Yerin altında işçiler, yeryüzünde ormanlar ve köyler bedel ödüyor; aynı ekonomik güç sergi salonlarında, konser sahnelerinde ve arkeoloji kazılarında “toplumsal fayda” adıyla yeniden karşımıza çıkıyor. Soma’daki beş madencinin ölümünden Nâzım Hikmet sergisine uzanan bu hikâye, kültür ve sanatın şirketler için nasıl bir itibar perdesine dönüştüğünü gösteriyor.
Soma’da yerin yüzlerce metre altında çalışan yedi madenci, 1 Ekim’de göçük altında kaldı. İmbat Madencilik’in Eynez’deki yeraltı kömür ocağında, üretime hazırlanan Doğu-5 ayağında meydana gelen göçükten iki işçi yaralı çıkarıldı. Halit Ersay, Kerim Ören, Ramazan İnce, Ömer Karakaya ve İsa Olcay yaşamını yitirdi. Bu, İmbat’ın ocaklarındaki ilk ölümlü kaza değildi. Aynı işletmede 2020’de meydana gelen göçükte Ersin Özdoğan, Salih Ayber ve Erdinç Karaveli, 2015’teki kazada ise Yusuf Çakıroğlu hayatını kaybetmişti.
İmbat işçileri çalışma koşulları ve sendikal haklar için de uzun süredir mücadele ediyor. Bağımsız Maden İşçileri Sendikası, farklı tarihlerde şirkette sendikal baskı, hafta tatili kesintisi, yıllık izin hakkının ihlali ve verilmeyen kömür istihkakı bulunduğunu ileri sürdü. İşçiler 2019’da seslerini duyurmak için bir şarkı besteledi. Aynı yıl sendika, dönemin genel başkanı Tahir Çetin’in disiplin kurulu yoluyla işten çıkarılmaya çalışıldığını açıkladı.

İmbat Madencilik’in kurucusu Nimet Arif Kurtel’in adı, İzmir’in kültür-sanat çevresinde de bilinen bir aile bağıyla karşımıza çıkıyor. Kurtel, K2 Güncel Sanat Merkezi’nin kurucusu Ayşegül Kurtel’in eşi. Açık kaynaklarda K2 ile İmbat Madencilik arasında doğrudan şirket, sponsorluk ya da finansman ilişkisi bulunduğunu gösteren bir bilgi yok. Dolayısıyla iki kurum arasında doğrudan ekonomik bağ kurmak mümkün değil. Ancak aynı aile çevresinde çağdaş sanat ve yaratıcı üretim alanı ile ölümlü kazalar ve sendikal hak ihlali iddialarıyla gündeme gelen bir kömür işletmesinin yan yana bulunması, kültür kurumlarının arkasındaki ekonomik ve sınıfsal ilişkileri tartışmaya açıyor.

Nâzım’ın adı, sermayenin vitrini
İzmir’deki ikinci örnek ise daha doğrudan bir şirket ilişkisine dayanıyor. İzmir Enternasyonal Fuarı’nın sponsorlarından Folkart’ın yapımcılığında Kültürpark Atlas Pavyonu’nda açılan “Romantika/Bir Ömrün Seyrüseferi” sergisi, Nâzım Hikmet’in yaşamını ve eserlerini yüzlerce belge, elyazması, fotoğraf ve kişisel eşyayla anlatıyor. Sergi, arşiv içeriğinden çok Nâzım’ın hangi siyasal çerçeve içinde sunulduğuyla tartışıldı. Atilla Birkiye, Oggito’da yayımlanan “Nâzım Hikmet… Kafa Tokuşturularak Açılan Bir Sergi” başlıklı yazısında, şairin komünist ve devrimci kimliğinin açılış konuşmalarında silikleştirildiğini savundu. Birkiye’ye göre Nâzım, siyasal mücadelesinden koparılarak farklı kesimlerin kolayca sahiplenebileceği bir kültür figürüne dönüştürüldü.
Açılışa Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak’ın yanı sıra İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, AKP Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan ile AKP İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı katıldı. Komünist kimliği nedeniyle yargılanan, hapsedilen ve ülkesinden ayrılmak zorunda kalan Nâzım Hikmet, böylece birbirinden farklı siyasal aktörleri yan yana getiren kurumsal bir etkinliğin merkezinde yer aldı.
Serginin yapımcısı Folkart, Saya Holding bünyesinde faaliyet gösteriyor. Holdingin inşaat, teknoloji ve ilaç sektörlerinin yanında madencilik yatırımları da bulunuyor. Saya’nın madencilik şirketi Livamine, Bursa’nın Harmancık ilçesinde 389 hektarlık krom işletme ruhsatına, ayrıca 12 genel ve üç ön arama ruhsatına sahip olduğunu açıklıyor. Şirket, yeni maden ocakları edinerek sektörde büyümeyi hedeflediğini de belirtiyor.
İmbat–K2 örneğinde aile bağı bulunurken Folkart ile Livamine doğrudan aynı holding çatısı altında yer alıyor. Nâzım Hikmet’in mirasını sergileyen şirket ile yeni maden sahaları arayan şirket aynı ekonomik yapının parçaları.
Folkart’ın kültür alanındaki geçmişi bu sergiyle sınırlı değil. 2015’te açılan Folkart Gallery, Atatürk, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Fikret Mualla, Robert Capa ve İbrahim Çallı üzerine sergiler düzenledi. İlk yıllarında Sebastião Salgado’nun madenlerde, fabrikalarda ve ağır çalışma koşullarında çalışan insanları konu alan “İşçiler” sergisini de İzmir’e taşıdı.
Şirketlerin kültür-sanat desteği yalnızca etkinliklerin finansmanını sağlamıyor; şirket adını sanatçılar, tarihsel kişilikler ve toplumsal değerlerle yan yana getiriyor. Böylece ekonomik güç, kültürel görünürlük ve kurumsal itibara çevriliyor.

