dağlardan toplanan bitkiler aile ekonomisine katkı sağlıyor

Bozdağlar’daki üretim yalnızca bahçeler ve tarlalarla sınırlı değil. Köylüler sivri çayı, ada çayı, filiskin, altın otu, kekik, kantaron ve böğürtlen gibi ürünleri dağlardan topluyor. Bu ürünler evlerde tüketiliyor, satılarak aile bütçesine de katkı sağlıyor.

Begüm Çınar, yörede sivri çayı olarak bilinen bitkinin özellikle kış aylarında tüketildiğini, filiskinin ve altın otunun da bölge halkı için değer taşıdığını anlattı. “Dağlarda biz altın otu toplamak istiyoruz, altın madeni istemiyoruz. Altın otu burada yaşayanlar için altından daha kıymetli” diyen Çınar, dağlardaki bitki varlığını korumaya devam edeceklerini söyledi.

Begüm Çınar

Bozdağlı Semra Doğdu ise böğürtlen toplayarak elde ettiği gelirle iki çocuğunu okuttuğunu belirtti. Köyde patates, taze fasulye, barbunya, brokoli ve lahana yetiştirildiğini anlatan Doğdu, ailesinin evi, tarlası ve geçmişinin Bozdağ’da olduğunu söyledi. “Biz yerin altındakini istemiyoruz, yerin üstündekini istiyoruz. Bize yeryüzü yeter. Kazmasınlar bizim memleketimizi” dedi.

Semra Doğdu

Mahkemeden yürütmenin durdurulması talebine ret

Bozdağlar’daki maden sahalarına karşı yürütülen hukuki mücadelede 29 Eylül’de yeni bir gelişme yaşandı. Ankara 24. İdare Mahkemesi, Ödemiş ve Kiraz ilçelerinde Kemer, Yılanlı ve Dokuzlar köylerini kapsayan IV. Grup maden sahasının ihaleye çıkarılmasına ilişkin işlemin yürütmesinin durdurulması talebini reddetti.

Mahkeme, 2026/1333 esas sayılı dosyada, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinde öngörülen koşulların birlikte gerçekleşmediğine hükmetti. Oy birliğiyle verilen kararda, yürütmenin durdurulması talebinin reddine karar verilirken bu karara karşı itiraz yolunun kapalı olduğu belirtildi. Ancak karar, ihaleye çıkarma işleminin iptali isteminin esası hakkında nihai bir hüküm içermiyor.

Karara tepki gösteren KüMen-Der Başkanı Servet Ali Çınar, 1.562 hektarlık sahanın MAPEG’in 308 numaralı ihalesiyle Ahlatçı Altın İşletmeleri A.Ş.’ye verildiğini belirtti. Ruhsat sahası içindeki ve çevresindeki köylerde yaşayanların, Küçük Menderes Direniyor Platformu üyeleriyle birlikte yargı yoluna başvurduğunu anlattı.

Çınar, bölgede siyanürlü altın madenciliği yapılması ihtimaline karşı çıktıklarını belirterek, “Burada siyanürlü altın madenciliği yapılması geri dönüşü mümkün olmayan tahribata neden olacaktır. Bu dağlarda olası bir maden, Bozdağ’ın her şeyini yok edecek, tarımsal üretimi ve köylülerin geçim ekonomisini sakatlayacak. Yerinde korunması gereken tarımsal ve kültürel mirasa zarar verecek” dedi.

İklim krizi ve kuraklık nedeniyle su kaynaklarının korunmasının daha da önemli hale geldiğini vurgulayan Çınar, olası madencilik faaliyetlerinin etkilerinin havzanın aşağı kesimlerine kadar uzanabileceğini savundu:

“Bunlar yetmezmiş gibi iklim krizinin gitgide şiddetlendiği ve Küçük Menderes Havzası’nda kuraklığın arttığı bu dönemde, bölgede yaşam için hayati değerdeki su varlıklarını da kirletecek ve yok edecek. Madenin zararları, Pamucak sahiline kadar hissedilecek.”

KüMen-Der yöneticileri ise yürütmenin durdurulması talebinin reddedilmesinin mücadelelerini sona erdirmeyeceğini belirtti. Kararın davanın esasına ilişkin nihai bir hüküm olmadığını vurgulayan yöneticiler, “Bozdağ bizim. Doğayı koruma mücadelesinden vazgeçmek yok. Toprak, hava ve su bizim; kirletilmesine izin vermeyeceğiz” açıklamasını yaptı.

Geçmiş mücadeleden bugünkü davalara

Bozdağlar’da maden girişimlerine karşı mücadele 2009 yılına uzanıyor. Servet Ali Çınar, 2009 ile 2015 yılları arasında farklı şirketlerin bölgede dört kez çalışma başlatmak istediğini, köylülerin saha eylemleri ve ÇED toplantılarındaki itirazları sonucunda girişimlerin faaliyete dönüşemediğini anlattı. O dönemde muhtarlar, kooperatifler ve farklı siyasi görüşlerden köylülerle toplantılar yaptıklarını belirten Çınar, bugünkü örgütlenmede bu deneyimin etkili olduğunu söyledi.

Platformun verdiği bilgiye göre beş ayrı maden alanına ilişkin çalışma yürütülüyor. İki saha için İzmir ve Ankara’daki idare mahkemelerinde dava açıldı; diğer üç alan için de dava hazırlıkları başlatıldı. Çınar, 13 gönüllü hukukçunun sürece destek verdiğini belirtti.

Geçmiş yıllara göre bilgiye erişimin kolaylaştığını söyleyen Çınar, farklı bölgelerdeki madencilik faaliyetlerinin sonuçlarının sosyal medya ve haberler aracılığıyla daha yakından izlenebildiğini ifade etti.

Yürütmenin durdurulması talebinin reddedilmesiyle Bozdağlar’daki hukuki süreç yeni bir aşamaya girerken köylüler, tarım alanlarını, su kaynaklarını ve geçimlerini sağladıkları dağları korumak için mücadelelerini sürdüreceklerini söylüyor. Kemerli üretici Barış Kıvrak’ın “Yerin yüzündeki hazine bizim yerin üzerinde” sözleri ise köylülerin madencilik faaliyetlerine neden karşı çıktığını özetliyor.

Dosya ekoloji 30