Yeşil badananın ötesinde: Kültürel badana
İmbat–K2 ve Saya–Folkart örnekleri iki farklı ilişki biçimi ortaya koyuyor. İlkinde doğrudan finansman bağı kanıtlanmış değil; aynı aile çevresindeki iki ayrı alan söz konusu. İkincisinde ise kültür-sanat faaliyeti yürüten şirket ile madencilik şirketi aynı holdinge bağlı.
Her iki örnek de şirketlerin ekonomik faaliyetleri ile kamusal alanda kurdukları kimlik arasındaki mesafeyi gösteriyor. Çalışma koşulları, maden sahaları ve enerji yatırımlarının etkileri sınırlı bir çevrede tartışılırken sergiler, konserler, arkeoloji kazıları ve eğitim projeleri daha geniş bir görünürlük sağlıyor.
“Artwashing” ya da “culture washing” kavramları, kültürün ve sanatın şirket itibarını güçlendirmek amacıyla kullanılmasını tanımlıyor. Türkiye’de bu tartışma birkaç şirketle sınırlı değil.

Limak: Orkestranın sesi, Akbelen’in sessizliği
Limak Vakfı, kültürel ifade özgürlüğünü ve çeşitliliği desteklediğini belirtiyor. Vakfın en görünür yatırımlarından Limak Filarmoni Orkestrası, uluslararası opera sanatçılarını aynı sahnede buluşturuyor. Holdingin 50’nci yılı kapsamında 2026’da Ankara ve İstanbul’da düzenlenen konserlerin gelirinin Türkiye’nin Mühendis Kızları programına aktarılacağı açıklandı.

Limak aynı zamanda Muğla’daki Yeniköy ve Kemerköy termik santrallarını besleyen linyit sahalarının işletmecisi YK Enerji’nin ortağı. Şirket, IC İçtaş ile birlikte faaliyet gösteriyor. Akbelen Ormanı’ndaki kesim ve maden sahasının genişletilmesi, İkizköylülerin yıllarca süren direnişiyle ülke çapında gündeme geldi.
Holdingin kültür, çeşitlilik ve genç kadınların güçlendirilmesi üzerinden kurduğu kamusal anlatının karşısında, toprağını ve geçim alanlarını korumaya çalışan köylülerin mücadelesi bulunuyor.

Cengiz Holding: Kazı sponsorluğu ve Halilağa’daki 140 bin ağaç
Cengiz Holding’in grup şirketlerinden Truva Bakır, Çanakkale’nin Bayramiç ilçesindeki Halilağa Bakır Madeni Projesi’ni yürütüyor. Aynı şirket, yaklaşık 86 bin yıl öncesine tarihlenen İnkaya Mağarası kazılarına sponsor oluyor.
Truva Bakır’ın desteği 2026’da üçüncü kez yenilendi. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile imzalanan protokolde bilimsel çalışmaların sürdürülmesi ve mağaranın kültür turizmine kazandırılması hedefleri açıklandı. Şirket, sponsorluğu Cengiz Holding’in “Yer Altındaki Bütün Cevherleri Gün Yüzüne Çıkartıyoruz” projesi kapsamında yürütüyor.
Aynı törende Truva Bakır İşletme Müdürü Ünsal Arkadaş, Halilağa projesi kapsamında yaklaşık 140 bin ağacın kesildiğini ve şirketin buna karşılık bir milyon ağaç dikmeyi taahhüt ettiğini söyledi. Böylece kültürel miras sponsorluğu ile maden projesinin ekolojik bilançosu aynı açıklamada buluştu.

Zorlu: PSM’de sürdürülebilirlik, Gördes’te nikel
Zorlu Performans Sanatları Merkezi, çalışmalarını toplumsal fayda, eşitsizliklerin azaltılması ve sürdürülebilirlik kavramlarıyla anlatıyor. Kurumun internet sitesinde karbon ve su ayak izinin azaltılması, temiz enerji ve etik tedarik zinciri hedefleri sıralanıyor.
Zorlu Grubu ise Meta Nikel aracılığıyla Manisa’nın Gördes ilçesinde nikel madenciliği yapıyor. İşletme; orman kesimleri, asit taşıyan boru ve tankerlerle yaşanan kazalar, su kaynaklarına ilişkin kaygılar ve köylülerin itirazlarıyla gündeme geldi. Evrensel’in Şubat 2025 tarihli haberine göre üretimin durdurulması sırasında yaklaşık 700 işçiye ücretsiz izin ile işten ayrılma seçenekleri sunuldu.
Grubun kültür mekânında benimsediği sürdürülebilirlik söylemi, Gördes’teki madencilik faaliyetinin çevresel ve toplumsal sonuçlarıyla birlikte değerlendirildiğinde farklı bir tablo ortaya çıkıyor.

Eczacıbaşı: Müzenin kapısından maden ocağına
Eczacıbaşı Topluluğu, Türkiye’de özel sermaye ile kültür-sanat arasındaki ilişkinin en köklü aktörlerinden biri. Topluluk, İstanbul Kültür Sanat Vakfının kuruluşuna öncülük etti ve uzun yıllardır vakfın başlıca sponsorları arasında. İstanbul Modern de grubun en görünür kültür yatırımlarından biri.
Grubun madencilik şirketi Esan ise Türkiye’de ve farklı ülkelerde maden çıkarıyor ve işliyor. İki alan 2022’deki Balya işçi direnişi sırasında doğrudan karşı karşıya geldi.
Balıkesir’in Balya ilçesinde Esan’a üretim yapan taşeron şirketin 243 işçiyi çıkarması üzerine Bağımsız Maden İşçileri Sendikası eylem başlattı. Sendika, işçilerin sendikalaştıkları için çıkarıldığını savunarak işe iadelerini ve sendikal haklarının tanınmasını istedi. İşçiler, eylemlerini Eczacıbaşı Holding binasının yanı sıra İstanbul Modern ve İKSV önüne taşıyacaklarını açıkladı ve sanatçılara dayanışma çağrısı yaptı.
Bu eylem, grubun kültür alanında desteklediği ifade özgürlüğü ve eleştirel düşünce kavramları ile maden işçilerinin sendikal hak taleplerini aynı tartışmada buluşturdu.

Sabancı: Müzedeki “pozitif etki”, bacadaki linyit
Sabancı Holding’in kültür alanındaki en görünür kurumu Sakıp Sabancı Müzesi. Müze, koleksiyonlarının yanı sıra uluslararası sergilere, tiyatro etkinliklerine ve eğitim programlarına ev sahipliği yapıyor. Holding, müzeyi toplum üzerinde “pozitif etki” yaratan ve Türkiye’nin sanat mirasını koruyan bir kurum olarak tanımlıyor.
Sabancı’nın faaliyet gösterdiği enerji ve çimento sektörleri ise grubun karbon bilançosunda önemli yer tutuyor. Sabancı ile Alman enerji şirketi E.ON’un ortaklığı olan Enerjisa Üretim, rüzgâr ve güneş yatırımlarının yanında Adana’daki Tufanbeyli Linyit Santralı’nı işletiyor.
Şirketin açıklamasına göre 2016’da faaliyete geçen 450 megavatlık tesis, özel sektör tarafından yapılan Türkiye’nin en büyük yerli linyit santralı. Yakıtını çevresindeki açık linyit sahasından sağlayan tesis, grubun “karbonsuz gelecek” hedefiyle birlikte Sabancı’nın enerji portföyünde yer alıyor.

Eren Holding: Eğitim yatırımları ve ZETES
Eren Holding, toplumsal sorumluluk faaliyetlerinin merkezine eğitimi yerleştiriyor. Eren Vakfı okul, yurt ve eğitim yatırımları yürütüyor; vakıf 2026’da Cumhurbaşkanlığı tarafından “Yılın Vakfı” ödülüne layık görüldü.
Holdingin ekonomik faaliyetlerinin önemli ayaklarından biri ise kömür. Eren Enerji’nin Zonguldak Çatalağzı ve Muslu’da işlettiği ZETES’in toplam kurulu gücü 2 bin 790 megavat. Şirket verilerine göre ithal kömürle çalışan santral, yılda 19 milyar kilovatsaat üretim kapasitesine sahip ve Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 6’sını karşılayabiliyor.
Kağıt, çimento, liman, tekstil ve ambalaj sektörlerinde de faaliyet gösteren grup, atık kağıt kullanımıyla milyonlarca ağacın kesilmesini önlediğini ve çevre teknolojilerine yatırım yaptığını vurguluyor. Ancak bu çalışmalar ile kömür santralının iklim ve hava kirliliği üzerindeki etkileri aynı kurumsal bilançoda nadiren yan yana geliyor.

Kolin: Okul yatırımı, vadide tartışmalı sondajlar
Kolin İnşaat, sosyal sorumluluk faaliyetleri kapsamında farklı kentlerde okullar ve eğitim tesisleri yaptığını açıklıyor. Samsun’un Alaçam ilçesindeki 18 derslikli okul bunlardan biri.
Koloğlu Holding’in enerji, liman, otoyol ve sanayi yatırımlarının yanında madencilik faaliyetleri de bulunuyor. Bağlı şirket Hekimhan Madencilik, Malatya’da yılda yaklaşık iki milyon ton demir cevheri işleme kapasitesine sahip.
Şirketin Kastamonu’nun Tosya ilçesindeki Devrez Vadisi’nde manganez ve bakır aramak amacıyla yürüttüğü sondajlar, bölge halkının su varlıkları ve tarım alanları üzerindeki risklere ilişkin itirazlarına yol açtı.
Evrensel’in resmî yazışmalara dayandırdığı haberine göre şirket, aylar süren sondajlar ve kamuoyu tepkisinin ardından Mart 2026’da ÇED süreci başlattı. Haberde, şirketin başlangıçta valilikten aldığı “ÇED muafiyeti” kapsamında çalıştığı, ancak DSİ’nin sondajlar için ÇED görüşü vermediğinin ortaya çıktığı belirtildi.

Nurol: Kültürel Miras Fonu ve altın madenleri
Nurol Holding, 2025’te kadın emeğinin kültürel mirasın korunmasındaki rolüne odaklanan “Kültürel Miras Fonu”nu kurdu. Projenin geleneksel el sanatlarını, halk müziğini, tarihi yapıları, doğal peyzajları ve somut olmayan kültürel mirası gelecek kuşaklara aktarmayı amaçladığı açıklandı.
Aynı holdingin şirketlerinden TÜMAD, Lapseki ve İvrindi’de altın ve gümüş madenleri işletiyor. Şirket, 2023’e kadar iki madende 981 bin ons altın ve 1,5 milyon ons gümüş ürettiğini, yeni sahaları üretime geçirmek için çalışmalar yürüttüğünü belirtiyor. TÜMAD ayrıca okul, mesleki eğitim, kadınlara yönelik program ve yerel kalkınma projeleri gerçekleştiriyor.
Kültürel Miras Fonu’nun korumayı amaçladığı doğal peyzaj ile TÜMAD’ın genişleyen madencilik faaliyetleri aynı holding bünyesinde yer alıyor. Su kaynakları, mera, orman ve köylülerin üretim kültürü de bu ilişkinin parçasını oluşturuyor.
Şirketlerin iki ayrı bilançosu
Konserlerin, sergilerin, arkeolojik kazıların ve eğitim projelerinin kamusal değeri bulunuyor. Bu alanlarda çalışan sanatçıları, araştırmacıları ve kültür emekçilerini şirketlerin ekonomik faaliyetlerinden sorumlu tutmak mümkün değil.
Ancak şirketlerin topluma sunduğu kültür ve sosyal sorumluluk bilançosu ile üretim süreçlerinin yol açtığı çevresel ve toplumsal sonuçlar birlikte değerlendirilmiyor. Sponsorluklar görünürlük ve itibar üretirken iş kazaları, sendikal hak iddiaları, orman kesimleri ve köylülerin itirazları çoğu zaman ayrı başlıklar altında kalıyor.
Soma’daki göçük, bu tartışmanın soyut bir kurumsal etik meselesi olmadığını gösteriyor. Halit Ersay, Kerim Ören, Ramazan İnce, Ömer Karakaya ve İsa Olcay evlerine dönemedi.
Yerin altında işçiler ölürken, yeryüzünde ormanlar kesilirken sanatın ışığı şirketlerin karanlık sicilini aklamaya yetmez.


















Bir cevap yazın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.